4 Temmuz 2022 Pazartesi

 


AYIPLI SÖZ

Öyle bir bağırdı ki anne, yer yerinden oynadı sandı herkes, sesini binada duymayan kalmadı.

Küçük çocuk ne yapacağını şaşırdı. Beti benzi kül  gibi oldu. Eli ayağı boşaldı.

Anne, hışımla küçük çocuğun üzerine yürüdü. Kollarından tuttu, sarstı:

-Çabuk söyle bana nerden duydun bu kelimeyi sen? Kim söyledi? dedi.

Anne  mürekkep yalamamış değildi. Lise mezunuydu. Küçük çocuk, sesi titreyerek annesine cevap verdi. Kelimeyi kimden duyduğunu söyledi. Söyleyen aynı yaşlarda bir çocuktu.

Anne,

-Bir daha o çocukla konuşmayacaksın, yanına bile yaklaşmayacaksın, görürsem duyarsan Allah yarattı demem, kemiklerini kırarım, dedi.

Küçük çocuk, başını olur manasına salladı. “ Konuşmam “ dedi.

-Çabuk odana çık, dedi annesi ve devam etti sözlerine: “Bir hafta sana bilgisayar yok, oyun yok, telefon yok, cezalısın.

Küçük çocuk, koşarak , gözyaşı dökerek odasına koştu.

Annenin annesi oturduğu koltuktan seyretti olanları ,  olaya müdahil olmadı. Torunu odasına gidince de kızına sert çıktı:

-Ne yaptığını sanıyorsun sen kızım?

Anne, annesine döndü. Biraz sakinleşmiş gibiydi. Elleri arkasında  salonun içinde bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu.

Durdu:

-Ne sorduğunu, ağzından çıkan kelimeyi duydun değil mi anne? …….  ne demek, dedi. Düşünebiliyor musun……… ne demek diye sordu bana. Bu yaştaki bir çocuğun  soracağı  soru mu bu? Sen olsan çıldırmaz mısın? Ağzı süt kokuyor daha .

Anneannenin yaşı seksenin üzerindeydi

-Tamam da yavrum dedi.

Sözünün devamını bir an getiremedi. Düşündü, toparladı. Sonra da kızına eli ile gel işareti yaptı. Anne, hırsından ağlamak üzereydi.

Aneanne  yanına gelen kızını yanına oturttu, elinden tuttu:

-Bak yavrım dedi, dokuz çocuk büyüttüm, ben . Ben seni anlıyorum. Bu yaşta bir çocuğun ( aneanne kendini tutamadı güldü) böyle bir soru sorması her anne babayı şoke eder. Ne söyleyeceklerini  bilemezler de...n

- ne “de”si anne ya.  Ne söylediğini duydun……..  ne demekmiş. Ne demekse ne demek. Büyüyünce öğrenirsin. Tövbe tövbe. Kusura bakma anne ya. Senin yanında… Çok özür dilerim.

- Bak güzel kızım, çocuk bu. Bir yerlerden duymuş. Ne olduğunu merak etmiş. Etmiş de senin vereceğin tepki  bu mu olmalıydı?

- Ne yapacaktım anne? Dizimin dibine oturtup başını okşaya okşaya  onun  ne olduğunu mu anlatmalıydım. Tövbe tövbe.

- Yavrum, ben ne anlatmak istiyorum sen ne anlıyorsun.

Anne, elinde olmadan sesini yükseltti:

-Lafı uzatma da anlat anne sen de. Nutuk dinleyecek durumda değilim, kusura bakma, dedi.

Anneanne,

-Benim yerime başka bir anne olsaydı  bu sözünün üzerine burayı terk ederdi kızım, ama ben bunu yapmayacağım. Beni dinlersen iki çift laf edeceğim yok dinlemem dersen ağzıma fermuar çekip oturacağım.

Anne, annesini istemeden kırdığı için üzüldü.özür diledi.

-Tamam benim tepkimi doğru bulmadın sen de, dedi ve ilave etti “Sen benim yerime olsaydın ne yapardın anne?Tepkin ne olurdu?”

- Senin gibi avazım çıktığı kadar bağırıp çocuğumun üzerine yürümezdim.

- Anne çıldıtırtnak mı istiyorsun sen beni. Kocaman kadınım sorduğu soruyu ben bile telaffuz edemiyorum. Anlamak istemiyorsun sen beni.

- Bu yaştaki bir çocuğun  böyle bir soru sorması elbette insanı şoke eder ama verilecek tepki seninki gibi olmamalı diye düşünüyorum ben.

-…

-Çocuğun ödünü patlattın verdiğin tepki ile. Bu çocuk belki de bir daha hiç bir şey paylaşmayacak seninle.. Oysa çocuk olsun, genç olsun ailesiyle her şeyi paylaşabilmeli.  Onların vereceği tepkiden korkarsa paylaşmaz, paylaşmazsa da  yanlış yollara sapabilir, saptırılabilir yanlış bilgilerle.

Anne bir an duraksadı. Annesinin gözleri içine baktı ve sordu:

-Tepkim çok mu sert  oldu?

-…

-Fakat ben onun iyiliği için yaptım bunu.

-…

-Sen olsaydın ne yapardın ki?

-…

-Kendimi dizginler, bu konuyu yarın konuşsak olur mu acaba derdim mesela,

-Yarın olunca da sorarsa?

-İlk şoku atlatıktan sonra sen zaten şey yapardın. Onun yaşına uygun sözcükler bularak birkaç cümle kurar onun merakını giderirdin.

-Mesela anne.

- Evladım, mesela  deme   bana. Onu da sen bul. Benim söylemek istediğim başka bir şey. Sen onu anlamak istemiyorsun

-...

- Çocuk o sözü duymuş bir yerden. Merak etmiş. Gidip sarı çizmeli Mehmet Ağa’ya mı sorsaydı? Senin yerine babası olsaydı burada ya da başkası ona soracaktı. Anne olarak bağırıp çağırarak onu susturmak, merakını gidermemek sorunu halletti mi sanıyorsun? Şimdi o kafasında neler  kuruyordur? Benim korkum bir daha senin o halini görmemek için sana bir daha hiçbir soru sormayacak, seninle bir şey paylaşmayacak, başına kötü şeyler gelecek.

- Öf be anne ağzından yel alsın. Çocuktur, unutur gider.

- O ses tonun, beden dilin hiç de unutulacak gibi değildi.

Ortamda  bir sessizlik oldu. Anne oturduğu yerden kalktı. Bir bardak su içti. Sonra yine annesinin yanına gitti. Onun kahverengi gözleri içine bakarak, yalvaran bir ses tonu ile:

-Ya tamam kantarın topunu kaçırdım da  anne, dedi.” Şimdi ne yapmalıyım onu söyle bana.”

Annesi,biraz düşündü.Biraz daha düşündü. Biraz biraz daha düşündü. Kızının  sabrı taştı, yüksek bir ses tonu ile:

-Hadisene anne ya, dedi. “Söylesene bir şey. Akıl ver bana.”

Annesi, iç geçirerek oturduğu yerden kalktı. Kızının gözlerinin içine bakarak tane tane onun son söylediği cümlelere karşılık verdi, akabinde de  “ Ben odama gidiyorum şimdi, biraz uzanıp  dinleneceğim.”diyerek salondan ayrıldı.

-Olur olmaz yerde sesini yükseltenlerden hiç haz etmem ben Sabırsız insanlardan da haz etmem. Son söyleyeceğini ilk söyleyenlerden de haz etmem. Herkesin aklı kendisine,  istenmediği sürece kimseye  akıl da vermem. Hata yapmak insanlara mahsustur, hata yapmamaya çalışırım yaparsam da ağzımın ucu ile değil ağzımı doldura doldura içten özür dilerim. Özür dilemek  küçülmek değil  erdemliktir.

                             BİTTİ

2 Temmuz 2022 Cumartesi

 

AZ EVVEL YEMEK YERKEN GÖRDÜM SİZİ

Tam arabayı çalıştırmıştı ki 7-8 yaşlarında bir çocuk şoför mahallindeki sürücüye, Mete’ye, ürkek bir şekilde seslendi:

-Amca!

Mete, çocuğa baktı. Çocuk işaret parmağından da destek alarak ürkek bir ses tonu istirhamda bulundu:

-Bir dakika gelebilir misiniz?

Mete çocuğu tepeden tırnağa süzdü. Çocuk temiz giyimliydi. Giysileri kaliteliydi de.

Mete otomobildeki karısına baktı, çocuklarına baktı. Onlar da meraklanmıştı.

Mete arabadan indi. Çocuk biraz uzaklaşıp durdu. Döndü, gülümsedi.

Mete, çocuğa iyice yaklaştı.

-Efendim yavrum, dedi.

Çocuk:

-Az evvel yemekteydiniz, dedi.

-Evet.

- Siz bir şey yaptınız.

-Ben bir şey mi yaptım? Ne?

-İçki içtiniz.

Mete bir an şaşırdı. Böyle bir şey beklemiyordu. Evet dinlenme tesisi lokantasında bir şeyler yemişlerdi o da yemekte küçük bir kadeh içmişti.

Mete, ağzı laf eden bir adam olmasına rağmen söyleyecek bir şey bulamadı bir an.

-Ne demek istediğini biraz açsan güzel çocuk, dedi

Bir an sessizlik oldu. Çocuk merakını giderecek soruyu sordu.

-Arabayı siz kullanmayacak mısınız?

-Ben kullanacağım da, beni niye buraya çağırdın onu anlamadım ben.

-Ama ben sizi gördüm. İçki içiyordunuz.

Mete konuyu anlar gibi oldu. Çocuk  belli ki biraz problemliydi ona göre. Takıntılıydı. Alkollü araba kullanacağı için kaygılanmıştı Çocuğun başını okşarken:

Mete, çocuğun başını okşayarak onu rahatlatmaya çalıştı:

-Küçük bir kadehçik yavrum, endişelenme sen. Her zamankinden daha dikkatli kullanacağım arabayı, söz.

Mete’ni karısı da kocası ile çocuğun ne konuştuklarını merak ediyordu. Bir an evvel de yola çıkmak istiyordu. Arabanın kapısını açtı, seslendi:

-Haydi Mete, gel artık. Ne konuşup duruyorsunuz böyle. Saat 02.30’du, önlerinde daha beş saatlik bir yol vardı.

Mete, tokalaşmak için elini uzattı:

-Uyarın için teşekkür ederim, dedi. “Senin için söz verdiğim gibi çok dikkatli kullanacağım arabayı. İstersen ailenden müsaade isteyerek telefon numaranı ver Muş’a varınca sana telefon ederim.”

Çocuk tüm sevimliliği ile uzatılan eli öpüp alnına koydu. Çekinerek:

- Bir şey daha diyecektim, dedi.

- Haydi, çabuk o zaman,” dedi Mete. Gülümsedi:” Hanımı kızdırmayalım. Ne demek istediğimi evlenince görürsün.”

Çocuğun gözleri doldu bir an. Mete’nin gözünden kaçmayan bu durum onu da etkiledi. Bu işte bir iş var diye geçirdi içinden. Biraz çabuk ol tavrı ile:

Mete çocuğa göre epeyce uzun boyluydu. Biraz eğildi,

- Hadi dedi. “Seni dinliyorum.”

Çocuk isteğe tane tane konuşarak uzun bir cümle ile cevap verdi:

- Siz çok dikkatli kullanırsınız da, karşınıza çok dikkatli olmayan belki de sizin gibi alkollü biri çıkarsa, size çarparsa, karınıza ya da çocuklarınıza bir şey olursa, o küçük kadehi içmeseydim bu kazaya engel olabilirdim diye şey yapmayacak mısınız?

Mete bir an ürperdi. Korkarak sordu:

-Senin başına böyle bir şey mi geldi?

Çocuk başını öne eğdi.

-Geçen sene bir düğüne gitmiştik biz.  ( işaret parmağını yarısını göstererek) Babam arkadaşlarını kırmamak için azıcık içti. Yolda, kırmızıda durmayan bir kamyon bizi altına aldı. Annem öldü. Kız kardeşim sakat kaldı.

Mete’nin içi acıdı. Çocuğun başını okşadı bir şey söylemeden. Çocuk başını kaldırdı. “ Babamın kazada hatası yoktu ama hep o içkiyi içmeseydim belki kazaya engel olabilirdim diye hep ağlıyor.”

Mete uzun uzun başını salladı. Çocuğun ellerinden tuttu. Onlardan birini sevgi ile öptü. “ Sağ ol” dedi.

30 Haziran 2022 Perşembe

 

ARİF

        

         Alışveriş yapan İsmet Bey dükkâna döndüğünde saat tam 10’du.

Şükran ile Arif dükkânın önünde onu bekliyorlardı. İsmet Bey’i görünce Şükran, toparlanır gibi yaptı. Oğlunu sertçe İsmet Bey’in önüne itti:

-Öpsene ulan  it  İsmet Baba’nın elini, dedi.

İsmet Bey bu tavra sinirlendiyse de bir şey demedi. Elini öpmek için elini uzatan Arif’e elini uzattı.

-Sağ ol yavrum, dedi. “El öpenlerin çok olsun.”

Şükran,  İsmet Bey’in elindeki küçük paketi aldı. İsmet Bey, dükkânın kapısını açtı.

-Buyrun dedi, buyurun. Hoş geldiniz.

İçeriye girdiler.

Şükran:

 

-Dün konuştuğumuz gibi baba dedi.” Bu bizim ipe sapa gelmez, yaramaz hergele.  Eti senin kemiği benim. Tutturdu okumayacağım ayakkabı tamircisi olacağım, diye. Ben de görmüş geçmiş ihtiyar bir adamsın diye sana da yardım eder diye getirdim. Bu eşeği al sen, semeri de üzerine vur ne istersen yap.

İsmet Bey, Şükran’ı azarladı:

-Dün ben sana alkolü iken bu dükkâna girme demedim mi? Elindekini bırak, çık dışarı be adam dedi ve ekledi,” Kapının önünde bekle.”

Arif’e, kızgınlığım sana değil mesajı vermek için sesini yumuşatarak devam etti sözlerine. “ Biz Arif’le konuşalım, sonucu sana bildiririz.”

Şükran,

-Emrin olur baba,  Sen kızma yeter ki ben senin eşeğin olurum, dedi. Dışarıya çıktı. İsmet Bey, Arif i tepeden tırnağa süzdü. Arif ufak tefek bir çocuktu. Saçları sıfıra vurulmuştu. Gözlerine bir çekingenlik, bir korku vardı.

İsmet Bey,

-Babanın anlattıkları kadarıyla hakkında biraz bilgim var oğlum, dedi. “Ben seni çırak olarak kabul ederim tabi ki sen de istersen. Ne dersin?

Arif Bey, dükkânın dışında kendilerine camdan bakan babasına baktı. Babasının tehditvari el işaretini gördü. Bu durum İsmet Beyin de gözlerinden kaçmadı.

İsmet Bey,  Arif’i elinden tuttu ağır adımlarla kapının önüne gitti:

-Sen git artık, dedi”. Biz Arif oğlumla anlaştık.”

Şükran:

-Parasını günlük mü haftalık mı aylık mı verecen? Bide kaç lira?

İsmet Bey bir an “ al git oğlunu “ diye avazı çıktığı kadar bağıracak gibi olduysa da

-Bunları sonra konuşuruz, dedi. “Şimdi sen git, bir görelim bakalım.

İçeri girdiler. Arif  Bey tabureyi gösterdi:

-Otur bakalım şuraya dedi ve ekledi.” Hoş geldin.”

 Belli belirsiz” hoş bulduk” dedi Arif.

-Sana ne diye hitap edeyim.

Arif başını öne eğerek:

-Eşek demeyin de ne derse deyin.

- Yok yok ben istiyorum bunu. Oğlum mu diyeyim, çırak mı diyeyim , Arİf mi diyeyim, evladım mı yoksa yavrum mu diyeyim?

- Eşek demeyin de ne derseniz deyin.

-

- Ben size diyeyim?

İsmet Bey:

Sen , bana   İsmet Usta bazen de usta de. Duruma göre.

-Tamam

-Kahvaltı yaptın mı?

-Yok

İsmet Bey, çaydanlığı ve ocağı kapalı bir kabı gösterdi:

-Hade Arif, çaydanlığı ocağa koy da sabah kahvaltısını yapalım. Kapta da peynir zeytin falan filan var.

Arif kalktı. İsmet Usta’nın gösterdiği yere gitti. Çaydanlıkta su yoktu:

-Çaydanlıkta su kalmamış dedi. Su nerede?

-Testide olacak. Yoksa  sokak başındaki çeşmeden doldur gel.

-Tamam İsmet Usta.  

Kahvaltıyı havadan sudan konuşarak bitirdiler. Son bardak çayları doldurduktan sonra İsmet Usta,

-Eline sağlık Arif, dedi. “Çok güzel olmuş. Çoktan beri böyle  çay içmemiştim.”

-İltifat Arif’i sevindirdi.

Son bardak çay içilince İsmet Bey, Arif’e para verdi “ ilerde bir gazeteci var çıkınca sağda. Hemen görürsün,  dedi kalınca bir defter istedi. Bu esnada saat 8 olmuştu. Göz açıp kapayıncaya kadar koşarak gitti geldi Arif.
-Buyur ismet Usta dedi.

İsmet Usta, defteri inceledi.

-Tam istediğim gibi bir defter dedi.”Aferin sana”.

Arif sevindi. Bu sevinç gözlerine yansıdı. İsmet Bey ayağa kalktı. Defteri niçin aldığını fazla teferruata girmeden açıkladı:

-Bu deftere dedi o gün buraya geldikten sonra burada yaşadıklarını, yapıklarını güzel bir yazı ile yazacaksın, dedi

-Her şeyi mi?

-Evet, her şeyi. Şu saatte dükkâna geldim. Zamanında gelemediysen niçin gelemediğini. Buradan başlayacaksın ve de her şeyi her gün yazacaksın. Yapabilecek misin?

-Yaparım.

-Bak ben burayı daha yeni açtım. Şimdiye kadar da henüz hiç iş yok.

-Hiç mi?

-Hiç ama merak etme bir süre sonra yavaş yavaş ufak tefek şeyler gelmeye başlayacak inşallah.. Onları memnun kılarsak o ona o ona söyler yavaş yavaş iş yürür gider. Ben de seni yetiştiririm. Sen bu işi çok istiyordun değil mi?

-Arif,  başını öne eğdi. Bir şey demedi.

İsmet Bey, güldü:

-Anladım, dedi. Mecburiyetten.

-…

- Yıllar yılı öncesi ben de mecburiyetten başlamıştım bu işe  ama rahmetli ustam  sayesinde iyi bir usta oldum. Ev bark araba sahibi oldum. Çoluk çocuk sahibi oldum, büyüttün Sen de sebat edersen  zengin olmazsın belki ama geçinecek kadar para kazanırsın. Zanaat altın bileziktir.

Arif bu konu için de bir şey söylemedi. İsmet Bey,  köstekli saatine baktı. “Ben bugün akşama kadar yokum” dedi. “ Dükkân sana emanet”dedi. Sonra da oradan ayrıldı. Akşam 17’ye doğru döndü. Biraz oturup dinledikten sonra Arif’ten defteri istedi sonra da sordu:

-Yazdın mı bir şeyler.

-Yazdım usta dedi. Defteri uzattı.

İsmet Bey, defteri şöyle bir karıştırdı

-Ne kadar çok şey yazmışsın, dedi ve açıklama getirdi” Tabi her şeyi yaz” dedim. Sen de su içsen yazmışsın. Ama ben bu kadar teferruatlı istemedim. Neyse birkaç gün sonra neleri yazacağını ya da yazamayacağını öğrenirsin. İsmet Bey, defteri bir kenara bırakmadı. Gözlüklerini taktı. Hızla göz atmaya başladı, bir yerde durdu. Orada, “ gözlüklü, uzun boylu bir amca geldi. Selam verdi. Bende selamımı verdim.. Sonra poşetten iki terlik çıkardı” Bunları tamir ediyor musunuz? “ diye sordu. Ben de yok dedim. Sadece ayakkabı tamir ediyoruz. Dedim

İsmet Bey, gözlüklerini çıkardı:

-Terlikleri tamir etmiyoruz deyip almadın mı?

-Almadım usta?

-Peki niye

Arif camın önüne gitti Camdaki yazıyı heceleyerek okudu.

-Buraya , ayakkabı tamir ediliri diye yazmışsınız..

-Ee ne var bunda?

-Bu, ayakkabıdan başka bir şey tamir edilmez demek değil midir?

-Değil tabi evladım. Bu her şey tamir edilir demek.

-Ama bu yazı o zaman gereksiz.

-Gereksiz mi? Niye?

-Tabela da zaten ayakkabıcı diyorsunuz. Siz yufkacının camına yufka bulunur yazmak  gibi bir şey.

-Pek ne yazmalıydım?

-Eğer ayakkabıcının yanına v.b. yazsaydınız olurdu.

Açıklamalar İsmet Bey’in hoşuna gitti. Verilen cevaplar da ona ilginç geldi. Gülümseyerek, düşündüğünü söyledi:

-Sen bayağı zeki bir çocuğa benziyorsun be Arif, dedi.

Arif güldü.

-Babana kafam almıyor demişsin okula gitmemek için ama bana hiç de öyle gelmiyor. Şu söylediklerini her yerde görüyoruz. Sen bu yanlışlığı fark ettin.

-Babam eşek deyip durdukça içimden okumak gelmiyor. Kafam da almıyor.Arif Bey, bir şeyler daha  söyleyecekti ama düşündüklerini cümleye çeviremedi. Gözlerini camdaki yazıya çevirdi. Birkaç kez okudu sonra Arif’ e döndü.

-Camdaki yazıyı düzeltebilir misin sen? dedi.

-Kendisiden bir şey istenilmesi Arif’i heyecanlanırdı, coşku ile

--Düzeltebilirim, dedi. Hemen başlayayım mı yoksa akşam evde yapıp yarın mı getireyim? Evde özenerek yaparım da.

-Evet

-Başıma dikilip eşek ne yapıyorsun diye sormazsa.

 

                       son

12 Haziran 2022 Pazar


İSTİFA

Bir varmış bir yokmuş kimsenin adını dahi bilmediği bir ülkenin en saygın en güvenilir şirketlerinden birinin sahibi Ağaç ( Bu ülkedekiler çocuklarına asırlardan beri hayvan, ağaç, meyve isimleri verirmiş) önüne gelen istifa mektubunu bir değil birkaç defa okumuş. Çünkü istifa eden şirketin ikinci adamıymış. Şirketten aldığı maaşla yediği önde yemeği arkasındaymış. Ülkenin en yüksek ücretini alırmış. Kendisinden sonra son sözü hep o söylermiş. Çalışkanmış, güvenilirmiş, demokratmış. Adilmiş. Şirketin menfaatleri kendi menfaatlerinden üstün tutarmış. Yani Ağaç’ın gözü kapalı teslim edeceği biri imiş.

Ağaç. Nehir’in istifası elinde olduğu halde işin işinde çıkamayınca bahçeye çıkmış. Bir saate yakın genişçe bahçeyi dolaşmış.

Bu durum Isırgan Otu’nun dikkatini çekmiş. Kısa bir tereddütten sonra Ağaç’ın yanına gitmiş, sormuş:

-Yardımcı olabileceğim bir şey var m patron? Sizi çok şey gördüm de.

-Isırgan Otu da Ağaç’ın güvendiği, sevdiği elamanlardan( dostlarından) biri imiş. Hemen orada bunan banklardan birine oturmuş. Ona da otur demiş ve hemen konuya girmiş.

-Nehir istifa etmiş.

-Isırgan Otu kulaklarına inanamamış

-Niçin?

-Sormadım ki.

Ağaç, Isırgan Otu gidince, Nehir’i çağırtmış. İstifanın nedenini sormuş. Nehir, yalansız dolansız. istifa nedenini açıklamış.

-Efendim, diye söze başlamış. Bilginiz dahiline kendim için bir asistan aldım geçen gün.

-Evet. Gördüm pek de cici bir bayan.

-İstifamın sebebi bu efendim.

-Anlamadım.

-İki aday daha vardı efendim.

-Eeeeee!

-Adayın birini hemen eledim. Diğer aday hemen tüm okullarını dereceyle bitirmiş. Üç dili biliyor. Leb demeden konumuzla ilgili her şeyi anlıyor.

-Tam sana göre bir asistan. Konuya da vakıf. Aldığın o  bayan mı diyeceğim de.

-Ağaç gözlüğünü takmış. İstifa nedenini az çok anlamış ama hayatı boyunca hiç, yüzde yüz emin olmadıkça konu hakkında fikrini söylememiş.

Odada kısa bir sessizlik olmuş. Ağaç:

-Evet, diyerek Nehir’in konuşmaya devam etmesini istemiş.

-  Ben, özür dilerim, sizin cici hanım diye nitelendirdiğiniz o bayanı yetersiz olmasına rağmen tercih ettim. Boyu postu, cazibesi, ağzının çok güzel laf etmesi, candan davranması nedeniyle onu ötekine yeğledim. Böyle bir hata ve bile yaptığım bu hatayı kendime ve şirketimize yakıştıramadım. İstifa nedenim budur. Liyakati albeniye tercih etmemdir.

Ağaç,  ayağa kalkmış. Nehir’in omzuna hafifçe dokunmuş:

-Bu durum telafi edilebilir; demiş.

Bir süre muhatabından cevap beklediyse de bu gerçekleşmemiş. Bunun üzerine Ağaç emredici bir ses tonu ile:

-Sana cumaya kadar izin demiş. Cuma günü saat on birde odama gel, ya  “ istifamı işleme koyunuz, de ”  ya da“  başka bir şehirdeki başka bir işletmenizde alt kademelerin birinde görevimi sürdürmek istiyorum. de.”

Gökten üç elma düşmüş, biri Ağaç’ın başına biri Nehir’in başına, öteki de sizin uygun gördüğünüz birinin başına.

                    BU MASAL DA BİTTİ

22 Mayıs 2022 Pazar


 

SONU BİLİNMEYEN HİKAYE

 

Akşam yemeğindeydiler. Cenk Bey çok sevdiği çubuk makarnayı ustalıkla çatalına toplarken, Nesrin çatalını tabağına bıraktı. Konuştu:

- Babacığım.

- Efendim kızım.

- Biri var.

Cenk Bey ağzına götürmekte olduğu çatalı t abağına bıraktı. “ Bu ne diyor” der gibisinden karısı Nazik’ e baktı. 

Cenk Bey böyle bir şey beklemiyordu. Kızından gözlerini kaçırarak sordu:

- Ben tanıyor muyum?        

- Sanmam.

Cenk Bey ne diyeceğini şaşırmıştı. Kelime bulmakta, cümle kurmakta zorlanıyordu:

- Peki sen tanıyor musun?

- Anlamadım?

- Tamam daha fazla konuşursam daha fazla saçmalayacağım.

-Yani.

- Ne demiştin?

- Biri var demiştim.    

- Peki, kim?       

- Efendi bir çocuk. Üniversite mezunu. İki dil biliyor.

- Kızım böyle şeyler için yaşın küçük değil mi?

Nazik Hanım güldü. Bu durum Cenk Bey’in gözünden kaçmadı.

Cenk Bey elinde olmadan sinirlendi. Karısına:

-Gülmeni gerektiren bir şey mi söyledik? dedi.

Karısı gülmenin dozunu arttırarak:

-Sen yanlış anladın, dedi.

-Neyi yanlış anladım?

Nesrin de anladı.

-Babacığım aklına neler geliyor, dedi.

-Doğru dürüst anlatırsanız anlayacağım.

Nazik Hanım:

-Geçen gün bizim kız birilerine rastlamış.

- Kime?

- Hade bebeğim tabağına koyduğun makarnayı yut ondan sonra anlatacağım.

- Hayır efendim şimdi anlatacaksınız. Boğazımdan nasıl geçecek ki onlar?

Nazik Hanım:

-Sen bilirsin dedi. Yemeğini bitirdi. Sonra da ekledi. “ Elime sağlık. Pek de güzel olmuş.”

Nesrin :

-Eline sağlık anne dedi. O da yemeğini bitirdi.

Cenk Bey ya sabır çekerek yemeklerin bitirilmesini beklemişti.

Nazik Hanım kocasının sabrını daha fazla zorlamadı:

-Haydi Nesrinciğim, dedi.” Anlat.”

Nesrin: “ ya babacığım” diye söze başladı. Nazik Hanım da kızına iyice sokuldu. Hatta elini kızının omzuna koydu:

-Geçen gün tam okula gidiyordum. Bir Fransız aile orada birilerine bir şeyler soruyor fakat yanıt alamıyordu. Çünkü kimse dil bilmiyordu.

- Kızım sen Fransızca biliyorsun. Yardım etseydin.

Nesrin babasına karşılık vermedi. Sözünü sürdürdü:

-Bu arada kâğıt toplayıcı bir genç onlara yaklaştı, “ Ben size yardımcı olayım” dedi Fransızca. Yardımcı da oldu. Çok güzel bir Fransızcası vardı.  Herkesin ağzı bir karış açık kâğıt toplayıcına bakıyorlardı. Ben de çok şaşırmıştım.

Fransızlar oradan uzaklaşırlarken ben de ayaküstü birkaç dakika konuştum onunla. Üniversiteyi derece ile bitirmiş. Fransızcanın yanında İngilizce de biliyormuş. Bir türlü iş bulamamış. Bakmakla yükümlü olduğu beş tane kardeşi varmış. O da bu işe başlamış.

Cenk Bey, sözün nereye varacağını anlamakta zorlanmadı:

-Adresini aldın mı, ya da cep telefonu numarasını.

-Almadım da hemen hemen her gün yani bazen görüyorum.

Nazik Hanım araya girdi.

- Geçen gün Nesrin bana da gösterdi. Evde atılacak bazı şeyler vardı. Hakikaten çok kibar, efendi, güler yüzlü bir çocuk.

- İçeri almadın inşallah. Bitli midir, pireli midir?

- Tabi ki hayır. Kapıdan verdim, bu arada biraz da konuştuk.

Salonda kısa bir süre derin bir sessizlik oldu.

Nazik Hanım:

-Bebeğim, dedi kocasına. “Hani diyorum ki bu çocuğu işe alsan. Topluma kazandırsan. Sen seversin böyle işleri. Hem okumuş yazmış bir delikanlı.”

Nesrin, babasına sarıldı:

-Evet babacığım.

Cenk Bey yerinden kalktı. Salonun içerisinde git gel yaptı. Sonra da “Peki” dedi.

Cenk Bey’in “ peki” sine karısı Nazik “ iyiliksever kocacığım “ diyerek Nesrin de alkışla tepki verdi.

Cenk Bey,

-Görürseniz bir daha söyleyin benim fabrikaya gitsin, iş isteme formunu doldurup bıraksın. Kısmetse olur.

Nesrin!in keyfi kaçtı, suratı asıldı. “ Ölme eşeğim ölme” desene dedi. “ Şimdiye kadar eminim form doldurmadığı yer kalmamıştır.”

Nazik Hanım,

-Forma ne gerek bebeğim” dedi. “ Sen oranın patronu değil misin? Cenk Bey zaman zaman fevri çıkışlar yapan bir adamdı. Bu huyunu hiç sevmezdi.

Birden yerinden kalktı. Karısının karşısına dikildi. İşaret parmağını göstere göstere konuştu:

-Bak hatun ben bu işletmeyi aldığımda kapısına kilit vurulmak üzereydi. Ben ne yaptım? İşini bilen bir ekip kurdum. İşi eşe dosta arkadaşa değil uzmanına işi bıraktım. Aldığımız kararlardan ödün vermedim. Bunun neticesinde de adım adım büyüdüm. Bak Nazik sen bile yarın ben de senin iş yerinde çalışmak istiyorum desen iş başvuru formunu doldur derim. Arkadaşlar bu formları incelerler gerekli gördüğü arkadaşları çağırıp  ön görüşme yaparlar  diğerlerine de en geç bir ay içinde neden görüşmeye çağrılmadığına  dair bir mektup yazarlar. Ben, bu benim karım yarın işe başlayacak gereğini yapın demem.

Nazik;

-Tamam canım bir şey demedik, dedi.

-Diyemezsin tabi, dedi. O bahsettiğiniz delikanlı için de bu geçerli. Gitsin, formu versin. Olur olmaz gerisine ben karışmam.

Sabahtan beri ha yağdı ha yağacak denilen yağmur yağmaya başladı. Cenk Bey koltuğunu pencerenin önüne çekti. Perdeyi hafifçe araladı. Nesrin, babasının yağmur yağarken pencere önüne oturmayı sevdiğini bilirdi. Babasının “ şimdi birde Türk kahvesi olsa” demesini beklemeden kahvesini yapmak için mutfağa yollandı.

 


                                       

14 Mayıs 2022 Cumartesi

 


KİTAPLARI SEVMEYEN ÇOCUK

Bir varmış , bir yokmuş kitapları ve kitap okumayı  hiç ama hiç sevmeyen bir çocuk varmış.

Günlerden bir gün halasına kuzeni Ertuğrul’la biraz oynamak biraz ders çalışmak için gitmiş.

Akşama kadar hoşça vakit geçirmiş.

Akşam televizyon seyrederlerken hala el çırpmış

Hala:

-Haydi bakalım herkes kitabını alsın köşesine çekilmiş.

Herkes yeni bir kitap ya da dünden kalan kitabını alarak köşesine çekilmiş. Hala da televizyonu kapatıp eline bitirmek üzere olduğu İngilizce bir kitabı alıp köşesine gitmiş.

Figen:

-Televizyonu açabilir miymiş? Ben kitap okumayı sevmem,

Herkes ters ters Figen’e bakmış: Kuzenlerden Ertuğrul’a içinden “Okumamayı sevseydin okuduğunu anlar, okuduğunu da anlatabilirdin,  demiş.

Fiğen, can sıkıntısında dolayı Eruğurul’a hitaben:

-Öğretmenin verdiği ödevleri bitirdin mi demiş

Ertuğrul:

-Görmüyor musun kitap okuyorum, demiş okuduğu kitaptan başını kaldırmadan.

Ertuğrul’un suratı asılmış:

Eniştesi hem okuyor hem notlar alıyormuş.

Halası gözlüklerini takmış kendinden geçmiş kitabını okurken.

Üniversitede de okuyan büyük kuzeni, bir bilim insanı edasıyla top sakalını sıvazlıyor, zaman zaman kıkırdayarak okuduklarına gülüyormuş.

Yaşıtı Ertuğrul akalarını uzatmış, çoraplarını çıkarmış kitabına gömülmüş. Bu kitabı iki defa da okumuyormuş.

Birden bir sarsıntı olmuş. Aksallı, nur yüzlü ihtiyar bir adam elinde bastonu ile orada bitivermiş. Figen ilk adapta korktuysa da bir süre sonra korkusu yitmiş.

Dede, seni görmek için az geldim uz geldim, dere tepe geçip geldim, demiş. “

-Beni görmek için mi geldin?

- Ya duyduğuma göre hiç kitap okumaz, en fazla elli sözcükle konuşurmuşsun. Konuşulanların pek azını anlar, kailime hazinen yetersiz olduğundan da fikirlerini tam olarak izah edemezmişsin.

Figen utanmış, yüzü kızarmış kendini savunma gereği hissetmiş:

-Ama hep teşekkür belgesi alıyorum,demiş.

-Aksakallı nur dede, gülmüş-

-Herkes o dediğin belgeden alıyor şimdi. Eskiden o belgeyi almak için göbeğimiz çatlardı

Aksakallı nur dede, “ neyse” demiş süzülerek oradan ayrılmış.

Figen gözlerini ovuşturmuş. Belli ki özü geçmiş.  Bu anda da halası ellerini çırpmış.

-Bugünkü okuma saati bitti demiş. Çay demlemeye gidiyorum.

 

Çaylar gelinceye kadar da bir kişi hariç ( ki o hala okumaya başlamamış) devam etmiş.

 Gökten düşen elmalardan hiçbiri de onun (Figen'in) başına düşmemiş.


4 Mayıs 2022 Çarşamba

 

                                                                                                                                                                                                                                                             

HAYDİ, TATİLE ÇOCUKLAR

 

Bütün imkanlarını kullanarak bir tatil köyünde yer ayırttı. Müjdeyi evdekilere vermek için adeta koşarak eve gitti. Gayesi çocukların"

Beklentisi önce sevinçle “ yaşasın” diye bağırcıklar sonra da kendisini öpücüklere gark edeceklerdi.

Öyle olmadı. Üç çocuğu da suratlarını astlar. Bir köşeye çekildiler. Baba,  anneye anne babaya baktı. Anne bilmiyorum manasında bir harekette bulundu.

Baba:

-Çocuklar anlatın bakalım, sorun nedir?

Çocukların temsilcisi

-Baba, anne biz sizlerle bayrama gitmek istemiyoruz, dedi.

Salonda bir süre sessizlikten sonra baba çocukları karşına geçip  koltuğa  toplayıp oturttu.

-Burayı gitmeyi siz bizden istediniz, dedi. Birkaç saate kadar yola çıkacağız.

Çocuklar babalarının huyunu bildiklerinden hazırlıklıydılar. Ceplerinden birer kâğıt çıkardılar.

Altı yaşındaki Fatma başladı.

-Biz anneannemizi ve dedemizi çok özledik.

- Beş yıldır görmüyoruz. Belki seneye ve sorası hiç göremeyeceğiz, Tıpkı babaannem ve büyükbabamı gibi.

-Sanırım bizim gibi sizlerin de gözlerinde tütüyorlardır onlar

- Biz de siz de  daha yıllarca tatile gidebiliriz.

-Babaannem öldü ama anneannem ve dedem yaşıyor. Bu durum  sizi ırgalandırmıyor olabilir ama biz bu bayramı onlarla geçirmek istiyoruz.

-Onları sevindirmek istiyoruz.

-Onları sevindirmek bizi de sevindirerek

-Bu kadar bizim söylemek isledikerimiz.

Fatma’ın gözleri bir aralık annesine kaydı. Annesi ağlıyordu.

 

SON