AFERİN BANA
Öğrendikçe şevke geldi
Şevke geldikçe öğrendi
Göze girdi alkış aldı
Sözcüklerle de sarmaş dolaş olmaya başladı günlerden bir gün
Şiir yazmaya da başladı,
Yazdı okudu, okudu yazdı
Ufku açıldı,
Onlar empoze edemez oldular fikirlerini ona
O da fikrini dayatmaya kalkmadı kimseye
Sivri dilliydi, ağzından bal damlayanlardan oldu maşallah
Zaman zaman kırıldıysa da kalbi, pek kalp kırmadı
Kelime dağarcığı genişledikçe dünyası da gelişti
Yazmak ve okumak hobisi oldu,
Kimseden bravo beklemedi amma
Kendisine kocaman bir aferin verdi
Aferin ona!
***
GÜZEL SÖZ:
İnsan hariç, bütün hayvanlar hayattaki temel görevinin hayattan zevk almak olduğunu bilirler.( Samuel Butler)
30 Eylül 2011 Cuma
27 Eylül 2011 Salı
SIFAT TAMLAMASI
2.BÖLÜM:
- Niye sesini yükseltiyorsun? Benim gibi cahil, sıfat tamlamasının bile ne olduğunu bilmeyen bir adamla arkadaşlık kurduğun için kendine kızıyorsun değil mi?
- Tövbe yarabbi. Bunu da nerem çıkarttın şimdi?
- Bak da gör işte. Yeri geldiğinde benim de söyleyecek bir sözüm oluyor. Nasıl çıkarttım ama. Beni o kadar hakir görme, yeri geldiğinde benim de çıkartabileceğim bir şeyler var demek ki.
- Taner!
- Efendim.
- Kamera şakasına falan mı alet oldun?
- Bak gene aynı şey.
- …
- Beni herkes kullanabilir yani. Benim aklım fikrim yok. Nu dünyada tek akıllı sensin. Ben sadece bir aletim. Ben bir sıfat tamlamasını bile bilmiyorum.
- Evet evet bu bir kamera şakası olmalı. Ama patlamayacağım. Sabır neymiş dünya âleme göstereceğim.
- Göster… Göstermesen seni müfteri ilan ediyorum.
- !
- Evet evet seni müfteri ilan ediyorum.
- …
- Sen bir müfterisin.
- …
- Ne o. Niçin dut yemiş bülbüle döndün?
- …
- Tabi ya, müfterinin anlamını bilmiyorsun. Bilmediğin için de mütalaada bulunamıyorsun.
- …
- Müfteri nedir demeyi de onuruna yediremiyorsun.
- …
- Her gördüğün sakallıyı baban sanma yavrum. Havanı söndürüverirler böyle…
- …
- Sen kimsin de bana sıfat tamlaması ile bilgiçlik taslamaya kalkıyorsun? Sen kaç paralık adamsın?
- …
- Sıfat tamlaması kisvesi arkasına gizlenip beni tiye almak sana mı düştü zibidi?
- !
- Sükût ikrardan gelir, niye konuşmuyorsun? Niye susuyorsun. Söndü balonun değil mi?
- …
- Tabanları yağlayacak gibi bir halin var. Deve kuşu gibi uzattın başını.
- Arabanın başına bir kaç genç geldi de, onlara baktım.
- Yeme beni!
- Seni niye niyeyim? İster inan ister inanma.
- Öyle olsun. Tamam denilen yerde kavga çıkmazmış.
- …
- Şimdi, gelelim zurnanın zırt dediği deliğe
- O da ne?
2.BÖLÜM:
- Niye sesini yükseltiyorsun? Benim gibi cahil, sıfat tamlamasının bile ne olduğunu bilmeyen bir adamla arkadaşlık kurduğun için kendine kızıyorsun değil mi?
- Tövbe yarabbi. Bunu da nerem çıkarttın şimdi?
- Bak da gör işte. Yeri geldiğinde benim de söyleyecek bir sözüm oluyor. Nasıl çıkarttım ama. Beni o kadar hakir görme, yeri geldiğinde benim de çıkartabileceğim bir şeyler var demek ki.
- Taner!
- Efendim.
- Kamera şakasına falan mı alet oldun?
- Bak gene aynı şey.
- …
- Beni herkes kullanabilir yani. Benim aklım fikrim yok. Nu dünyada tek akıllı sensin. Ben sadece bir aletim. Ben bir sıfat tamlamasını bile bilmiyorum.
- Evet evet bu bir kamera şakası olmalı. Ama patlamayacağım. Sabır neymiş dünya âleme göstereceğim.
- Göster… Göstermesen seni müfteri ilan ediyorum.
- !
- Evet evet seni müfteri ilan ediyorum.
- …
- Sen bir müfterisin.
- …
- Ne o. Niçin dut yemiş bülbüle döndün?
- …
- Tabi ya, müfterinin anlamını bilmiyorsun. Bilmediğin için de mütalaada bulunamıyorsun.
- …
- Müfteri nedir demeyi de onuruna yediremiyorsun.
- …
- Her gördüğün sakallıyı baban sanma yavrum. Havanı söndürüverirler böyle…
- …
- Sen kimsin de bana sıfat tamlaması ile bilgiçlik taslamaya kalkıyorsun? Sen kaç paralık adamsın?
- …
- Sıfat tamlaması kisvesi arkasına gizlenip beni tiye almak sana mı düştü zibidi?
- !
- Sükût ikrardan gelir, niye konuşmuyorsun? Niye susuyorsun. Söndü balonun değil mi?
- …
- Tabanları yağlayacak gibi bir halin var. Deve kuşu gibi uzattın başını.
- Arabanın başına bir kaç genç geldi de, onlara baktım.
- Yeme beni!
- Seni niye niyeyim? İster inan ister inanma.
- Öyle olsun. Tamam denilen yerde kavga çıkmazmış.
- …
- Şimdi, gelelim zurnanın zırt dediği deliğe
- O da ne?
26 Eylül 2011 Pazartesi
AFERİN BANA
Öğrendikçe şevke geldi
Şevke geldikçe öğrendi
Göze girdi alkış aldı
Sözcüklerle de sarmaş dolaş olmaya başladı günlerden bir gün
Şiir yazmaya da başladı,
Yazdı okudu, okudu yazdı
Ufku açıldı,
Onlar empoze edemez oldular fikirlerini ona
O da fikrini dayatmaya kalkmadı kimseye
Sivri dilliydi, ağzından bal damlayanlardan oldu maşallah
Zaman zaman kırıldıysa da kalbi, pek kalp kırmadı
Kelime dağarcığı genişledikçe dünyası da genişledi
Yazmak ve okumak hobisi oldu,
Kimseden bravo beklemedi amma
Kendisine kocaman bir aferin verdi
Aferin ona!
Öğrendikçe şevke geldi
Şevke geldikçe öğrendi
Göze girdi alkış aldı
Sözcüklerle de sarmaş dolaş olmaya başladı günlerden bir gün
Şiir yazmaya da başladı,
Yazdı okudu, okudu yazdı
Ufku açıldı,
Onlar empoze edemez oldular fikirlerini ona
O da fikrini dayatmaya kalkmadı kimseye
Sivri dilliydi, ağzından bal damlayanlardan oldu maşallah
Zaman zaman kırıldıysa da kalbi, pek kalp kırmadı
Kelime dağarcığı genişledikçe dünyası da genişledi
Yazmak ve okumak hobisi oldu,
Kimseden bravo beklemedi amma
Kendisine kocaman bir aferin verdi
Aferin ona!
25 Eylül 2011 Pazar
SIFAT TAMLAMASI
2.BÖLÜM:
- Niye sesini yükseltiyorsun? Benim gibi cahil, sıfat tamlamasının bile ne olduğunu bilmeyen bir adamla arkadaşlık kurduğun için kendine kızıyorsun değil mi?
- Tövbe yarabbi. Bunu da nerem çıkarttın şimdi?
- Bak da gör işte. Yeri geldiğinde benim de söyleyecek bir sözüm oluyor. Nasıl çıkarttım ama. Beni o kadar hakir görme, yeri geldiğinde benim de çıkartabileceğim bir şeyler var demek ki.
- Taner!
- Efendim.
- Kamera şakasına falan mı alet oldun?
- Bak gene aynı şey.
- …
- Beni herkes kullanabilir yani. Benim aklım fikrim yok. Nu dünyada tek akıllı sensin. Ben sadece bir aletim. Ben bir sıfat tamlamasını bile bilmiyorum.
- Evet evet bu bir kamera şakası olmalı. Ama patlamayacağım. Sabır neymiş dünya âleme göstereceğim.
- Göster… Göstermesen seni müfteri ilan ediyorum.
- !
- Evet evet seni müfteri ilan ediyorum.
- …
- Sen bir müfterisin.
- …
- Ne o. Niçin dut yemiş bülbüle döndün?
- …
- Tabi ya, müfterinin anlamını bilmiyorsun. Bilmediğin için de mütalaada bulunamıyorsun.
- …
- Müfteri nedir demeyi de onuruna yediremiyorsun.
- …
- Her gördüğün sakallıyı baban sanma yavrum. Havanı söndürüverirler böyle…
- …
- Sen kimsin de bana sıfat tamlaması ile bilgiçlik taslamaya kalkıyorsun? Sen kaç paralık adamsın?
- …
- Sıfat tamlaması kisvesi arkasına gizlenip beni tiye almak sana mı düştü zibidi?
- !
- Sükût ikrardan gelir, niye konuşmuyorsun? Niye susuyorsun. Söndü balonun değil mi?
- …
- Tabanları yağlayacak gibi bir halin var. Deve kuşu gibi uzattın başını.
- Arabanın başına bir kaç genç geldi de, onlara baktım.
- Yeme beni!
- Seni niye niyeyim? İster inan ister inanma.
- Öyle olsun. Tamam denilen yerde kavga çıkmazmış.
- …
- Şimdi, gelelim zurnanın zırt dediği deliğe
- O da ne?
2.BÖLÜM:
- Niye sesini yükseltiyorsun? Benim gibi cahil, sıfat tamlamasının bile ne olduğunu bilmeyen bir adamla arkadaşlık kurduğun için kendine kızıyorsun değil mi?
- Tövbe yarabbi. Bunu da nerem çıkarttın şimdi?
- Bak da gör işte. Yeri geldiğinde benim de söyleyecek bir sözüm oluyor. Nasıl çıkarttım ama. Beni o kadar hakir görme, yeri geldiğinde benim de çıkartabileceğim bir şeyler var demek ki.
- Taner!
- Efendim.
- Kamera şakasına falan mı alet oldun?
- Bak gene aynı şey.
- …
- Beni herkes kullanabilir yani. Benim aklım fikrim yok. Nu dünyada tek akıllı sensin. Ben sadece bir aletim. Ben bir sıfat tamlamasını bile bilmiyorum.
- Evet evet bu bir kamera şakası olmalı. Ama patlamayacağım. Sabır neymiş dünya âleme göstereceğim.
- Göster… Göstermesen seni müfteri ilan ediyorum.
- !
- Evet evet seni müfteri ilan ediyorum.
- …
- Sen bir müfterisin.
- …
- Ne o. Niçin dut yemiş bülbüle döndün?
- …
- Tabi ya, müfterinin anlamını bilmiyorsun. Bilmediğin için de mütalaada bulunamıyorsun.
- …
- Müfteri nedir demeyi de onuruna yediremiyorsun.
- …
- Her gördüğün sakallıyı baban sanma yavrum. Havanı söndürüverirler böyle…
- …
- Sen kimsin de bana sıfat tamlaması ile bilgiçlik taslamaya kalkıyorsun? Sen kaç paralık adamsın?
- …
- Sıfat tamlaması kisvesi arkasına gizlenip beni tiye almak sana mı düştü zibidi?
- !
- Sükût ikrardan gelir, niye konuşmuyorsun? Niye susuyorsun. Söndü balonun değil mi?
- …
- Tabanları yağlayacak gibi bir halin var. Deve kuşu gibi uzattın başını.
- Arabanın başına bir kaç genç geldi de, onlara baktım.
- Yeme beni!
- Seni niye niyeyim? İster inan ister inanma.
- Öyle olsun. Tamam denilen yerde kavga çıkmazmış.
- …
- Şimdi, gelelim zurnanın zırt dediği deliğe
- O da ne?
23 Eylül 2011 Cuma
İNGİLİZCE- TÜRKÇE KELİME HAZİNEMİZİ ZENGİNLEŞTİRELİM Mİ?
STRANGE: Garip
BİZARRE: Tuhaf, biçimsiz
WİTTY: Esprili
AMUSİNG: Eğlenceli
BUİLDER: İnşaat, inşaatçı
MANURE: Gübre
DRİNK: İçecek, içki
MİDDLE: Orta
THE: Belirtili
ACCORDİNGLY: Bundan dolayı
SUCH: Bunun gibi, böyle
AMBİTİOUS Hırslı, haris
CRAZY: Deli, çatlak
RARELY: Nadiren
CONDİTİONER: Arıtıcı, düzeltici
HAİR: Saç, kıl, tüy
HAİRDRESSER: Kuaför, berber
MAD: Divane, deli
KİND: Şefkatli, nazik, çeşit
STRANGE: Garip
BİZARRE: Tuhaf, biçimsiz
WİTTY: Esprili
AMUSİNG: Eğlenceli
BUİLDER: İnşaat, inşaatçı
MANURE: Gübre
DRİNK: İçecek, içki
MİDDLE: Orta
THE: Belirtili
ACCORDİNGLY: Bundan dolayı
SUCH: Bunun gibi, böyle
AMBİTİOUS Hırslı, haris
CRAZY: Deli, çatlak
RARELY: Nadiren
CONDİTİONER: Arıtıcı, düzeltici
HAİR: Saç, kıl, tüy
HAİRDRESSER: Kuaför, berber
MAD: Divane, deli
KİND: Şefkatli, nazik, çeşit
20 Eylül 2011 Salı
KELİME HAZİNEMİZİ ZENGİNLEŞTİRELİM:
Hazret: Yüce kabul edilen kimselerin önüne getirilen saygı sözü, bir kişinin küçümsendiğini anlatan bir söz ( mecazi anlamı)
Gırla gitmek: Sürüp gitmek
Ekin: Kültür
Cedide: Yeni
Mırın kırın: Nazlanma
Ait: ilgili, ilişik
Aitlik eki : - ki eki.
Nemrut: Yüzü gülmeyen, acımasız
Çakma: Taklit, sahte
Mecaz: Bir kelimeyi gerçek anlamının dışında kullanma
Yahşi: Çok güzel, iyi
Ek-fiil: İsim soylu kelimeleri yüklem yapmaya yarayan ek halindeki “ imek” fiilidir
Sintine: Kayıklarda kıçaltında biriken kirli su, Geminin içindeki en alt bölüm, gemilerdeki her türlü pis su
Çantada keklik: Elde edilmesi kolay
Sert kayaya çarpmak: Hesapta olmayan bir zorlukla(zorluklarla) karşılaşmak
Feleğini şaşırmak: Beklemediği durumlarla karşılaşmak, ne yapacağını bilemez hale gelmek
Konteyner: Taşımalık, yük taşımaya yarayan büyük metal kasalar
Zibidi: Yaramaz, yersiz davranışlarda bulunan
Karine: Bir şeyin anlaşılmasını sağlayan ipucu, belirti, aksi kabul edilinceye kadar doğru (öyle) olduğu kabul edilen
Hergele: Terbiyesiz, görgüsüz
Kerata: Küçüklere sevgi ile söylenen sitem sözlerden biri
Babacan: Hoşgörülü, güvenilir, iyi kalpli
Empati: Bir insanın kendisini bir an için başkasının yerine koyma, duygudaşlık
Halel getirmek: Zarar vermek
Paye: Rütbe, aşama
Hazret: Yüce kabul edilen kimselerin önüne getirilen saygı sözü, bir kişinin küçümsendiğini anlatan bir söz ( mecazi anlamı)
Gırla gitmek: Sürüp gitmek
Ekin: Kültür
Cedide: Yeni
Mırın kırın: Nazlanma
Ait: ilgili, ilişik
Aitlik eki : - ki eki.
Nemrut: Yüzü gülmeyen, acımasız
Çakma: Taklit, sahte
Mecaz: Bir kelimeyi gerçek anlamının dışında kullanma
Yahşi: Çok güzel, iyi
Ek-fiil: İsim soylu kelimeleri yüklem yapmaya yarayan ek halindeki “ imek” fiilidir
Sintine: Kayıklarda kıçaltında biriken kirli su, Geminin içindeki en alt bölüm, gemilerdeki her türlü pis su
Çantada keklik: Elde edilmesi kolay
Sert kayaya çarpmak: Hesapta olmayan bir zorlukla(zorluklarla) karşılaşmak
Feleğini şaşırmak: Beklemediği durumlarla karşılaşmak, ne yapacağını bilemez hale gelmek
Konteyner: Taşımalık, yük taşımaya yarayan büyük metal kasalar
Zibidi: Yaramaz, yersiz davranışlarda bulunan
Karine: Bir şeyin anlaşılmasını sağlayan ipucu, belirti, aksi kabul edilinceye kadar doğru (öyle) olduğu kabul edilen
Hergele: Terbiyesiz, görgüsüz
Kerata: Küçüklere sevgi ile söylenen sitem sözlerden biri
Babacan: Hoşgörülü, güvenilir, iyi kalpli
Empati: Bir insanın kendisini bir an için başkasının yerine koyma, duygudaşlık
Halel getirmek: Zarar vermek
Paye: Rütbe, aşama
18 Eylül 2011 Pazar
SIFAT TAMLAMASI
a
1.bölüm:
- Böyle bir şey hayal edemiyordum!
- Müspet manada mı menfi manada mı?
- Elbette müspet, yani olumlu… Aksini nasıl usundan yani aklından geçirebiliyorsun köftehor?
- Nezaketen söylenmiş bir söz değil ama değil mi?
- Elbette değil. Aşk olsun.
- …
- Ihlamur kokulu bu bahar sabahında, hakikat saptırılır mı hiç?
- Bazılarının pek haz ettiği beyaz yalanları anımsayınca birden…
Kinayenin sırası mı şimdi kerata? Hıııı.! Asabinin tekiyim ben, attırma tepemin tasını şimdi.
- Sevsinler senin asabiliğini ciğerim.
- Ne?
- Ciğerim diyorum ciğerim.
- De. Ciğerim diyen ağzını yiyeyim senin.
- …
- …
- Ne garip herifsin sen ya!
- …
- Övünmek gibi olmasın hem Kayseriliyimdir hem de öyledir.
- Hangisini işleme koyayım.
- Pardon, anlamadım.
- Övünmek gibi olmasın dedin ya.
- Evet Kayseriliyimdir.
- Onu anladım canım da, ötekini anlamadım.
- Hangi ötekini
- Kurmuş olduğun sıfat tamlamasını anlamadım.
- Sıfat tamlaması mı? O da ne ya?
- Sıfat tamlaması nedir bilmiyor musun?
- Vallahi bilmiyorum.
- Pes vallahi Taner.
- Farkında olmadan sıfat tamlaması mı yaptım. Özür dilerim?
- Karagözlüğe mi özendin yoksa beni çıldırtacak mı istiyorsun sen?
- …
- Garip herifsin demedin mi az evvel?
- Dedim. Ama öylesin.
- “Garip herif” sıfat tamlaması değil mi?
- Haaaa, şu bildiğimiz sıfat tamlaması. İlahi, yahu garipsin diyorum da inanmıyorsun. Dersimiz dil bilgisi mi ki
Garip adam sıfat tamlaması mıdır isim tamlaması mıdır diye düşüneyim cümle kurarken. . Hem ne malum sıfat tamlaması olduğu?
- Nasıl yani?
- Ya isim tamlaması ise. Ya zamir tamlaması ise.
- Zamir tamlaması diye bir şey olur mu? Benimle kafa mı buluyorsun. Ben eğlenecek adam mıyım?
- Sen de beni ezmeye çalışma.
- Seni ezmek mi? Bu da nereden çıktı şimdi?
- Sen hep böylesin zaten. Mektepte de hem beni ezerdin, bilgiçlik taslar beni küçük düşürürdün.
- Ne alaka şimdi?
- Ne alakaymış… İyi ki bir sıfat tamlamasını öğrenmişsin be.
- Ne anladın bilmem ama, hani , sohbet ediyoruz, öylesine söyledim ben.
- Öylesine söylemelerini bilirim ben. Hep, hep böylesin sen. Hep de böyleydin.
- Tamam dostum sözümü geri aldım. Sıfat tamlaması mamlaması değil o.
- Ne o? Şimdi de yani şey mi yaptın aklın sıra? b
- Hay demez olsaydım şu sıfat tamlamasını be. Ağzından köpükler geliyor? a
- Anlamadım. Ağzımdan köpükler mi geliyor?
- Şimdi bunu da tersinden anlayacaksın sen.
- …
- Çok kızdın ya, ona diyorum. Bir sıfat tamlaması bir insanı bu kadar niye kızdırır ki?
- Nerede sıfat tamlaması yaptım ben?
- Sıfat tamlaması falan yapmadın. Tamam.
- O zaman niye yaptın dedin?
- Ağzımdan çıkıverdi işte.
- Niye ağzından çıkıverdi? Senin ağzının kaytanı yok mu?
- Taner… Allah aşkına. Kapatalım bu konuyu.
- Hayır, şimdi hangi kelime sıfat tamlaması oldu. Bir daha söyle bakayım.
- Ne bileyim unuttum gitti. Hem bir kelime, tek kelime sıfat tamlaması olmaz.
- Yani ,bir sıfat tamlaması vardı kurduğum cümlede.
- Var gibi geldi bana.
- Az evvel sıfat tamlaması yapmadın amma dedin.
- Dediysem dedim be adam. Tamam. Sabrımı mı ölçüyorsun, ruh hastası mısın, ne… Tövbe yarabbi!
Solumdan da kalkmadım ki bu sabah.
a
1.bölüm:
- Böyle bir şey hayal edemiyordum!
- Müspet manada mı menfi manada mı?
- Elbette müspet, yani olumlu… Aksini nasıl usundan yani aklından geçirebiliyorsun köftehor?
- Nezaketen söylenmiş bir söz değil ama değil mi?
- Elbette değil. Aşk olsun.
- …
- Ihlamur kokulu bu bahar sabahında, hakikat saptırılır mı hiç?
- Bazılarının pek haz ettiği beyaz yalanları anımsayınca birden…
Kinayenin sırası mı şimdi kerata? Hıııı.! Asabinin tekiyim ben, attırma tepemin tasını şimdi.
- Sevsinler senin asabiliğini ciğerim.
- Ne?
- Ciğerim diyorum ciğerim.
- De. Ciğerim diyen ağzını yiyeyim senin.
- …
- …
- Ne garip herifsin sen ya!
- …
- Övünmek gibi olmasın hem Kayseriliyimdir hem de öyledir.
- Hangisini işleme koyayım.
- Pardon, anlamadım.
- Övünmek gibi olmasın dedin ya.
- Evet Kayseriliyimdir.
- Onu anladım canım da, ötekini anlamadım.
- Hangi ötekini
- Kurmuş olduğun sıfat tamlamasını anlamadım.
- Sıfat tamlaması mı? O da ne ya?
- Sıfat tamlaması nedir bilmiyor musun?
- Vallahi bilmiyorum.
- Pes vallahi Taner.
- Farkında olmadan sıfat tamlaması mı yaptım. Özür dilerim?
- Karagözlüğe mi özendin yoksa beni çıldırtacak mı istiyorsun sen?
- …
- Garip herifsin demedin mi az evvel?
- Dedim. Ama öylesin.
- “Garip herif” sıfat tamlaması değil mi?
- Haaaa, şu bildiğimiz sıfat tamlaması. İlahi, yahu garipsin diyorum da inanmıyorsun. Dersimiz dil bilgisi mi ki
Garip adam sıfat tamlaması mıdır isim tamlaması mıdır diye düşüneyim cümle kurarken. . Hem ne malum sıfat tamlaması olduğu?
- Nasıl yani?
- Ya isim tamlaması ise. Ya zamir tamlaması ise.
- Zamir tamlaması diye bir şey olur mu? Benimle kafa mı buluyorsun. Ben eğlenecek adam mıyım?
- Sen de beni ezmeye çalışma.
- Seni ezmek mi? Bu da nereden çıktı şimdi?
- Sen hep böylesin zaten. Mektepte de hem beni ezerdin, bilgiçlik taslar beni küçük düşürürdün.
- Ne alaka şimdi?
- Ne alakaymış… İyi ki bir sıfat tamlamasını öğrenmişsin be.
- Ne anladın bilmem ama, hani , sohbet ediyoruz, öylesine söyledim ben.
- Öylesine söylemelerini bilirim ben. Hep, hep böylesin sen. Hep de böyleydin.
- Tamam dostum sözümü geri aldım. Sıfat tamlaması mamlaması değil o.
- Ne o? Şimdi de yani şey mi yaptın aklın sıra? b
- Hay demez olsaydım şu sıfat tamlamasını be. Ağzından köpükler geliyor? a
- Anlamadım. Ağzımdan köpükler mi geliyor?
- Şimdi bunu da tersinden anlayacaksın sen.
- …
- Çok kızdın ya, ona diyorum. Bir sıfat tamlaması bir insanı bu kadar niye kızdırır ki?
- Nerede sıfat tamlaması yaptım ben?
- Sıfat tamlaması falan yapmadın. Tamam.
- O zaman niye yaptın dedin?
- Ağzımdan çıkıverdi işte.
- Niye ağzından çıkıverdi? Senin ağzının kaytanı yok mu?
- Taner… Allah aşkına. Kapatalım bu konuyu.
- Hayır, şimdi hangi kelime sıfat tamlaması oldu. Bir daha söyle bakayım.
- Ne bileyim unuttum gitti. Hem bir kelime, tek kelime sıfat tamlaması olmaz.
- Yani ,bir sıfat tamlaması vardı kurduğum cümlede.
- Var gibi geldi bana.
- Az evvel sıfat tamlaması yapmadın amma dedin.
- Dediysem dedim be adam. Tamam. Sabrımı mı ölçüyorsun, ruh hastası mısın, ne… Tövbe yarabbi!
Solumdan da kalkmadım ki bu sabah.
15 Eylül 2011 Perşembe
ESKİ KÖYE YENİ ADET GETİRDİK
Eski köye yeni adet getirdik
Yüksekten atmaya hacet yok
Burun kıvıran da oldu
Kınayan da
Küfür edeni duyamadım yüksek sesle amma
Edenler olmuş, duyurdular
Biliyordum, bekliyordum
Eski köye yeni adet getirince
Elinin tersi ile anında itenler de olacaktı
Gel otur hele bir, nedir bu diyenler de
Alt mehledekiler sürpriz yaptı
Temkinli davrandı
Üst mehledekiler küplere bindi, beklemiyordum doğrusu.
Orta mehledekiler destek oldu.
Ayağım sağladımdı şükür Allah’a
Ütopya değildi sunduğum,
Sordular yanıt verdim,
Mevzu açılırsa anlattım
Çok istediğimi hissettirmedim
Eski köye yeni adet getiriyordum
Testiyi çatlatmamak gerekiyordu
***
GÜZEL SÖZ:
EN YALNIZ İNSAN KENDİSİYLE GEÇİNEMEYEN İNSANDIR ( Mark Twain)
***
GÜZEL OLMAYAN SÖZ:
DEVLET MALI DENİZ YEMEYEN DOMUZ.
***
GÜZEL SÖZ:
GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ, BU BENDEKİ AŞK OLMASA ( Aşık Veysel)
***
Eski köye yeni adet getirdik
Yüksekten atmaya hacet yok
Burun kıvıran da oldu
Kınayan da
Küfür edeni duyamadım yüksek sesle amma
Edenler olmuş, duyurdular
Biliyordum, bekliyordum
Eski köye yeni adet getirince
Elinin tersi ile anında itenler de olacaktı
Gel otur hele bir, nedir bu diyenler de
Alt mehledekiler sürpriz yaptı
Temkinli davrandı
Üst mehledekiler küplere bindi, beklemiyordum doğrusu.
Orta mehledekiler destek oldu.
Ayağım sağladımdı şükür Allah’a
Ütopya değildi sunduğum,
Sordular yanıt verdim,
Mevzu açılırsa anlattım
Çok istediğimi hissettirmedim
Eski köye yeni adet getiriyordum
Testiyi çatlatmamak gerekiyordu
***
GÜZEL SÖZ:
EN YALNIZ İNSAN KENDİSİYLE GEÇİNEMEYEN İNSANDIR ( Mark Twain)
***
GÜZEL OLMAYAN SÖZ:
DEVLET MALI DENİZ YEMEYEN DOMUZ.
***
GÜZEL SÖZ:
GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ, BU BENDEKİ AŞK OLMASA ( Aşık Veysel)
***
14 Eylül 2011 Çarşamba
GÜZEL SÖZ:
Nice söz oka benzer, nice insanlar vardır: Nice nimetleri yok eder, Dilini tutmak aklın başıdır, çok konuşma ise gönül karartır. ( Erzurumlu İbrahim Hakkı)
Sahip olduğunuz değil kullandığınız, gördüğünüz değil seçtiğiniz: İşte insanın mutluluk toplamını küçülten ya da yücelten şeyler. ( Josept Fort Newton)
HATIRLAYABİLDİK Mİ?
( Harfler karışık verilmiştir)
1- “ANNA KARANİNA” İSİMLİ ROMANIN YAZARI KİMDİR?
Y-0-S-L-T-T-O
2- BİR İNSANIN ÖLÜMÜNÜN AKABİNDE ÖKEN İNSANIN ACISINI ANLATMAK İÇİN OLUŞTURULAN ŞİİRE VERİLEN AD NEDİR?
Ğ – I – T – A
3- BİR ANADİLİN BİR ÜLKE İÇERİSNDEKİ DEĞİŞİK YÖRELERDEKİ YÖRESEL SÖYLEYİŞ FARKLILIKLARINA NE AD VERİLİR?
Ğ – I- A – Z
4- ÖZEL ADLARI KENDİSİNDEN SONRA GELEN ÇEKİM EKLERİNDEN AYIRMAK İÇİN KULLANILAN NOKTALAMA İŞARETİNE NE DENİR?
F- R- P-A-O-S-T-0
5- DÜZGÜN VE YERİNDE SÖZ SÖYLEME SANATINI HANGİ KELİME KARŞILAR?
A-T-A-L-G-B-E
6-ÖĞRETMEK GAYESİ İLE YAZILAN EDEBİYAT ESERLERİNE NE DENİR?
K-T-K-D-A-İ-D-İ-K
7- İKİ KİŞİNİN KARŞILIKLI KONUŞMASINI İFADE EDEN KELİME HANGİSİDİR?
G-D-Y-İ-L-A-O
8- BAŞTA PEYGAMBERİMİZİ VE DEVLET BÜYÜKLERİNİ ÖVMEK AMACI İLE YAZILAN ŞİİRLER NE AD VERİLİR?
D-İ-K-A-E-S
9- İLK PSİKOLOJİK TÜRK ROMANIN İSMİ HANGİSİDİR?
Y-E-L-L-Ü
10- FENLER, İLİMLER ZENGİNLİĞİ(HAZİNESİ) MANASINA GELEN VE TÜRK EDEBİYATINDA BİR DEVRE ADINI VEREN EDEBİYAT AKIMININ ADI NEDİR?
S-R-E-İ-Ü-Ü-E-V-T-F-N-N
CEVAPLAR:
1- TOLSTOY
2- AĞIT
3- AĞIZ
4- APOSTROF
5-BELAGAT
6-DİDAKTİK
7-DİYALOG
8- KASİDE
9- EYLÜL
10- SERVET-İ FÜNUN
Nice söz oka benzer, nice insanlar vardır: Nice nimetleri yok eder, Dilini tutmak aklın başıdır, çok konuşma ise gönül karartır. ( Erzurumlu İbrahim Hakkı)
Sahip olduğunuz değil kullandığınız, gördüğünüz değil seçtiğiniz: İşte insanın mutluluk toplamını küçülten ya da yücelten şeyler. ( Josept Fort Newton)
HATIRLAYABİLDİK Mİ?
( Harfler karışık verilmiştir)
1- “ANNA KARANİNA” İSİMLİ ROMANIN YAZARI KİMDİR?
Y-0-S-L-T-T-O
2- BİR İNSANIN ÖLÜMÜNÜN AKABİNDE ÖKEN İNSANIN ACISINI ANLATMAK İÇİN OLUŞTURULAN ŞİİRE VERİLEN AD NEDİR?
Ğ – I – T – A
3- BİR ANADİLİN BİR ÜLKE İÇERİSNDEKİ DEĞİŞİK YÖRELERDEKİ YÖRESEL SÖYLEYİŞ FARKLILIKLARINA NE AD VERİLİR?
Ğ – I- A – Z
4- ÖZEL ADLARI KENDİSİNDEN SONRA GELEN ÇEKİM EKLERİNDEN AYIRMAK İÇİN KULLANILAN NOKTALAMA İŞARETİNE NE DENİR?
F- R- P-A-O-S-T-0
5- DÜZGÜN VE YERİNDE SÖZ SÖYLEME SANATINI HANGİ KELİME KARŞILAR?
A-T-A-L-G-B-E
6-ÖĞRETMEK GAYESİ İLE YAZILAN EDEBİYAT ESERLERİNE NE DENİR?
K-T-K-D-A-İ-D-İ-K
7- İKİ KİŞİNİN KARŞILIKLI KONUŞMASINI İFADE EDEN KELİME HANGİSİDİR?
G-D-Y-İ-L-A-O
8- BAŞTA PEYGAMBERİMİZİ VE DEVLET BÜYÜKLERİNİ ÖVMEK AMACI İLE YAZILAN ŞİİRLER NE AD VERİLİR?
D-İ-K-A-E-S
9- İLK PSİKOLOJİK TÜRK ROMANIN İSMİ HANGİSİDİR?
Y-E-L-L-Ü
10- FENLER, İLİMLER ZENGİNLİĞİ(HAZİNESİ) MANASINA GELEN VE TÜRK EDEBİYATINDA BİR DEVRE ADINI VEREN EDEBİYAT AKIMININ ADI NEDİR?
S-R-E-İ-Ü-Ü-E-V-T-F-N-N
CEVAPLAR:
1- TOLSTOY
2- AĞIT
3- AĞIZ
4- APOSTROF
5-BELAGAT
6-DİDAKTİK
7-DİYALOG
8- KASİDE
9- EYLÜL
10- SERVET-İ FÜNUN
13 Eylül 2011 Salı
OKULLAR AÇILIRKEN VELİ ZORUNLU EĞİTİMİ
Önümüzdeki hafta başı ( 19.9.2011) ilk ve orta öğretim kurumları 2011–2012 eğitim öğretim yılına başlayacak. Her eğitim öğretim yılının başında her öğrenci velisinin zorunlu olarak bir gün, üç gün, beş gün – her ne ise- eğitime tabii tutulmasında büyük fayda var. Zorunlu olarak diyoruz çünkü bizde, bir şey zorunlu değilse ne yazık ki ne kadar yararlı olursa olsun ( bazı konular hariç) ilgi yok denecek kadar az oluyor.
Evet, her öğrenci velisi mutlaka okullar açılırken zorunlu eğitime alınmalı katılmayana da gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Her şeyden önce bu zorunlu eğitimde başka konuların yanında her öğrencinin kapasitesinin farklı olduğu velilere örneklerle açıklanmalı ve de velilere denilmeli ki çocuğunuzun kapasitesini, yeteneğini, zekâ düzeyini iyi gözlemleyiniz, derecesinden emin değilseniz uzmanlardan görüş alınız ve bunu kabul ediniz.
Doğaldır ki her veli, talebesinin derslerde başarılı olmasını istemektedir. Bu başarıyı bulamazsa da, başarısızlığın nedenini ders çalışmamaya ya da yaramazlığa bağladığından, çocuğuna o ya da bu şekilde bazen sözlü bazense bedensel şiddet uygulamakta bu da çocuğu menfi yönde etkileyebilmekte dolayısıyla da dersleri tamamen bırakmasına ya da ruhsal bunalıma girmesine sebep olabilmektedir.
Herkesin bilmesi ya da kabullenmesi gerektiği gibi her çocuğun kapasitesi bellidir. Bir çocuk vardır bir konuyu bir kere okur anlar bir çocuk vardır üç kere okur anlar bir çocuk vardır saatlerce okusa da anladıkları öteki çocukların anladığı kadar bile olmaz.
Çocuk gerçekten zehir gibi de olabilir ama bizim bilmediğimiz ya da aklımızın ucundan bile geçiremediğimiz sıkıntısı(ları) mevcut olabilir. . Hatta öyle ki öğrensek, bizi kahkahalarla güldürebilecek minicik bir olay çocuğumuzun problemidir ve sadece bundan ötürü de okulda başarısız olmaktadır. Çocuğunun kapasitesini bir veli bu sorunun farkına varamadığından çocuğuna belki bilerek belki bilmeyerek, belki teşvik olsun diye o sevimsiz kelimeyi” tembel” ona yaftalayabilir, çözüm yollarını başka yerlerde başka şeylerde arayabilir ve de pek çok veli maalesef bunu farkında olmadan da olsa yapabilmektedir.
Yapılsa iyi olur düşüncesinde olduğumuz okul öncesi veli zorunlu eğitiminde, pek çok mevzunun yanında azıcık örneklendirdiğimiz bu konunun velilere anlatılmasında ve çözüm yollarının kavratılmasında hakikaten yarar vardır. Atalarımızın bir söylemi vardır: Bir işe nasıl başlarsan öyle götürürsün.
Bir veli, çocuğunun kuzguna yavrusu Anka görünür esprisi içerinde yaklaşırsa,
çocuğunun ilk günlerde sendelemesine yanlış teşhisi koyabilir ve bu yanlış teşhis ileride daha büyük meselelerin doğmasına sebep olur. Bu da, hem çocuğun hem de anne babanın, velinin üzülmesine yol açar.
Herkesin malumu olduğu veçhile pek çok sorun bilgisizlikten ya da doğruların doğru uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Okullar başlamadan evvel verilecek böyle bir eğitim sayesinde veliler çocuğuna daha bilinçli olarak yaklaşabilir “ hayta, tembel, senden bir şey olmaz” gibi pek de hoş karşılanmayan ve de olmayan söz ve söylemlerden kaçınır bu da hem çocuğa hem de veliye fayda sağlar.
Hiç olmasa sınıf öğretmenlerinin okulun ilk günlerinde öğrencilerinin velilerini toplayarak ya da onlarla birebir iletişim kurarak, her çocuğun alım kapasitesinin farklı olduğunu onlara anlatmalıdır. Binaenaleyh bu mevzu önemsenmeli pek çok sorunun altında yatan sebeplerden birinin de bu realite olduğu kabul edilmelidir.
Önümüzdeki hafta başı ( 19.9.2011) ilk ve orta öğretim kurumları 2011–2012 eğitim öğretim yılına başlayacak. Her eğitim öğretim yılının başında her öğrenci velisinin zorunlu olarak bir gün, üç gün, beş gün – her ne ise- eğitime tabii tutulmasında büyük fayda var. Zorunlu olarak diyoruz çünkü bizde, bir şey zorunlu değilse ne yazık ki ne kadar yararlı olursa olsun ( bazı konular hariç) ilgi yok denecek kadar az oluyor.
Evet, her öğrenci velisi mutlaka okullar açılırken zorunlu eğitime alınmalı katılmayana da gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Her şeyden önce bu zorunlu eğitimde başka konuların yanında her öğrencinin kapasitesinin farklı olduğu velilere örneklerle açıklanmalı ve de velilere denilmeli ki çocuğunuzun kapasitesini, yeteneğini, zekâ düzeyini iyi gözlemleyiniz, derecesinden emin değilseniz uzmanlardan görüş alınız ve bunu kabul ediniz.
Doğaldır ki her veli, talebesinin derslerde başarılı olmasını istemektedir. Bu başarıyı bulamazsa da, başarısızlığın nedenini ders çalışmamaya ya da yaramazlığa bağladığından, çocuğuna o ya da bu şekilde bazen sözlü bazense bedensel şiddet uygulamakta bu da çocuğu menfi yönde etkileyebilmekte dolayısıyla da dersleri tamamen bırakmasına ya da ruhsal bunalıma girmesine sebep olabilmektedir.
Herkesin bilmesi ya da kabullenmesi gerektiği gibi her çocuğun kapasitesi bellidir. Bir çocuk vardır bir konuyu bir kere okur anlar bir çocuk vardır üç kere okur anlar bir çocuk vardır saatlerce okusa da anladıkları öteki çocukların anladığı kadar bile olmaz.
Çocuk gerçekten zehir gibi de olabilir ama bizim bilmediğimiz ya da aklımızın ucundan bile geçiremediğimiz sıkıntısı(ları) mevcut olabilir. . Hatta öyle ki öğrensek, bizi kahkahalarla güldürebilecek minicik bir olay çocuğumuzun problemidir ve sadece bundan ötürü de okulda başarısız olmaktadır. Çocuğunun kapasitesini bir veli bu sorunun farkına varamadığından çocuğuna belki bilerek belki bilmeyerek, belki teşvik olsun diye o sevimsiz kelimeyi” tembel” ona yaftalayabilir, çözüm yollarını başka yerlerde başka şeylerde arayabilir ve de pek çok veli maalesef bunu farkında olmadan da olsa yapabilmektedir.
Yapılsa iyi olur düşüncesinde olduğumuz okul öncesi veli zorunlu eğitiminde, pek çok mevzunun yanında azıcık örneklendirdiğimiz bu konunun velilere anlatılmasında ve çözüm yollarının kavratılmasında hakikaten yarar vardır. Atalarımızın bir söylemi vardır: Bir işe nasıl başlarsan öyle götürürsün.
Bir veli, çocuğunun kuzguna yavrusu Anka görünür esprisi içerinde yaklaşırsa,
çocuğunun ilk günlerde sendelemesine yanlış teşhisi koyabilir ve bu yanlış teşhis ileride daha büyük meselelerin doğmasına sebep olur. Bu da, hem çocuğun hem de anne babanın, velinin üzülmesine yol açar.
Herkesin malumu olduğu veçhile pek çok sorun bilgisizlikten ya da doğruların doğru uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Okullar başlamadan evvel verilecek böyle bir eğitim sayesinde veliler çocuğuna daha bilinçli olarak yaklaşabilir “ hayta, tembel, senden bir şey olmaz” gibi pek de hoş karşılanmayan ve de olmayan söz ve söylemlerden kaçınır bu da hem çocuğa hem de veliye fayda sağlar.
Hiç olmasa sınıf öğretmenlerinin okulun ilk günlerinde öğrencilerinin velilerini toplayarak ya da onlarla birebir iletişim kurarak, her çocuğun alım kapasitesinin farklı olduğunu onlara anlatmalıdır. Binaenaleyh bu mevzu önemsenmeli pek çok sorunun altında yatan sebeplerden birinin de bu realite olduğu kabul edilmelidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)