27 Mart 2017 Pazartesi


VUR PATLASIN ÇAL OYNASIN

Mor bir kelebek yüreğimde kanat çırpan
Günlerden perşembe
Dudaklarımda bir türkü
Kaf dağının ardındayım
Kalbim bir eskici dükkânıysa da
Atmadım gözlerini silmedim aklından,
Aşk pervanesini o maziden kalsın istedim
Silemedim.

Bugün günlerden perşembe
Bugün gökyüzü bir başka güzel
Boş verdim geçmişi ondadır
Vur patlasın çal oynasın demek de güzel be!

23 Mart 2017 Perşembe

DİŞLERİNİ GÖSTER BANA

Defalarca, haddin değil ama dedi, ezile büzüle özürler diledi Hizmetli Mualla.
— Oğlum dedi. “İyi yetişmişsin gençsin pırıl pırılsın. İnsansın da, niye böyle yapıyorsun? Biraz da kendini düşün guzum.”
Genç adam güler yüzü ile sordu:
— Ne yapıyorum Mualla Teyze? Bir kusur mu eyledik?
—Yedi buçukta işe geliyon. Yazık sana
—Sekizde mesai başlıyor. Biraz erken gelmek gerek.
—Guzum, sen geldiğinden beri işler kötüye gitmeye başladı. Üretim azaldı, çalışanlar gevşedi. Yarın bürgün govarlar seni.
Genç yönetici olanların farkındaydı. Ayağa kalktı. Başını sallayarak,
— Yani dedi ve de ekledi “ Yani de niye böyle olduğunu ben de anlayamadım.”
— Ben şöyleyim mi kusura galmazsan?
Genç adam Mualla Hanım’ın yaşam deneyiminden istifade etmek istiyordu. Oturması için yer gösterdi. Oturmak istemedi Mualla Hanım:
— Geldin, arkadaşlar dedin, şehir büyük hepiniz bir yerlerden geliyorsunuz trafik malum dedin. Genç kaldığınız zaman lütfen o kelimeyi ben deyemiyor ama sen anla
Genç yönetici anladı:
— Kendinizi geç kaldım diye strese sokmayın dedim. Beş on dakika geç kalmakla bu iş yerinde kıyamet kopmaz dedim. Mesai sekizde başlıyor ama ben buçuğa kadar size ima yollu bile olsa neredeydiniz demem dedim Söylediğim kötü bir şey miydi?
— Değildi emme guzum. Bizim insanımızı bilmez misin? Bunlar bunu bundan böyle sekiz buçukta gelin anladı.
— Ama ben öyle bir şey demedim ki. Dedim mi?
— Guzun sen daha iyi bilirsin emme Mevlana derki “ Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.”
— Klasik yönetici tipi ile saat tam sekizde herkes iş yerinde olacak. Şu bu diyerek mazeretle gelmeyin diye kükremeliydim?
— Biz bundan anlıyoruz guzum. Sana akıl vermek haddimi aşar emme. Mevlana, “ Dün dünde kaldı artık yeni şeyler yapmak lazım, der.
Genç yönetici heyecanlandı:
— Ha işte Mualla Teyze! Ben de bunun için bunu yapıyorum. Yapılması gerekenler azar işitme, uyarı aşma, ceza yeme endişesi ile yapılmamalı diyorum.
Mualla Hanım, artık yeni şeyler yapmak lazım derken başka bir şeyi kastetmişti. Dişlerini bir göster demek istemişti. Genç yönetici onu anlamayınca, onu destekler mahiyette konuştu:
— Ben de yıllardan beri senin dediğin gibi diyorum.
— Eee işte. Hem fikiriz. Göreceksin bir süre sonra…
Telefon çaldı. Genç yönetici bir iki dakika “ efendim” li konuştu. Konuşma bitimince de ahizeyi yerine koyarken Mualla Hanım’a döndü.
—Müdür Bey arıyor dedi. “Yanına çağırıyor.”

18 Mart 2017 Cumartesi

TENZİH EDİLMİŞİZ

Etekleri zil çalarak ilettiler haberi
Haber müthişti
Celallenerekten
Ortalığı birbirine katacağımı ummuşlardı yine amma
Sütten ağzım yanmıştı geçmişte
Atlamadım habere
Okudum, dinledim, mütalaa ettim
Konuşmadaki iki kelimeyi buldum çıkarttım
Diyordu ki tenzih ederim onu
Şükür öfke ile kalkıp zararla oturmadım
Düşmedim tuzağa mahcup olmadım
Eğlendirmedim eğlence arayanları
Aferin bana!

17 Mart 2017 Cuma

VAHİDE

Yoğun duygular içerisindeydi kadın. Hemen yanında oturmakta olan genç kıza döndü:
—Annem, dedi.
Genç kız kadına baktı. Anladı ki bir şeyler anlatmak istiyordu. Gülümsedi. Gülümsemesi, söyle der gibiydi.
— Benimle aynı saatlerde eve dönerdi. Sonra koltukta, somyada ya da sedirde her ne ise işte otururken bir aralık çoraplarını çıkartır oranın altına atıverirdi. Ya da altına üstüne sokuştururdu.
-…
— Senin yaşlarındaydım. Sinir olurdum bu davranışına.
Genç kız bankın bir köşesinde kadın bir köşesinde oturuyordu. Kadına doğru biraz yanaştı genç kız. . “ Eee sonra” havası vermek istiyordu.
— Bazen de kızardım ona, bağırırdım “ Yaa niye çoraplarını oraya buraya sokuşturuyorsun.” derdim.
— O ne derdi?
— Şimdi buradan nasıl kalkayım a kızım. Çok yorgunum derdi.
— Sen ne derdin?
—Anlamazdım ne demek istediğini. Çarpardım kapıyı çıkardım. Bazen de “ pasaklı” derdim.
Genç kız, kadına iyice yaklaştı. Gözleri bir başka baktı:
—Şimdi aynı şeyleri siz yapıyorsunuz değil mi dedi.
Kadın başını salladı.
— Kızın var.
—Var.
—Sinir oluyor. Pasaklı da mı diyor?
Kadın, genç kıza dokundu, kıkır kıkır güldü. Anlatmış rahatlamıştı. Sordu:
—Senin adın ne kızım?
Genç kız pozitifti. Kadın’ın elini tutup cevap verdi.
—Vahide

13 Mart 2017 Pazartesi

DAVACI
Boş adam ne yapmaz?
On sekiz kez aynı filmi seyrettirdi dedesine
On sekiz kez dedesini kaydetti filmi seyrederken.

Dedesine aynı filmi hep aynı yerde seyrettirdi
Hep aynı yerde güldü dedesi
Hep aynı yerde ağladı
Dahası da var
Hep aynı yerde kendisine dürtüp:
“Bak bakı şimdi ne olacak?” dedi

Dayanamadı adam
Anlattı günlerden bir gün
Adamın birine bunu adam gibi
Adam bir baktı beş baktı sekiz baktı
Sonra ne mi oldu?

Ağzını değdi burnunu eğdi
Elini salladı
Kafayı bulacak başka birini bul dedi
Çekti gitti.


5 Ocak 2017 Perşembe

ADAM YERİNE KONMAK

Hep kötü şeyler üst üste gelecek değil ya. Bugün de iyi şeyler üst üste geldi. Halk söylemi ile keyfim gıcır.
Kapı çaldı. Mühsin Edendi içeri girerdi. Misafirlerimi görünce “ sonra geleyim” der gibinden bir hareketle dışarı çıkmak üzere iken müdahale ettim:
— Gel Muhsin Efendi, gel!
Kapının önünde durdu. Boynunu büktü. Belli ki bir şey isteyecekti. Yardımcı olmak istedim. Keyfimin yerinde olduğunu göstermek ve de onu cesaretlendirmek için gülümsedim.
— Buyur Muhsin Edendi. Bir şey mi isteyecektin?
— Şey efendim dedi.” İzniniz olursa bugün biraz erken çıkmak istiyorum.”
İlgilenmiş görünmek için:
— Hayırdır, dedim. “Köyü bir şey yok değil mi?”
— Hediye alacağım da.
— Hayırdır? Ne hediyesi bu?
— Vasfi Bey’in düğünü var ya akşam efendim. Onun için çam sakızı çoban armağanı.
Haberim yoktu. Sordum:
— Bizim Vasfi Bey’in mi?
— Evet efendim. Bu akşam evleniyor ya.
— Vay be. Bu yaştan sonra ha!
İnsanoğlu işte. Bazen boşboğazlık ediyor. .Amacını aşacak bir şey söylüyor. Ben de öyle yaptım.
—Sen de mi gideceksin?
Boynunu büktü.
— İnsan yerine koydu davetiye verdi, dedi. “Gitmesek olmaz şimdi. Eli boş da gidilmez. Parayı ancak denkleştirebildim.
Cevahir” şak şak” adamdır. Ağzının kaytanı yoktur. Zaman zaman işin tadını da kaçırır. Muhsin Efendi odadan çıkınca,
— Ulan sana “ sen adam mısın?” derin de inanmazsın dedi. “Vasfi Bey bile senin adam yerine koymamış.”
İnsanoğlu, günü güne saati saatine havası havasına uymuyor. Başka zaman olsaydı, Cevahir’in bu sözlerine “ haydi be sen de!” der güler geçerdim ama o an o sözler çok gücüme gitti.
Adam yerine konulmamak (!) hem de Vasfi Bey tarafından, bir anda tüm keyfimi kaçırmıştı. Haddizatında kötü bir şey olacağını hissetmiştim. Ne zaman iyi bir şeyler olsa hemen akabinde asap bozucu bir durum ortaya çıkardı.
Ortamda bir an hoş olmayan bir sessizlik oluştu. Bir, iki, yirmi saniye derken telefonuma gelen mesaj var sesi sessizliği bozdu.
Gözlüğümü takıp telefona baktım. Almanya’daki kardeşimden. Yılbaşımı kutluyor. Hazırlanmış güzel bir yılbaşı kutlama metni bu da. Belli ki cep telefonuna yüklemiş, bir düğmeye basınca herkese aynı mesaj. Yasak savma cinsinden.
“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü mü yoksa “ Al öküzün yanında duran ya huyundan ya tüyünden” sözü mü uygun olur bilmem ama gözüm bir an Cevahir’e kaydı. Gülümsedim. O da aklımdan geçeni anlamaya çalışarak, beklide gayri ihtiyari, gülümsedi.
Misafirlerim gidince telefonumun başına geçip tüm tanıdıklarıma isimleri ya da unvanları ile hitap ederek birer yılbaşı mesajı çekeceğim. Mesajıma cevap vermeyenlere de en kısa zamanda bir görünecek ve de bir fırsatını bulup şöyle diyeceğim:
— Adam yerine koyup mesaj çektim yılbaşında. Cevap bile vermedin Ne iş?
Verecekleri cevaplar çok eğlenceli olacak. Neyse, keyfim biraz yerine geldi. Bir olumsuzluktan bir hayırlı iş daha çıkarttık ya. Onlar hatırlanmanın mutluluğunu yaşayacaklar ben de ben de mesajıma cevap vermeyenlerin soruma verecekleri cevapları bekleyeceğim.

10 Aralık 2016 Cumartesi


BİR KÜÇÜK ALTIN

Bir sabretti iki sabretti, sabrı tükendi, Kocasına azarlarcasına söylendi:
— Ne dönüp duruyorsun Akif? Uyku tutmadıysa kalk, salona falana git.
Akif Bey bir şey söylemeden yavaşça kalktı. Terliklerini giydi. Salona geçti. Salon perdesini aralayıp dışarıya baktı.
Nevruz Hanım'ın canı sıkıldı. Uykusu da kaçtı. Söylenerek doğruldu, yataktan indi. Kapıyı örtmeden dışarıya çıkmıştı yatak odasından kocası. O da öyle yaptı. Salon elektrikleri yanık değildi, yaktı. Etrafına bakındı. Kocası pencerenin önündeydi. Dudakları kıpır kıpırdı, dışarıya bakıyordu.
Nevruz Hanım, koltuklardan birine oturdu. Geldiğini fark ettirmek için birkaç kez öksürdü. Kocasının, özre bab bir şeyler söylemesini bir süre boşuna bekledikten sonra yanına gitti, koluna girdi, kanepenin yanına götürdü.
Kanepeye oturdular. Kocasının elini, orada, yanında olduğunu hissettirmek istercesine sıktı:
— Problem ne hayatım? Kaç gündür hep böyle.” dedi. Sesi sevecendi. Sıcaktı.
Nevruz Hanım, aklına ilk gelen olasılıkları ardı ardına sıraladı kocasından tepki gelmeyince sordu:
— İşlerin mi bozuldu? Ekonomik kriz dedikleri şey seni de mi vurdu?
- ...
— Kızın meselesi mi?
- ...
— Kefil olduğun o adam mı borçlarını ödemiyor?
- ...
— Bir sağlık sorunun falan mı ortaya çıktı?
- ...
— Sende bir şey var. Bir şey var. Ben senin karın değil miyim?
- ...
— Başka bir kadın mı?
- ...
Nevruz Hanım uzun süren cevapsızlığa sinirlendi. Bağırdı:
-Bir….girdin de çıkamıyor musun?
- ...
Nevruz Hanım ayağa kalktı. Ellerini beline dayadı. Biraz eğildi. Kocasının gözleri içine bakarak değişik bir ses tonu ile önce sorusunu sordu sonra emrini verdi:
— Öyleyse ne? Bir şey söyle be adam!
Akif Bey, asabının bozuk olduğu zamanlarda yaptığı gibi birkaç kez burnunun ucuna hızlı hızlı elini sürdükten sonra buz gibi bir sesle:
— Sizin köyde hiç tanıdık kaldı mı hanım? dedi.
Nevruz Hanım soruya bir mana veremedi o an. Yüzünde değişik bir ifade belirdi.
— Pardon, dedi. “ Anlayamadım.”
— Yaaa, senin bir halanın mı dayının mı bir akrabası vardı köyde. Orada mı acaba diyorum?
Nevruz Hanım, ortalıkta duran taburelerden birini altına çelip kocasına yanaştı.
— Orada, Emecen mi?
- ...
Akif Bey’in yüz ifadesinde en ufak bir değişişliğin olmaması, boş boş bakmayı sürdürmesi Nevruz Hanım’ın kaygısını arttırdı. Kocasına biraz daha sokuldu.
— Sorunun hakkında birazcık ipucu versen de ben de yardımcı olsam hayatım hı, dedi.
— Orada mı? Bir bilgin var mı?
Kocasının gözlerinin dolması, sesinin titremesi Nevruz Hanım’ın gözünden kaçmadı. Tabureyi kocasına doğru biraz daha çekti.
— Ne bileyim ben Akif, dedi. “Hem görsem tanımam? Hem bayram değil seyran değil nereden çıktı şimdi bu?”
Akif Bey, karısının sağ elini tuttu başka bir âlemde imiş gibi. Suratını buruş buruş yaptı. Yalvarır gibi konuştu:
—Ya, hani diyorum ki, bizim köye bir inse de bir baksa Dudu orada mı? Ha, olur mu, ne dersin?
Nevruz Hanım, yeniden sinirlenmeye başladı. Ayağa kalktı:
— Dudu da kim şekerim? dedi. Şeker sözcüğünü bir değişik vurgulamıştı.
Akif Bey, cevap vermedi. Nevruz Hanım birkaç kez salonun içerisinde dolaştı. Zihnini zorladı. Dudu’yu anımsar gibi oldu. Tabureye oturdu. Sordu:
— Dudu da nereden aklına geldi şimdi?
—Geçen hafta onların mahallesinden geçme durumunda kaldım da.
—Eee!
— Nasıl anlayayım bilmem ki.
-…
— O cami yerinde duruyordu
— Eeeee!

—Hatırlıyor musun Nevruz? Yılbaşından birkaç gün sonraydı. Geç vakit nefes nefese gelmişti. " Abi demişti Bizim oradaki caminin hemen yanı başında bir ev var. Satılıkmış. Adama yalvar yakar oldum. İsteyeni çok ama yarın akşama kadar beni bekleyecek. Kurban olayım yardım etsen de bana ben o evi alsam. Çocuklarımla oraya yerleşirim, borcunu da sana elime geçtikçe öderim. " Hatırladın mı? Sen de vardın.
Nevruz Hanım hadiseyi hatırladı. Akif Bey gözlerini salonun en uzak noktasına dikti. Sözlerini ağlamaklı sürdürdü:
— Nasıl da heyecanlıydı o akşam. O kışta kıyamette Terliklerle gelmişti. Yarın uğrarım ben, bakarız deyince ne kadar da çok sevinmişti.
— Uf be Akif! Yıllar sonra nereden aklına geldi şimdi bu.
— Canım benim! Giderken “ Evimi belki hatırlayamazsın abi caminin biraz üstünde camları kırık bir ev var. Ben orada oturuyorum ” demişti.
Nevruz Hanım Akif Bey’e duyurma gayesi gütmeden söylendi:
—Duygu sömürüsü en çok sevdiğimiz şey
Akif Bey’in içi yanıyordu. Duygu ve düşüncelerini sonucunu önemsemeden dillendirmek istiyordu. Yere bakarak başını bir aşağı bir yukarı sallayarak sözlerini sürdürdü:
— Biliyorsun anası Sebahat Hala, uzaktan da olsa bizim akraba olur. O son zamanlarında bir gün rast geldik de sokakta.
Akif Bey gülmekle ağlamak arasında bir duyguya kapıldı. Duygusu ses tonuna da yansıdı:
—Bana küçük bir altın vermiş, “Dudu’ya göz kulak ol ben ölünce. Sizden başka kimsesi yok .” demişti. “ Senden başka kimsesi yok. Ne olur başı bunalırsa yardımını esirgeme ondan. Biliyorsun bebeleri de var.”
Nevruz Hanım, sordu:
— Köye mi gitmiş?
— Dul bir kadın. Biri engelli dört kız çocuğu. Nereye gidecek?
Nevruz Hanım, kocasını rahatlatmak istedi:
— Evlenmiştir belki, dedi.
— Kaç gündür Sabahattin Hala’yı görüyorum rüyamda. Küçük bir altın uzatıyor ve diyor ki…
Akif Bey daha fazla kendine hâkim olamadı. Ağlaması gerekiyordu. Ağlamaya başladı. Nevruz Hanım’ın eli birkaç kez kocasının başına doğru uzandıysa da o el onun başına değmedi.
Akif Bey ağlamayı birden kesti. Ayağa kalktı. Keskin bir bakışla karısına çıkıştı.
— Sen de demedin ki kapıcı dairesi boş, al şunları oraya. Hem binaya bakarlar hem de kanatlarımızın altına alırız diye. Ne biçim karısın sen be!
Adeta ağzından köpükler saçarak son cümleyi sarf etmeseydi Akif Bey, Nevruz Hanım güzel sözlerle kocasının acısını hafifletmek için her şeyi yapacaktı ama son sözleri onu da çıldırttı. Ellerini yumruk yaptı, yüz rengi değişti, sesim komşuya erişir diye düşünmeden avazı çıttı kadar bağırdı:
— Gene suç benim oldu. Gene gitti geldi kabak benim başıma patladı öyle mi Akif Bey?
Nevruz Hanım, ses tonunu değiştirmeden bir şeyler daha söyleyecekti dışarıdan gelen bağrışmalardan bir ses buna mani oldu. Bağrışmalar arasında Yavuz’un sesi de var gibi gelmişti ona. Pencereye koştu. Baktı. Zaman zaman şahit oldukları bir manzara vardı yine sokakta. Duran iki otomobil otomobilden inen insanlar, tartışıyorlardı yol için.
Nevruz Hanım balkona çıktı. Olanları daha iyi görebilmek için balkonun uygun yerine gitti. Biraz da sarktı. Kavga edenlerden biri bir silah çıkarttı. Biri atıldı, silah tutan eli tutmaya çalıştı. Adam’ın “ Ne yapıyorsun?” tepkisi balkona kadar geldi. Ve silah iki el patladı. Nevruz Hanım vuruldu balkondan düştü.

23 Kasım 2016 Çarşamba

NANKÖRLÜK ÜZERİNE MİNİ BİR SOHBET

Geç de olsa insanoğlunun nankör bir varlık olduğunu kabullendiğim içindir ki bir süredir eskisi kadar yapılan nankörlüklere üzülmüyorum. Kendimi daha mutlu hissediyorum.

İnsanoğlunun nankör bir varlık olduğu gerçeğini kabullenince karşınızdakinden fazla bir şey beklemiyorsunuz. Yaptığınız iyiliklerin, gösterdiğiniz hoşgörünün, verdiğiniz hizmetin karşılığını alamamak canınızı fazla acıtmıyor. Biliyorsunuz ki artık insanoğlu nankördür. Yani iyilikbilmezdir. Teşekkür etmesini bilmez. Hiçbir şeyi beğenmez hiçbir şeyden tatmin olmaz. Doyumsuzdur. İşine gelmeyince, ya da size gereksinimi kalmayınca sizi bir kalende defterinden silip atabilir.

Sakın ola ki bunlardan insan nankör olmalıdır manasını çıkartmayınız. Elbette ki insan dediğin kadirşinas olmalı, vefalı olmalı, hoşgörülü olmalı yapılan iyilikleri bir çırpıda silip atmamalı eşini dostunu hiç olmazsa özel günlerde arayıp sormalıdır. Teşekkür etmesini de şükretmesini bilmelidir.

28 Ekim 2016 Cuma

BİR ÖPÜCÜK
Kuğulu parktaydı. Hava serinceydi. Banklar her zamanki gibi dolu değildi. Çocuk parkında birkaç çocuk vardı.
Seksenlik adam gözlerinden yaşlar aktığının farkında değildi.
Küçük bir çocuk yanına yaklaştı, kucakladı yanağına bir öpücük kondurdu.
—Ağlama dedi,” Ben seni seviyom.”
Seksenlik adam, şaşırdı.
— Ben de seni seviyom, dedi.
Kucaklayıp yanaklarından öpmek için davrandı, bir kadın belirdi yanlarında. Annesiydi çocuğun. Kucakladı, öptü kokladı götürdü çocuğunu
Ilık ılık bir şeyler aktı seksenlik adamın içinden. Sevindi, heyecanlandı, umutlandı. Gülümseyerek etrafına bakındı, genci bir başka, yaşlıyı bir başka, polisi bir başka el ele tutuşup gezeni bir başka gördü. Al yıldızlı al bayrağı gördü, heyecanı doruk yaptı. Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın yıldönümüydü. Bugün o gündü. Derin bir iç geçirdi.
Bayrak satan adamı gördü, kalktı ceplerini karıştırdı bulduğu paralara baktı. Uzun uzun düşündü, hesapladı, bir gün aç kalsam ölmem ya dedi bir bayrak aldı.
Bir elinde bayrak bir elinde baston, Anıtkabire gitti. Anıtkabir tıklım tıklımdı. Çoluğu çocuğu, kadını kızı, yaşlısı genci, engellisi hep oradaydı. Gamı gitti kasveti gitti, küçük çocuğa binlerce teşekkür etti. Belli ki armağanları üst üste verecekti Allah bugün.
Bir ağacın dininde onu gördü. Gözlerine inanamadı. O da gelmişti demek o da buradaydı. Göğsünde de kocaman bir Türk bayrağı vardı. O, bir türlü “seni seviyorum “diyemediği ilk aşkıydı. Evlenmişti o amma, kocası ölmüştü, yalnız yaşıyordu, biliyordu çünkü hep takip etmişti Artık zamanı geldi bunu da kaçırmayayım diye düşündü adam. Vardı yanına, Bir yutkundu, iki yutkundu, nutku tutulmuştu yine işte, seksen ikilik kadın ne söyleyeceğini biliyordu adamın, söylediğini farz etti, içinden “ Ben de seni” dedi ve de ekledi ”Tut, tut elimden de kalkayım Ersin.”
Seksenlik adam, seksenlik kadının elinden ilk defa o gün tuttu, o günden sonra da hiç bırakmadı.

4 Eylül 2016 Pazar


GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ

Bir varmış beş yokmuş. Elmaların iyice azaldığı bir ülkede şiirler çoğalmış. Gökten düşen elma sayısı azalınca da yazılan masal sayısı da düşmüş. Bir girişimci bu sorunu halletmek için bir fikir ortaya atmış.” Böyle gelmiş böyle gider demekten vazgeçelim bundan gayrı, masallar bitince gökten üç elma değil üç şiir düşsün.” demiş.
Öneri, şairler tarafından benimsenmiş. Öneri sahibi bundan mutlu olmuş. O zaman, demiş şiirlerinizi bekliyorum.
Girişimci, bilim insanlarına bilimsel çalışmalar yaptırtmış. Hazırlanan rapor eline geldiğince mutluluktan zil çalmış oynamış. Beklenen şiir sayısı en kötü olasılıkla yüz binmiş.
Olaylara şahit olan bir güve bu işe çok şaşmış. İnsanları çok iyi tanıdığından saatlerce kahkahalarla gülmüş. Yün kazakla iddiaya girmiş, risk almış gelecek şiir sayısı 50’yi bulsun naftalinlenmesen bile seni mahvetmeyeceğim demiş

Bir gün beklemişler, beş gün beklemişler, on gün beklemişler bakmışlar şiir

miir yok, kapılarının önüne bir katır bağlamışlar, olur a kazayla birkaç şiir

gelirse içine girsinler diye sırtına bir de heybe atmışlar. Sonra da kendilerine

gelmek için dünya turuna çıkmışlar. Gezmişler tozmuşlar, yemişler içmişler, az gitmişler uz gelmişler geriye dönmüşler ki heybede birkaç tane de olsa şiir var. Buna da şükür deyip sevinmişler:




DOST
Her zaman gönlüm seninle
Hem canım hem de kanımsın
Dünyaya sığmaz sevgin
Severim seni canım dostum

Kalbimdedir yerin
Yüreğimdedir sevgin
Sanma ki seni unuttum
Benim canımsın dostum.
Öykü Özcenik



HAYVAN DOSTLARIM
Siz de varlıksınız
Sizin de yaşamaya hakkınız var
Eziyet çekmeniz hak değil
Benim şirin dostlarım.
Evlatsınız siz de
Ayrılmayın ailenizden
Siz bu Dünya’ya sevilmeye geldiniz
Sizleri seviyorum
Benim hayvan dostlarım.
Sude ÇETİN







DOSTLUK
Birlik beraberlik içinde
Üç günlük dünyada
Yaşayalım, dost olalım.
Dostluk, benim için
Arkadaşlık demek
Birlik beraberlik demek
Herkes ile mutlu olmak demek
Eskiden savaşılırdı günlerce
Şimdi olmalı artık hoşgörü günü
Dostluktur gücümüz
Birlik beraberlik içinde
İrem Altaş
İYİ Kİ YAZIYORUM!
Bir şiir yazıyorum
Yazarken, kendimi şiirin içinde hissediyorum
Çünkü duygularımı, hayallerimi ve düşüncelerimi
Şiirlere ve hikâyelere döküyorum
Bu ilk değil son da olmasın zaten
Şiir yazarken kendimi kaybediyorum
Hikaye yazarken empati kuruyorum
Kendimi karakterlerin yerlerine koyuyorum
Ne harika bir duygu yazmak
İyi ki yazıyorum.
Emine Elif Kaymakoğlu







EN İYİ ARKADAŞ
En iyi arkadaş nedir?
Sırlarını saklayacak, duygularını anlayacak
Kim ya da ne var dünyada acaba?
Babam hep derdi: Kitaptır.
Anlamazdım,
Okuyunca anladım
Bunun fakına daha yeni vardım.
Okudukça okuyorum şimdi
Büyük bir kitap fuarı açmalıyım
Bu en iyi arkadaşı
Ben, herkese tanıtmalıyım.
Eminim onlar da sevecek
Bunu herkes görecek
Dillerden hiç düşmeyecek
Bu en iyi arkadaş.
Elif Taşkıran


ZAMAN
Zaman, önemini anlıyorum
Çünkü sen, geri alınamıyorsun
Zaman, iyi kullanmaya çalışıyorum seni
Sen, paradan bile değerlisin
Zaman, seni geriye almak istiyorum
Seni boşa harcamamak için
Zaman, sen neden kıymetlisin biliyor musun?
Çünkü sen geri alınamıyorsun.

Taha Özkan



FAZLA MERAK İYİ DEĞİLDİR

Diyorum bak ben sana
Fazla merak iyi değildir ha
Denedin deme sen sonra bana
Fazla merak iyi değildir ha!

Gülüp geçiyorsun şimdi sözüme
Dalganı da geçiyorsun bakıp yüzüme
Bak ben ciddiyim sözümde
Fazla merak iyi değidir ha!

Ziya Efe Köksal










SOLUCAN

Zamanı gelince
Yavaş yavaş çıkar toprağın altınadan
Bazen de şaşırır yolunu
Aman dikkat et, ezme
Unutma ki o da bir candır.
Yunus Emre Ekin






EXAM LİFE
Life is an exam
May be, it is an exam what we live
May be, to get a 5 stars at the end
May be, questions similar to the classical exam
But, struggle and patient is a success ahead

If I can not solve the problems
Do not forget, you can not mark it randomly
Furthermore, you mark the answers wrong one instead of correct one
Exam life became so harsh

Çeviren: İlhan Koçaker



TÜRKÇEYİ SEVEN O ZAT


Başladı başlayalı programa
Bir kez olsun hoşça kalın çıkmadı ağzından
“Allaha ısmarladık” da “güle güle” de hak getire
Varsa bay yoksa bay, baybay!

“Tamam” ı da unutmuş tamamen,
Söylenen her sözden sonra diyor ” okey.”
Tutturmuş birde
Partner aşağı partner yukarı.
Sanırsınız ki partner bulunmaz Bursa kumaşı

“Oley!” i de çok seviyor sağ olsun
Birde bir geliyooo, yapıyo deyişi var ki
Alfanemizde “r” yok sanki.

Bir sohbette demesin mi birde ben Türkçe aşığıyım
On tümcesinin beşinde de var anlatım bozukluğu
Ya sabır Allah’ım
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Efendim, niye mi gülüyorum?
Ya birde bu zat,
Türkçeyi sevmeseydi
Halimiz nice olurdu diyorum
Biz böyleyiz,
Ağlanacak halimize güleriz.
Naci Aydoğan





HIRS
Güven kendine, yapabilirim de
Kullan hırsını başarmak ve kazanmak için
Başarabilirsin sende var o ışık
Kimsenin çnüne geçmesine izin verme.

Durdurulamaz olduğunu hatırla
Unut önyargılarını ve göster kendini
Hers işe yarar bu durumlarda
Düşünme olumsuzlukları, tanıt insanlara kendini

Karşılarına çık insanların onlara de” İzleyin beni!”
Yap gösterini şaşırt herkesi
Unutma sen mümekemmelsin
Yepabilirsin her şeyi.
Pelinsu Naz Köksal




Onlar uğramış hayal kırıklığına güve çıksın kerevetine.
Eski tas eski hamama devam, yine masal bitecek yine gökten üç şiir yerine üç elma düşecek.