18 Mayıs 2013 Cumartesi
SELAMUNALEYKÜM/ALEYKÜMSELÂM
Aramız limoniydi epeydir
Boşta mı bulundu ne
Selamünaleyküm dedi bir gün
Yanımdan geçerken.
Mecburen, aleykümselâm dedik biz de
O gün o mu candan verdi selam
Yoksa selamına yanıtım içten mi oldu bilmem
Eriyip gitti buzlar birden.
***
GÜZEL SÖZ: Yaşayanlar kapar ölenlerin gözlerini, ölenler açar yaşayanların gözlerini ( Afrika Atasözü )
17 Mayıs 2013 Cuma
NE OLA?
Kelebekler, aslanlar, ceylanlar, yunuslar
Bülbüller, güller, nergisler
Fasulyeler, biberler…
Bütün güzel sözler, övgüler sizlere…
Oysa düşünün şöyle bir lâtif insanlar
Ben de varım bu dünyada
Onların veremediklerinin nicesini
Sizler için yapıyorum da değilsiniz farkında
Övgü dolu sözler etmeseniz de adımı duyunca
Suratımı buruşturmayın ne olur!
Kelebekler, aslanlar, ceylanlar, yunuslar
Bülbüller, güller, nergisler
Fasulyeler, biberler…
Bütün güzel sözler, övgüler sizlere…
Oysa düşünün şöyle bir lâtif insanlar
Ben de varım bu dünyada
Onların veremediklerinin nicesini
Sizler için yapıyorum da değilsiniz farkında
Övgü dolu sözler etmeseniz de adımı duyunca
Suratımı buruşturmayın ne olur!
2 Mayıs 2013 Perşembe
DİPLOMA
Tozpembe iken dünya ona
Ve
Güvenli eller sarmışken dört yanını
Yarınlardan endişesizken
Anlayamadığı bir şeyler oldu da
Toz duman oldu her yan
Ve gözlerini açtığında
Yapayalnızdı artık.
Tutunmak istediyse de bir yerlere olmadı
Kapılar açılsın istediyse de nafile
Ne olmuştu neler olmuştu da
Düşmüştü çaresizlik girdabına dersiniz?
Ama artık, fazla düşünmemeliydi bunu
Anlamı da yoktu belki
Denize düşmüş gibi yılana sarılmanın.
Ve
Ve bir akşam başı elleri arasındayken
Rahmetli dedesini anımsadı Güngör
Kâğıt parçası olarak gördüğün o diploma var ya… demişti
Demişti de uzun uzun nasihat etmişti.
Güngör için, gelmez denilen kara günler gelmişti işte
Dedesinin, “almalısın” dediği diploma ışıktı ona şimdi işte.
Ve birden gözleri ışıl ışıl oldu Güngör’ün
Sandıktan çıkartırken diplomasını
Yanakları al al oldu
Ve, bu bir imtihan olsa gerek, dedi. Heyecanlandı, umutlandı
Dedesini anımsadı, gözleri doldu.
1 Mayıs 2013 Çarşamba
İLAHİ
Allah için çıktık yola
Hu diyelim doya doya
“Oku” diyen Yaradan’a
Okuyalım, hamdedelim
Namaz ile pak olalım
Oruç ile ak olalım
Kalp kırana yad olalım
Zekat verip şad olalım
Günahkârız belki biz de
Lütuf vardır çokça sende
Ümitsizlik yoktur bizde
Sabredelim şükredelim
Millet için ümmet için
Ol dediğin her şey için
Işık saçan yüce için
Dua bizden takdir senden.
Allah için çıktık yola
Hu diyelim doya doya
“Oku” diyen Yaradan’a
Okuyalım, hamdedelim
Namaz ile pak olalım
Oruç ile ak olalım
Kalp kırana yad olalım
Zekat verip şad olalım
Günahkârız belki biz de
Lütuf vardır çokça sende
Ümitsizlik yoktur bizde
Sabredelim şükredelim
Millet için ümmet için
Ol dediğin her şey için
Işık saçan yüce için
Dua bizden takdir senden.
ŞİŞE ve MİSÂL ya da
HEP DÖRT AYAKÜSTÜNE DÜŞER O
Çat kapı kapı çalmak âdeti değildi
Uzun uzun anlatmak olanaksız şimdi
Çaldı kapısını olmayacak bir saatte
Ve dedi:” Ben geldim …”
Buyur etti yürekten o, kapısı çalınan
Derli topluydu evi
Derli topluydu kendisi
Bu durum gösteriyordu ki kapıyı çalan için;
Ya bir yere gidecekti kapısı çalınan
Ya da biri gelecekti…
Özür diledi kapıyı çalan, hemen gidebileceğini söyledi
Güldü muhatabı, “ Niye ki?” dedi. “ Buradayım işte.”
- Ev düzgün sen düzgün…
- Ne var bunda, doğru olan bu değil mi?
Kem küm etti gelen:
- Ne bileyim, dedi. Ben bu değilim de… Sen hep böyle misin?
Anlayana sivrisinek sazdı, tıngırdatmanın tam zamanıydı:
- Dersin ya benim için sen… Dört ayağı üzerine düşer hep o.
- …
- Sen süre istersin hazırlanmak için her zaman her yerde hep.
- …
- Ben hazırımdır olabildiğince, her duruma her zaman her yerde hep.
28 Nisan 2013 Pazar
ÇAYLI SOHBET
—Çayını içsene, soğudu.
—Kusura bakma. Hiç canım istemiyor.
—Vallahi olmaz. İçeceksin.
—Israr etme.
—Ne demek ısrar etme. Senin için demledim ben.
—Sağ ol da, dedim ya hiç içesim yok.
—Canını sıkan bir şey mi var senin?
—Aslında belli bir şey yok.
—Öyleyse?
—Ne bileyim işte, hani derler ya iyi de değilim kötü de değilim.
- ( Bir yudum alır) Oh be, vallahi elime sağlık, çay da pek güzel olmuş, elime sağlık.
—Afiyet olsun.
—Haydi, götür sende.
—Biraz soğusun, belki sonra.
—Canım çay soğuk içilir mi, haydi.
—Dedim ya biraz sonra.
—Madem öyle peki. Ya, takma kafana gülden başka diye bir söz vardır ya. Kötüyü at bir tarafa, iyiyim de iyiyim. Bak bana.
—Maşallah…
—Ha işte. İyiyim de sana da maşallah diyelim.
—Şimdi demiyor musun?
—İyi de değilim kötü de değilim diyene maşallah denir mi? İyiyim diyeceksin; kötü de olsan iyiyim diyeceksin. İyiyiyim dersen iyi olursun.
—Öyle de, bazen de denilmiyor işte.
—Dersen denir. Sahi ya, senin o boşanma işi ne oldu?
—Karara kaldı.
—Canım. Tabi ondan böylesin değil mi?
—Yok yok, hiç düşündüğün gibi değil. O işi bitirdim kafamda ben.
—Yeme şimdi beni.
—Anlamadım?
—Yeme beni diyorum yeme. O işi sen bitiremezsin. Öyle dersin dilden de gönülden nanay…
—Yok, yok öyle değil.
—Bak ben ikinciyi dolduracağım. Haydi.
—Dedim ya, canım pek istemiyor.
—Haydi, anlat biraz.
—Ne anlatayım?
—Canını sıkanı.
—Vallahi hiçbir şey canımı sıkmıyor. Yok, yok yani canımı sıkan bir şey.
—Bak dinle beni.
-…
—Anlat… ra-hat-lar-sın. Sonra da keyfin yerine gelir, götürürsün malı.
—Ne diyorsun sen ya?
—Ne oldu şimdi? Niye yükselttin sesini.
—Yani ne demek istiyorsun sen “şimdi götürürsün malı” diyerek.
- Oo
-…
—Ben, götürürsün malı diyerek espri yollu önündeki çayı kastettim de sen ne anladın?
—Bana müsaade etsen artık diyorum.
—Ellerimle demlediğim çay, böyle mi kalacak?
—Hiç içmediğimiz yer mi be dostum. İnan bugün canım hiç istemiyor. Hem ben buraya çay içmeye değil, iki çift laf etmeye geldim.
—Otur, otur attırma benim kafamın tasını. İki çift lafsa iki çift laf. ederiz eyvallah.
-Yaaaa, kalkayım ben.
-Mümkünatı yok bırakmam. Neyse anlatacaksın derdini. Bilirin ki buraya destursuz gelinir ama destursuz kalkılmaz. Kalkılırsa da o dostluk biter.
—Yani, şu şey huyundan bir türlü vazgeçemedin be. İnan bazen hiç çekilmiyor.
-…
—Ne demek yani destursuz gelinir de destursuz kalkılmaz. Konuşası varsa da konuşası yok oluyor insanın. Yani bak mesela çay işi.
—Yanındaki saksıya dök onu, yenisini dolduracağım. Ben dördüncüyü götürüyorum.
—İçmiyorum.
—İnsan zehir olsa içer.
—Kardeşim ben içmiyorum.
—Ama ben bunu kendime hakaret telakki ederim.
—Niye?
—Ne demek niye?
—Ben şu dakikalarda burada bir şeyler yiyip içmek zorunda mıyım?
—Evet!
-…
—Seni adam yerine koymuşuz, bir şeyler ikram edelim diye çay demlemişiz.
—Bana sordun mu çay demleyelim de içelim diye?
-…
—Madem bu kadar alıngansan bu konularda işe girişmeden icazet isteseydin.
-…
—Çay demlesem içer miyiz deseydin.
-…
—Hem sen bana az evvel ne dedin?
—Ne dedim?
—Sesini yükseltme Yüksel. Evet, söyle bakayım ne dedin?
—Hatırlamıyorum.
—Şimdi ben sana hatırlatacağım.
—Sen kalkıyorum demiştin az evvel.
—Şimdi de kovuyorsun yani.
—Sen de görüyorsun hava tatsızlaştı, şimdi art niyetsiz başlayan sözlerimiz her şeyi tadından yenmez yapacak. Böyle bir hava seziyorum.
—Bunu ben mi yarattım? Çay çay diye ben mi tutturdum?
—Ayfer tamam.
—Destursuz gelirsin ama destursuz gidemezsin diye ben mi tehdit ettim.
—Tamam dostum. Amacını aşan sözler olarak kabul et.
—İki çift laf etmekten başka gayesi olmayan bir insana seni adam yerine koyduk diyen ben miyim?
—Tamam dedik ya Ayfer. Belli ki bugün patlamaya hazır bir bombasın.
—Ben!
—Bak sustum. Daha ne yapayım. Sus-tum.
Yüksel de uzatmadı. Tatsızlık bitti.
,,,,,,
GÜZEL SÖZ: İnsanların cümlelerine hakim olabilmesi için konusuna hakim olması gerekir.( Lioyd George)
—Çayını içsene, soğudu.
—Kusura bakma. Hiç canım istemiyor.
—Vallahi olmaz. İçeceksin.
—Israr etme.
—Ne demek ısrar etme. Senin için demledim ben.
—Sağ ol da, dedim ya hiç içesim yok.
—Canını sıkan bir şey mi var senin?
—Aslında belli bir şey yok.
—Öyleyse?
—Ne bileyim işte, hani derler ya iyi de değilim kötü de değilim.
- ( Bir yudum alır) Oh be, vallahi elime sağlık, çay da pek güzel olmuş, elime sağlık.
—Afiyet olsun.
—Haydi, götür sende.
—Biraz soğusun, belki sonra.
—Canım çay soğuk içilir mi, haydi.
—Dedim ya biraz sonra.
—Madem öyle peki. Ya, takma kafana gülden başka diye bir söz vardır ya. Kötüyü at bir tarafa, iyiyim de iyiyim. Bak bana.
—Maşallah…
—Ha işte. İyiyim de sana da maşallah diyelim.
—Şimdi demiyor musun?
—İyi de değilim kötü de değilim diyene maşallah denir mi? İyiyim diyeceksin; kötü de olsan iyiyim diyeceksin. İyiyiyim dersen iyi olursun.
—Öyle de, bazen de denilmiyor işte.
—Dersen denir. Sahi ya, senin o boşanma işi ne oldu?
—Karara kaldı.
—Canım. Tabi ondan böylesin değil mi?
—Yok yok, hiç düşündüğün gibi değil. O işi bitirdim kafamda ben.
—Yeme şimdi beni.
—Anlamadım?
—Yeme beni diyorum yeme. O işi sen bitiremezsin. Öyle dersin dilden de gönülden nanay…
—Yok, yok öyle değil.
—Bak ben ikinciyi dolduracağım. Haydi.
—Dedim ya, canım pek istemiyor.
—Haydi, anlat biraz.
—Ne anlatayım?
—Canını sıkanı.
—Vallahi hiçbir şey canımı sıkmıyor. Yok, yok yani canımı sıkan bir şey.
—Bak dinle beni.
-…
—Anlat… ra-hat-lar-sın. Sonra da keyfin yerine gelir, götürürsün malı.
—Ne diyorsun sen ya?
—Ne oldu şimdi? Niye yükselttin sesini.
—Yani ne demek istiyorsun sen “şimdi götürürsün malı” diyerek.
- Oo
-…
—Ben, götürürsün malı diyerek espri yollu önündeki çayı kastettim de sen ne anladın?
—Bana müsaade etsen artık diyorum.
—Ellerimle demlediğim çay, böyle mi kalacak?
—Hiç içmediğimiz yer mi be dostum. İnan bugün canım hiç istemiyor. Hem ben buraya çay içmeye değil, iki çift laf etmeye geldim.
—Otur, otur attırma benim kafamın tasını. İki çift lafsa iki çift laf. ederiz eyvallah.
-Yaaaa, kalkayım ben.
-Mümkünatı yok bırakmam. Neyse anlatacaksın derdini. Bilirin ki buraya destursuz gelinir ama destursuz kalkılmaz. Kalkılırsa da o dostluk biter.
—Yani, şu şey huyundan bir türlü vazgeçemedin be. İnan bazen hiç çekilmiyor.
-…
—Ne demek yani destursuz gelinir de destursuz kalkılmaz. Konuşası varsa da konuşası yok oluyor insanın. Yani bak mesela çay işi.
—Yanındaki saksıya dök onu, yenisini dolduracağım. Ben dördüncüyü götürüyorum.
—İçmiyorum.
—İnsan zehir olsa içer.
—Kardeşim ben içmiyorum.
—Ama ben bunu kendime hakaret telakki ederim.
—Niye?
—Ne demek niye?
—Ben şu dakikalarda burada bir şeyler yiyip içmek zorunda mıyım?
—Evet!
-…
—Seni adam yerine koymuşuz, bir şeyler ikram edelim diye çay demlemişiz.
—Bana sordun mu çay demleyelim de içelim diye?
-…
—Madem bu kadar alıngansan bu konularda işe girişmeden icazet isteseydin.
-…
—Çay demlesem içer miyiz deseydin.
-…
—Hem sen bana az evvel ne dedin?
—Ne dedim?
—Sesini yükseltme Yüksel. Evet, söyle bakayım ne dedin?
—Hatırlamıyorum.
—Şimdi ben sana hatırlatacağım.
—Sen kalkıyorum demiştin az evvel.
—Şimdi de kovuyorsun yani.
—Sen de görüyorsun hava tatsızlaştı, şimdi art niyetsiz başlayan sözlerimiz her şeyi tadından yenmez yapacak. Böyle bir hava seziyorum.
—Bunu ben mi yarattım? Çay çay diye ben mi tutturdum?
—Ayfer tamam.
—Destursuz gelirsin ama destursuz gidemezsin diye ben mi tehdit ettim.
—Tamam dostum. Amacını aşan sözler olarak kabul et.
—İki çift laf etmekten başka gayesi olmayan bir insana seni adam yerine koyduk diyen ben miyim?
—Tamam dedik ya Ayfer. Belli ki bugün patlamaya hazır bir bombasın.
—Ben!
—Bak sustum. Daha ne yapayım. Sus-tum.
Yüksel de uzatmadı. Tatsızlık bitti.
,,,,,,
GÜZEL SÖZ: İnsanların cümlelerine hakim olabilmesi için konusuna hakim olması gerekir.( Lioyd George)
16 Nisan 2013 Salı
SELÂM
— Selamünaleyküm, dedi.
Kımıldandılar.
—Ve aleykümselâm, dediler.
Bıyıklı olanı tanıyordu geleni. Hafifçe kalkar gibi yaptı:
— Şöyle gel, dedi.
Yan masadaki boş sandalyelerden birini çekti.
— Rahatsız etmeyeyim, dedi gelen adam. Şöyle geçiyordum da, sizi gördüm bir merhaba diyeyim dedim.
—Yok canım, o ne biçim söz, dedi gelen adamı tanıyan. Tuttu kolundan, çekti oturttu.
Oturunca, tanıştırdı masadakilerle.
Karşılıklı nezaket sözleri saffettiler tanışanlar.
— Bir çay daha buraya, dedi Selahattin.
Selahattin bıyıklı olandı.
***
- Serbüleeeent!
-
Timuçin’di seslenen. Yoldan geçen fötr şapkalı adama sesleniyordu:
Durdu; döndü fötrlü adam. Sağına soluna bakındı. Sesin ne yandan geldiğini çıkartamamıştı.
Tekrar seslenince çıkarttı... Sesten yana baktı gördü sesleneni, güldü. Eliyle selâm verdi.
Serbülent saatine baktı. Zamanı müsaitti. Beş on dakikalığına da olsa gidebilirdi seslenilen yere.
Gitti de. Başını belli belirsiz indirdi kaldırdı. Öyle selâm verdi masadakilere.
— Bir çay daha buraya dedi Selahattin...
***
Telaşla yerinden kalktı.
— Müsaade bana beş on dakika, dedi. Şeye gideceğim de.
Mehmet Ali’ydi konuşan.
Alelacele gitti...
Uzaktan görmüştü. Kendilerinden yana doğru geliyordu. Feyzullah’la karşılaşmak... Böyle bir
ihtimal dahi Mehmet Ali’nin tüylerinin diken diken olmasına kâfi gelirdi her zaman.
Selahattin’in çayı bitmişti. Seslendi:
—Bir çay daha buraya...
***
Eliyle “gel” diye işaret etti Timuçin.
Biraz ötelerinde durdu dolmuş. İki adam indi, bir kadın. Adamlardan birinin adı Metin’di. İki
çanta vardı elinde. Onlardan birini yere bıraktı. Soluklandı... Terini sildi boşta kalan eliyle.
Sonra, çantayı tekrar aldı, yürüdü. Kahvehanenin önünden geçecekti. Her zaman öyle yapardı
zaten. Durakta iner, kahvehanenin önünden geçer, evine giderdi.
Kahvehanenin önüne varmasına az bir zaman kala gördü Selahattin’i. Durdu... Başını hafifçe
yukarı doğru kaldırıp kaşlarını çattı. Ağır ağır döndü. Yürüdü... Arka sokağa dalıp,
kahvehanenin arkasından gidecekti bugün evine...
Selahattin:
— İçeriz içeriz, dedi.
Çaycıya döndü:
— Çayları tazele dostum.
***
Özel oto hemen önlerinde durdu. Kapısı açıldı.
— Şunlara bak be, de direksiyonun başındaki adam. Ağızları açılsa işimiz var derler işiniz neymiş gördük işte
Masadakilerin hepsi kımıldandı.
— Nerden çıktın böyle, dedi Selahattin.” Gelsene.”
— Gel gel, dedi Mehmet Ali. Allah aşkına gel.
— Bundan iyi iş mi olur, dedi Timuçin.
-Yaaaa, ya dedi, adam. Çekti kapıyı.
Trafik tıkanmıştı, kornalar çalışıyordu.
Kornaya bastı adam. Selâmladı masadakileri. Hareket ettirdi aracını.
— Bunun şerefine birer bardak içilir, dedi Selahattin ve seslendi: ”Tazele çayları... Birer çay daha buraya.”
***
14 Nisan 2013 Pazar
KARIŞIK ŞİİR
Boşa dememişler bellemenin yaşı yok
İtiraf etti işte
Bildi bileli kendini
Sıfıra sıfır elde var sıfırmış her konuda
Dönmüş durnuş yaşamı boyunca
Bir arpa boyu yol kat edememiş
Sıfıra sıfır elde var sıfır
Bir şey eksik de ne?
Saçı ağartmış değirmende
Bel de bükülmeye başlamış hafiften
Baston da yardım umar olmuş artık
Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş ömür
Ama, onun kitabında
Yazmazmış yok diye bir şey
Hak ne ederse iyi eder,
Bakalım ne eder?
Dün, hindi gibi düşünen çocuk
Acıtmış içini
Dayanamamış, gitmiş, sormuş
— Hayırdır bu ne iş
Bu yaşta gemilerini mi batırdın Karadeniz’de uşak…
Anlamış mı anlatmış mı bir şeyler çocuk
Anlamamış pek
Çıkmış aklından da
Bir sorunu mu varmış
Yoksa bir projesi mi ne
İyi düşünüp iyi karar verirse
Meseleyi halletmiş demekmiş
Akıl sorsaymış uşak
Verecekmiş cevabını bolca amma
Zamane çocuğu işte
Aklı ne etsin?
Bizimkinin kafasına bugün dank etmiş,
Köftehorun dedikleri,
Meseleyi döküvermiş önüne sanki
Sorguya çekmiş çaktırmadan
Suallerine cevap aramış
Sorun “Neymiş de
Sorunu “Nasıl, nerede ve ne zaman” halledebilirmiş de
Bu sorunu “Neden?” halletmeliymiş de
Sorunu halletmek için Kim ya da kimlerle iş birliği yapabilirmiş de
“Mişini muşunu” sevsinler.
Önünde bir sorun vardı belli
Çocuk oyuncağı görüyordu sanki
Kestirip atacaktı bugün yarın da,
Keratanın çaktırmadan söylediği sorular takılmıştı aklına
Ne?
Ne zaman?
Nasıl?
Nerede?
Neden?
Kim ya da kimlerle?
Boşa dememişler bellemenin yaşı yok
İtiraf etti işte
Bildi bileli kendini
Sıfıra sıfır elde var sıfırmış her konuda
Dönmüş durnuş yaşamı boyunca
Bir arpa boyu yol kat edememiş
Sıfıra sıfır elde var sıfır
Bir şey eksik de ne?
Saçı ağartmış değirmende
Bel de bükülmeye başlamış hafiften
Baston da yardım umar olmuş artık
Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş ömür
Ama, onun kitabında
Yazmazmış yok diye bir şey
Hak ne ederse iyi eder,
Bakalım ne eder?
Dün, hindi gibi düşünen çocuk
Acıtmış içini
Dayanamamış, gitmiş, sormuş
— Hayırdır bu ne iş
Bu yaşta gemilerini mi batırdın Karadeniz’de uşak…
Anlamış mı anlatmış mı bir şeyler çocuk
Anlamamış pek
Çıkmış aklından da
Bir sorunu mu varmış
Yoksa bir projesi mi ne
İyi düşünüp iyi karar verirse
Meseleyi halletmiş demekmiş
Akıl sorsaymış uşak
Verecekmiş cevabını bolca amma
Zamane çocuğu işte
Aklı ne etsin?
Bizimkinin kafasına bugün dank etmiş,
Köftehorun dedikleri,
Meseleyi döküvermiş önüne sanki
Sorguya çekmiş çaktırmadan
Suallerine cevap aramış
Sorun “Neymiş de
Sorunu “Nasıl, nerede ve ne zaman” halledebilirmiş de
Bu sorunu “Neden?” halletmeliymiş de
Sorunu halletmek için Kim ya da kimlerle iş birliği yapabilirmiş de
“Mişini muşunu” sevsinler.
Önünde bir sorun vardı belli
Çocuk oyuncağı görüyordu sanki
Kestirip atacaktı bugün yarın da,
Keratanın çaktırmadan söylediği sorular takılmıştı aklına
Ne?
Ne zaman?
Nasıl?
Nerede?
Neden?
Kim ya da kimlerle?
29 Mart 2013 Cuma
TERTEMİZ BİR ŞİİR
Bir başka yıkandı bu sabah
Bir başka giyindi
Bir başka taktı gazi madalyasını göğsüne.
Tek odalı bir evi vardı
Heyecanlı idı bugün
Mutluydu, gururluydu
Kıdemli Türk vatandaşı idi
Bugün On Dokuz Mayıs’tı
16 Mayıs’ı hatırladı
19 Mayıs’ı hatırladı
Bir film şeridi gibi geçti yıllar gözlerinin önünden
Gözlerini dolduran anlara da
Gözlerinin parladığı anlara da gitti
Bugün 19 Mayıs’tı
Gazi’m tertemizdi.
İstiklal Marşı’nı otobüs durağında duydu doksan ikilik genç
Bıraktı bastonunu yere
Esas duruşa geçti
Çevredeki bazı gençleri utandırmak değildi gayesi
Tüyleri diken olmuştu her zaman olduğu gibi
Göğsü de kabarmıştı yine işte
İstiklal Marşı’nı öyle bir okudu ki yürekten
Ülkemin en şanslı insanlarıydı o anda orada olanlar
İstiklal Marşı neymiş
İstiklal Marşı nasıl okunurmuş bir kez daha gördüler…
Tek gözlü odasının
Bir duvarını Atatürk posteri süslüyordu Asırlık Çınar’ın
Bir duvarını Bandırma Vapuru
Bir duvarında Samsun’un o günlerdeki fotoğrafı vardı
Ay yıldızlı al bayrağım hiç içinden çıkmazdı zaten onun
Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal gibi,
Bugün 19 Mayıs’tı
O, tertemiz bir şiirdi.
***
Güzel söz. Sakla samanı gelir zamanı ( Türk Atasözü)
27 Mart 2013 Çarşamba
ÜVEY ANNE
Öyle bir insandı ki o
Sımsıcaktı içi
Kızardı yeri geldiğinde
Elinin tersini de gösterirdi zaman zaman
Bilirdi ki ne hâli varsa görsün demek
Sevdiğine yapabileceğin en büyük kötülük
Bilirdi ki el bebek gül bebek demek güzel de
Yarın, el insanı böyle demeyecek….
Şirin görünme sevdasında olmadı o hiç
Sevilmeyi elbette istedi de
Sevilmeyince kırılmadı hiç.
Gün geldi ağlandı göğsünde
Gün geldi sıkı sıkı sarılındı ellerine
Gün geldi haksızlık edildi bile bile
O, üvey anneydi
Allah rahmet eylesin.
Öyle bir insandı ki o
Sımsıcaktı içi
Kızardı yeri geldiğinde
Elinin tersini de gösterirdi zaman zaman
Bilirdi ki ne hâli varsa görsün demek
Sevdiğine yapabileceğin en büyük kötülük
Bilirdi ki el bebek gül bebek demek güzel de
Yarın, el insanı böyle demeyecek….
Şirin görünme sevdasında olmadı o hiç
Sevilmeyi elbette istedi de
Sevilmeyince kırılmadı hiç.
Gün geldi ağlandı göğsünde
Gün geldi sıkı sıkı sarılındı ellerine
Gün geldi haksızlık edildi bile bile
O, üvey anneydi
Allah rahmet eylesin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)