EFENDİM?
Her gün “on” dedi
Bir oldu
İki oldu
Üç ile dört de oldu
Dörtte bir oldu
Beş de on oldu
Devamı geldi de gelmedi de
Altıda altı
Yedi de yedi
Sekiz de sekiz
Dokuz da dokuz
Oldu da olmadı da
Onda yedi oldu
Devamı geldi
İyi oldu
***
GÜZEL SÖZ:
Zaman her şeyi alır ve her şeyi verir.
( Glordano Bruno)
30 Aralık 2012 Pazar
29 Aralık 2012 Cumartesi
KONUŞ, AĞZIN YORULSUN.
Hazret koymuş teşhisi (!)
Ne desek boş
Yok
Odaklanamıyormuşum da yaptığım işe
Yok, kaide ve kurallar sıkıyormuş da beni
Yok, yeknesak bir yaşamla sarmaş dolaşmışım
Yok
Organizasyon kim ben kimmişim
Yok o yok bu…
Dediklerinin biri Hanya
Biri de Konya olmasa
Etmeyeceğim belki kulak ardı amma,
Laf söylemek para ile mi misali…
Konumum icabı
Konuşup adını anılır hale getirmeyeceğim
Cevap vermeyeceğim sana
Çatlasan da patlasan da
Çatla patla,
Konuş ağzın yorulsun
Hazret koymuş teşhisi (!)
Ne desek boş
Yok
Odaklanamıyormuşum da yaptığım işe
Yok, kaide ve kurallar sıkıyormuş da beni
Yok, yeknesak bir yaşamla sarmaş dolaşmışım
Yok
Organizasyon kim ben kimmişim
Yok o yok bu…
Dediklerinin biri Hanya
Biri de Konya olmasa
Etmeyeceğim belki kulak ardı amma,
Laf söylemek para ile mi misali…
Konumum icabı
Konuşup adını anılır hale getirmeyeceğim
Cevap vermeyeceğim sana
Çatlasan da patlasan da
Çatla patla,
Konuş ağzın yorulsun
24 Aralık 2012 Pazartesi
23 Aralık 2012 Pazar
VARSAYALIM Kİ
Varsayalım ki,
Objektif değilim
Varsayalım ki
Sübjektifim
Ben diyeyim, iddiadır
Sen de
Realitenin ta kendisidir dediğim...
Gülüp geçeceğimize
Boş bir tartışmaya;
Yaka paça girelim birbirimize
Tövbe yarabbi diyenler olsun
Kahkahalarla gülenler olsun
Nasihat verenlere bakın diyenler olsun
Benim kaşım yarılsın meselâ kavga sonunda
Senin, haydi diyeyim ki sana bir şey olmasın
Bak bundan da alınırsın sen şimdi
Ve dersin
İnayetine hacet yok;
Benim kaşım yarılsın
Sana bir şey olmasın.
20 Aralık 2012 Perşembe
KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI
14.BÖLÜM
Birden, değişik bir şekilde burnunu çekti:
- Ne iş yapıyorsun sen, dedi.
Sesi yumuşak çıkmıştı. Biraz rahatlar gibi oldum.
- Avukatım, dedim.
- Dava mı kaybettin, dedi.
- Yok, dedim.
- Bir avukat bu saatte burada ne arar dedi.
- Öylesine, dedim.
- Uyuyordun ulan.
- İçim geçmiş.
- Bu masalları sen benim dedeme anlat.
Birden bir büyük şefkatiyle, elini cebinden çıkartıp omzuma attı.
- Otur, dedi.
Oturduk mecburen.
- Anlat dedi, rahatlarsın.
Bir şeyler anlatmalıydım bu adamdan kurtulmak için de ne? Çenem düşüktür. Edebiyatım da kuvvetlidir. Kuvvetlidir de aklıma anlatacak bir şey gelmiyor. Adam da gözlerimi suratına dikmiş konuşmamı bekliyor.
- Yahu dedim, belki inanmayacaksın ama bir karpuz işine bulaştık başımıza gelmedik kalmadı.
İlgisini mi çekti, rol mü yaptı bilmem, heyecanlanır gibi oldu, yanıma biraz daha sokuldu:
- Nasıl yani dedi.
Benim de anlatma ihtiyacım vardı belki:
- Bir gün dedim…
Başlattım anlatmaya.
Ben anlattıkça “ ha!” dedi, ben anlattıkça “hı!” dedi bazen güldü bazen “ yapma yahu!” dedi “ eee sonra” dediği de oldu, yan, ben anlattım o anlattıklarımı masal dinler gibi zevkle dinledi.
Ve sonra doğal olarak:
- İşte böyle dedim, dedim.
- Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun dedi.
- Bilmem dedim. Sen olsan ne yaparsın? Ne önerirsiniz bana.
Ellerimi tuttu.
- Estağfurullah halaoğlu, dedi. Ben kim koskoca avukata akıl vermek kim. Böyle olduğuma bakma ben haddimi bilirim.
Böyle olduğuma bakma, ben haddimi bilirim sözü bir anda içimi acıttı. Kendime hâkim olamadım sordum:
- Sen ne iş yapıyorsun?
- Arkadaşlar serseri der, birkaç hısım akraba var bazen sülalemin yüz karası derler bazen “ pislik” diye bahsederler. Kendimize göre bir yol tutturduk, kendimize göre bir düzen kurduk gidiyoruz işte.
Bir an sustu.
- Bazı şeyleri kanıksadık. Kanıksayınca işler daha iyi kolay oluyor.
Kanıksadık sözcüğünü ben bile kullanmam. Sözcük adamın hiç de boş olmadığını göstergesi. Biraz daha kaşısam mı ki?
- Bir kâğıt bir de kalem versene bana, dedi.
Sesi inanılmaz değişmişti. Biraz da titrer gibiydi. Ceblerini karıştırdım. Bankamatik fişi buldum. “ Bu olur mu? “ dedim.
Az evvelki ses tonu ile
- Kalem, dedi.
Yanında her zaman kalem bulunurdu uzattım.
El fenerinin de yardımıyla bir şeyler yazdı. Önce kaleni uzattı. Sonra kâğıdı verdi.
- Kaybetmeyeceğin bir yere koy, dedi.
- Kaybetmem ver, dedim.
- Nereye koyacağını görmeliyim, dedi. Sesi ürkütücüydü.
Cüzdanını çıkardım.
- Arasına koyarım, dedim. Kaybolmaz.
Kağıda göz atacak gibi oldum,
- Yarın oklu, dedi.
- Tamam dedim. Cüzdanıma koydum. Cüzdanı cebime koymak üzereyken:
- Bir çorba parası varsa dedi. Biraz ilerde işkembeci var da.
Böyle kişilere de dilencilere de para vermek adetim değildir. Cüzdanda biraz para var. Yok desem diye aklımdan geçirdim.
Lüzumsuz efeliğin bu aşamada ve bu yerde bir manası yoku. Cüzdanıma baktım. On liralık da vardı, elli liralık da yüz liralık da.
Bir onluk aldım cüzdandan, uzattım:
- yeter mı, dedim.
- Eyvallah, dedi. Parayı aldı siftah yapan esnaf havası ile yüzüne sürdü.
Ayaktaydı:
- O kâğıttaki herife git, beni zirzop Hüsnü gönderdi de.
Adama bak, resmen dalga geçiyor. Utanmasa Karpuzcu Hüsnü diyecek.
Döndü, birkaç adım yürüdü.
- Gitmemezlik etme, dedi. Bana anlattıklarını aynen o herife de anlat. dedi. Sana bol bol akıl verir o.
Manasız bir söz işte.
Birkaç adım daha gitti durdu. Döndü. Yanıma geldi. Burnumun dibime kadar iyice sokuldu.
- Bak gitmemezlik etme dedi. Dua edersin sonra bana. Beni…
Belli az evvel isminin başında söylediği lakabı unuttu. Sarhoş işte.
- Beni…
Hatırlamaya çalıştı, olmadı gene. Sıkmak için elini uzattı. Elimi vermesem olmaz. El sıkıştık
- Sadece Hüsnü gönderdi desen de olur. Tahmin eder benim gönderdiğimi. Tamam.
Tamam demedim. O anlama gelecek şekilde beşimi salladım. Birden ani bir hamle ile ensemden tuttu kendine doğru çekti yanaklarımdan “ oh!” diyerek öptu. Sonra geri çekildi. Yürüdü birkaç adım sonra dengesini kaybetti düştü, kalktı. Belki de bozuntuya vermemek için “ Oy farfara farfara /ateş düştü şalvara/ ağzım dilim kurudu kız yalvara yalvara” diyerek uzaklaştı.
O gözden kaybolur kaybolmaz da arkama bile bakmadan ben oradan ayrıldım.
***
Otel odasındaki yatağımdan kalktığımda öğle ezanı okunuyordu.
Devamı var
17 Aralık 2012 Pazartesi
UKDE
Hayat mektebi mezun etti beni
Zirveye de çıkarttı, verdi ödülünü
Ama içimde öyle bir ukde var ki:
Keşke sıralarla tanışsaydım zamanında
Tarih öğrenseydim, coğrafya belleseydim
Varsın az çalışanlardan olsaydım da
Mekteple tanışsaydım.
İmtihan heyecanları yaşasaydım
Azarlar işitseydim gerektiğinde muallimlerimden
Gözyaşı dökseydim çocuklarım gibi
Bir kademeden öteki kademeye geçerken.
Hayat mektebi mezun etti beni
Zirveye de çıkarttı, verdi ödülünü
Ama içimde öyle bir ukde var ki:
Keşke sıralarla tanışsaydım zamanında
Tarih öğrenseydim, coğrafya belleseydim
Varsın az çalışanlardan olsaydım da
Mekteple tanışsaydım.
İmtihan heyecanları yaşasaydım
Azarlar işitseydim gerektiğinde muallimlerimden
Gözyaşı dökseydim çocuklarım gibi
Bir kademeden öteki kademeye geçerken.
16 Aralık 2012 Pazar
VAKTİM OLMADI
Yarım saatlik bir zamanda yapılabilirdi dediği
Bir gün, bir hafta, on yedi gün bekledi
Sonra, utana sıkıla dedi:
“Ağabey verdiğim yazıyı inceleyebildiniz mi?”
Aldığı cevap yıktı onu
Demek bu kadar değersizdi onun gözünde
Demek ki insan yerine konulmuyordu hiç
Keşke, beğenmediğini söyleseydi
Keşke, vazgeç bu sevdadan deseydi
Keşke, yazdıkların kötünün de kötüsü deseydi de
Keşke, vaktim olmadı daha, bakamadım demeseydi.
13 Aralık 2012 Perşembe
KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI
13 BÖLÜM
Bu hali ruhiye yi yaşayan birkaç kişi tanıyorum. Onlarla dalga geçirdim. Bu ne menem şeymiş böyle.
Vazgeçtiyse sorun değil de.
Ama ya, eniştem gelmeden bir duş alayım deyip de banyoya girdiyse mesela, ve de ayağı kayıp düştüyse şu anda beyin kanaması varsa ve acilen doktora gitmesi gerekiyorsa…
Yoksa bu oyunu oynayıp beni tuzağa mı düşürecekler?
Evet evet bu da bir olasılık. Ablası orada. Kapı açılmadı. Beni meraklandıracaklar.
Kapıyı kırıp içeri girince de, sonuçlarını tahmin etmek için avukat olmak bile gerekmez.
Öf, gel de çık işin işinden.
Telefona bir kez daha sarıldm. Evet, telefon çalıyor, çalıyor da açan yok. Ev telefonunu arayacağım ama geçen ay kapattığını biliyorum Neymiş efendim cep telefonu varken ev telefonuna ne hacetmiş… Boşuna masrafmış. Tasarruf ettiği şeye bak.
Başımı kaldırıp bakıyorum. Işığı yanıyor. Perdeler kapalı. Koşuyorum, alttan bir kere zile basıyorum cevap yok. Çıldırmamak elde değil.
Çilingir çağırsam… Babamın oğlunun evi değil ki. Elin kapısı çilingirle açtırılır mı.. En iyisi polisi durumdan haberdar etmek. Ölür mölürse Allah korusun, keşkeler fayda getirmez.
Birden, telefonum mesaj iletisi verdi. Gecenin bu saatinde. Baktım, mesaj baldızdan.
“ Ya enişte birden çok özel bir misafirim geldi. Kapıyı açamıyorum. Kusura kalma.”
“ Allah senin…Hem özel misafir de ne demek? Böyle olmuş olsa bile bunu bana duyurmanın manası ne şimdi ?”
Baldızın evini penceresine bir kez daha baktım. Bir de saatime baktım.
Sıkıntı içerisinde başımı sallaya sallaya oradan uzaklaşırken, başıma gelenler diye düşünüyordum.
-Hay senin de karpuzunun da Allah belasını vermesin.”
Cep telefonum elimde. Bir mesaj daha geldi. Gene baldızdan. Fırça da sıkıştırmış araya
- Şu anda banyoda. Ne olur arama, az evvelki zillerinden zor kurtardım zaten. Banyoda olmasaydı sen de ben de hapı yutardık. Allah korudu.
Mesaja bak. Lafa bak. Ciddi mi söylüyor, söylüyorsa bu ne cüret? Benimle kafayı mı buluyor? Tövbe yarabbi. Nereye çekersen çek.
Yok yok bugün, bu gece benim imtihan günüm. Suçlu telefonmuş gibi kaldırdım yerle fırlatacakken kendime telkini verdim.
- Ne yapıyorsun karpuzcu Hüsnü. Öfke ile kalkan zarar ile oturur. Pire için yorgan yakılır mı?
İlk defa bu dakikalarda kendim için Karpuzcu Hüsnü diyorum ne alakaysa. Kızgınlıktan… Düşünün ne haldeyim.
Farkında olmadan bir parkın yanına erişmişim. O an ne kadar yorgun olduğumu hissettim. Parktan içeri girdim. Banklardan birine oturdum. Beş on dakika dinlenip kendime gelmek için Başımı geriye attım, gözlerimi yumdum.
Uyuyakalmışım.
Zil zurna sarhoş bir adamın dürtüklemesi ile uyandım. Dili ağzının içinde zar zor dönüyordu adamın:
- Ne arıyorsun lan burada? Dedi.
Silkinip kendime geldim. Sarhoştan deli bile korkmuş derler.
- Oturmuştum uyuyakalmışım, dedim. Af ederseniz.
Birden elime sarıldı.
- Ne haddime amca, dedi. Ben kimim ki…
Görebildiğim kadarıyla. otuz yaşlarında ya vardı ya yoktu. Genç yani. Zavallı! Bu yaşta bu halde olmak.
Zorla elimi öptü:
- Bu saatte burada ne arıyorsun, dedi. İçkili miçkili de değilsin benim gibi.
Cebinden bir el feneri çıkardı, üzerime tuttu. Tepeden tırnağa süzdü:
- Benceğiz gibi serseri merseri de değilsin, dedi. Derdin ne?
Bu kadar görmüş geçirmişlik var. Adam, sarhoş marhoş ama kötü biri değil belli. Korkum gitti biraz. Zararsız.
- Boş ver, dedim.
Yanıma ilişti.. Sigara paketini çıkardı. Uzattı:
- Sağ ol, dedim. İçmiyorum.
- Ben yaksam mahsuru var mı dayı, dedi.
Az evvel amcaydık, şimdi dayı olduk.
Sigarayı ağzına aldı. Ateşi yakmak üzereyken.
- Şunun kimseye faydası yok dedim. Bırak. İçkiden bile zararlı derler.
Birden neye uğradığımı şaşırdım. Hay dilim tutulsaydı da söylemez olsaydım. Birden ayağa fırladı. Gözlerini gözlerimi dikti. Gayri ihtiyari sindim. İçimden “ Sana ne elin adamının sigarasından migarasından Hüsnü ” dedim. Göz ucuyla çevreyi de süzüyorum ama gecenin bu saatinde. Park cadde üzerinde de değil.
Gözleri hala gözlerimde. Ya sinirden titriyor ya karanlığın da etkisinden bana geliyor.
Korka korka:
- İçebilirsin dedim. Beni yanlış anladın. Bana dokunmaz.
Cevap vermedi. Burnundan soluyordu işte. Elini de dişlerini sıkarak cebine attı. Şimdi ben sana gösteririm der gibi der gibisinden başını sallamaya başladı.
Devamı var…
Güzel Söz:
İnsanların var oluş amacı sadece mutluluk olsaydı Allah ona diğer varlıklardan farklı olarak bir de akıl vermezdi. ( Kant)
13 BÖLÜM
Bu hali ruhiye yi yaşayan birkaç kişi tanıyorum. Onlarla dalga geçirdim. Bu ne menem şeymiş böyle.
Vazgeçtiyse sorun değil de.
Ama ya, eniştem gelmeden bir duş alayım deyip de banyoya girdiyse mesela, ve de ayağı kayıp düştüyse şu anda beyin kanaması varsa ve acilen doktora gitmesi gerekiyorsa…
Yoksa bu oyunu oynayıp beni tuzağa mı düşürecekler?
Evet evet bu da bir olasılık. Ablası orada. Kapı açılmadı. Beni meraklandıracaklar.
Kapıyı kırıp içeri girince de, sonuçlarını tahmin etmek için avukat olmak bile gerekmez.
Öf, gel de çık işin işinden.
Telefona bir kez daha sarıldm. Evet, telefon çalıyor, çalıyor da açan yok. Ev telefonunu arayacağım ama geçen ay kapattığını biliyorum Neymiş efendim cep telefonu varken ev telefonuna ne hacetmiş… Boşuna masrafmış. Tasarruf ettiği şeye bak.
Başımı kaldırıp bakıyorum. Işığı yanıyor. Perdeler kapalı. Koşuyorum, alttan bir kere zile basıyorum cevap yok. Çıldırmamak elde değil.
Çilingir çağırsam… Babamın oğlunun evi değil ki. Elin kapısı çilingirle açtırılır mı.. En iyisi polisi durumdan haberdar etmek. Ölür mölürse Allah korusun, keşkeler fayda getirmez.
Birden, telefonum mesaj iletisi verdi. Gecenin bu saatinde. Baktım, mesaj baldızdan.
“ Ya enişte birden çok özel bir misafirim geldi. Kapıyı açamıyorum. Kusura kalma.”
“ Allah senin…Hem özel misafir de ne demek? Böyle olmuş olsa bile bunu bana duyurmanın manası ne şimdi ?”
Baldızın evini penceresine bir kez daha baktım. Bir de saatime baktım.
Sıkıntı içerisinde başımı sallaya sallaya oradan uzaklaşırken, başıma gelenler diye düşünüyordum.
-Hay senin de karpuzunun da Allah belasını vermesin.”
Cep telefonum elimde. Bir mesaj daha geldi. Gene baldızdan. Fırça da sıkıştırmış araya
- Şu anda banyoda. Ne olur arama, az evvelki zillerinden zor kurtardım zaten. Banyoda olmasaydı sen de ben de hapı yutardık. Allah korudu.
Mesaja bak. Lafa bak. Ciddi mi söylüyor, söylüyorsa bu ne cüret? Benimle kafayı mı buluyor? Tövbe yarabbi. Nereye çekersen çek.
Yok yok bugün, bu gece benim imtihan günüm. Suçlu telefonmuş gibi kaldırdım yerle fırlatacakken kendime telkini verdim.
- Ne yapıyorsun karpuzcu Hüsnü. Öfke ile kalkan zarar ile oturur. Pire için yorgan yakılır mı?
İlk defa bu dakikalarda kendim için Karpuzcu Hüsnü diyorum ne alakaysa. Kızgınlıktan… Düşünün ne haldeyim.
Farkında olmadan bir parkın yanına erişmişim. O an ne kadar yorgun olduğumu hissettim. Parktan içeri girdim. Banklardan birine oturdum. Beş on dakika dinlenip kendime gelmek için Başımı geriye attım, gözlerimi yumdum.
Uyuyakalmışım.
Zil zurna sarhoş bir adamın dürtüklemesi ile uyandım. Dili ağzının içinde zar zor dönüyordu adamın:
- Ne arıyorsun lan burada? Dedi.
Silkinip kendime geldim. Sarhoştan deli bile korkmuş derler.
- Oturmuştum uyuyakalmışım, dedim. Af ederseniz.
Birden elime sarıldı.
- Ne haddime amca, dedi. Ben kimim ki…
Görebildiğim kadarıyla. otuz yaşlarında ya vardı ya yoktu. Genç yani. Zavallı! Bu yaşta bu halde olmak.
Zorla elimi öptü:
- Bu saatte burada ne arıyorsun, dedi. İçkili miçkili de değilsin benim gibi.
Cebinden bir el feneri çıkardı, üzerime tuttu. Tepeden tırnağa süzdü:
- Benceğiz gibi serseri merseri de değilsin, dedi. Derdin ne?
Bu kadar görmüş geçirmişlik var. Adam, sarhoş marhoş ama kötü biri değil belli. Korkum gitti biraz. Zararsız.
- Boş ver, dedim.
Yanıma ilişti.. Sigara paketini çıkardı. Uzattı:
- Sağ ol, dedim. İçmiyorum.
- Ben yaksam mahsuru var mı dayı, dedi.
Az evvel amcaydık, şimdi dayı olduk.
Sigarayı ağzına aldı. Ateşi yakmak üzereyken.
- Şunun kimseye faydası yok dedim. Bırak. İçkiden bile zararlı derler.
Birden neye uğradığımı şaşırdım. Hay dilim tutulsaydı da söylemez olsaydım. Birden ayağa fırladı. Gözlerini gözlerimi dikti. Gayri ihtiyari sindim. İçimden “ Sana ne elin adamının sigarasından migarasından Hüsnü ” dedim. Göz ucuyla çevreyi de süzüyorum ama gecenin bu saatinde. Park cadde üzerinde de değil.
Gözleri hala gözlerimde. Ya sinirden titriyor ya karanlığın da etkisinden bana geliyor.
Korka korka:
- İçebilirsin dedim. Beni yanlış anladın. Bana dokunmaz.
Cevap vermedi. Burnundan soluyordu işte. Elini de dişlerini sıkarak cebine attı. Şimdi ben sana gösteririm der gibi der gibisinden başını sallamaya başladı.
Devamı var…
Güzel Söz:
İnsanların var oluş amacı sadece mutluluk olsaydı Allah ona diğer varlıklardan farklı olarak bir de akıl vermezdi. ( Kant)
12 Aralık 2012 Çarşamba
ÇOCUK AKLI İŞTE
Kim tutar artık beni
Ben, keşfedilmemiş bir fevkalbeşermişim
Aferin aldım koskocaman öğretmenimden dün
Şiirimin, kapıyı çalan sen miydin, dizesinde
Tecahül-i arif sanatı varmış
Sevgiliye hitap etmişim amma
Bildiğimi de bilmemelikten gelmişim
Farkında değilim
Meğer ben neymişim?
Mademki ben bir fevkalbeşerim
Mademki şiirimde sanat da var
Mademki şairim deyip salınan da
Dokuz ay on günlük, ben de öyle
Mademki farkına da varıldım artık
Aferin ile tescillendim de hocamdan
Kim tutar artık beni,
Şiirinde sanat var mı buba,
Şiiri herkes yazar
Sen, sanatın kadar konuş!
Kim tutar artık beni
Ben, keşfedilmemiş bir fevkalbeşermişim
Aferin aldım koskocaman öğretmenimden dün
Şiirimin, kapıyı çalan sen miydin, dizesinde
Tecahül-i arif sanatı varmış
Sevgiliye hitap etmişim amma
Bildiğimi de bilmemelikten gelmişim
Farkında değilim
Meğer ben neymişim?
Mademki ben bir fevkalbeşerim
Mademki şiirimde sanat da var
Mademki şairim deyip salınan da
Dokuz ay on günlük, ben de öyle
Mademki farkına da varıldım artık
Aferin ile tescillendim de hocamdan
Kim tutar artık beni,
Şiirinde sanat var mı buba,
Şiiri herkes yazar
Sen, sanatın kadar konuş!
11 Aralık 2012 Salı
Güzel Sözler:
Ne kadar bilirsen bil söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.( Hz. Mevlana)
Ne aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz. ( Hz. Mevlana)
Yalan dörtnala gider, hakikat adım adım yürür, fakat gene de vaktinde yetişir. ( Japon Atasözü)
Herkes öğrenmek ister, kimse bilginin bedelini ödemek istemez. ( Juvenal)
Ders alınmış başarısızlıklar, başarı demektir ( Malcolm Forbes)
Kendi sorumluluğunuzu tümüyle aldığınız ve mazereti bıraktığınız gün, zirveye doğru hareket ettiğiniz gündür.( O.J.Simpson)
Kuru pantolon ile balık tutulmaz ( Cervantes)
Kim gülüyorsa, başkasına gülüyordur
Kim ağlıyorsa, kendisine ağlıyordur.
( Hint Atasözü )
Ne kadar bilirsen bil söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.( Hz. Mevlana)
Ne aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz. ( Hz. Mevlana)
Yalan dörtnala gider, hakikat adım adım yürür, fakat gene de vaktinde yetişir. ( Japon Atasözü)
Herkes öğrenmek ister, kimse bilginin bedelini ödemek istemez. ( Juvenal)
Ders alınmış başarısızlıklar, başarı demektir ( Malcolm Forbes)
Kendi sorumluluğunuzu tümüyle aldığınız ve mazereti bıraktığınız gün, zirveye doğru hareket ettiğiniz gündür.( O.J.Simpson)
Kuru pantolon ile balık tutulmaz ( Cervantes)
Kim gülüyorsa, başkasına gülüyordur
Kim ağlıyorsa, kendisine ağlıyordur.
( Hint Atasözü )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)