30 Aralık 2012 Pazar

EFENDİM?



Her gün “on” dedi

Bir oldu

İki oldu

Üç ile dört de oldu

Dörtte bir oldu

Beş de on oldu

Devamı geldi de gelmedi de

Altıda altı

Yedi de yedi

Sekiz de sekiz

Dokuz da dokuz

Oldu da olmadı da

Onda yedi oldu

Devamı geldi

İyi oldu

***

GÜZEL SÖZ:

Zaman her şeyi alır ve her şeyi verir.

( Glordano Bruno)

29 Aralık 2012 Cumartesi

KONUŞ, AĞZIN YORULSUN.


Hazret koymuş teşhisi (!)

Ne desek boş

Yok

Odaklanamıyormuşum da yaptığım işe

Yok, kaide ve kurallar sıkıyormuş da beni

Yok, yeknesak bir yaşamla sarmaş dolaşmışım

Yok

Organizasyon kim ben kimmişim

Yok o yok bu…

Dediklerinin biri Hanya

Biri de Konya olmasa

Etmeyeceğim belki kulak ardı amma,

Laf söylemek para ile mi misali…

Konumum icabı

Konuşup adını anılır hale getirmeyeceğim

Cevap vermeyeceğim sana

Çatlasan da patlasan da

Çatla patla,

Konuş ağzın yorulsun

24 Aralık 2012 Pazartesi

MERHABA


Asri çağda

Göstermelik bedenler

Şımarık ve delice

Egzotik, fütur, leyli


Geceye özgü dünya

Merhaba size

Selâm size


Uzağa, bezginliğe, geceye

Selâm

“Od” da yana gize ve

Taravete bir tebessümle

Diyebil ki merhaba.

***
Güzel söz: Ne yazık ki mutluluk ona giden yolda bulunmuyor ( Jery Lee)

23 Aralık 2012 Pazar


VARSAYALIM Kİ


Varsayalım ki,

Objektif değilim

Varsayalım ki

Sübjektifim

Ben diyeyim, iddiadır

Sen de

Realitenin ta kendisidir dediğim...



Gülüp geçeceğimize

Boş bir tartışmaya;

Yaka paça girelim birbirimize

Tövbe yarabbi diyenler olsun

Kahkahalarla gülenler olsun

Nasihat verenlere bakın diyenler olsun

Benim kaşım yarılsın meselâ kavga sonunda

Senin, haydi diyeyim ki sana bir şey olmasın

Bak bundan da alınırsın sen şimdi

Ve dersin

İnayetine hacet yok;

Benim kaşım yarılsın

Sana bir şey olmasın.



20 Aralık 2012 Perşembe


KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI

14.BÖLÜM



Birden, değişik bir şekilde burnunu çekti:

- Ne iş yapıyorsun sen, dedi.

Sesi yumuşak çıkmıştı. Biraz rahatlar gibi oldum.

- Avukatım, dedim.

- Dava mı kaybettin, dedi.

- Yok, dedim.

- Bir avukat bu saatte burada ne arar dedi.

- Öylesine, dedim.

- Uyuyordun ulan.

- İçim geçmiş.

- Bu masalları sen benim dedeme anlat.

Birden bir büyük şefkatiyle, elini cebinden çıkartıp omzuma attı.

- Otur, dedi.

Oturduk mecburen.

- Anlat dedi, rahatlarsın.

Bir şeyler anlatmalıydım bu adamdan kurtulmak için de ne? Çenem düşüktür. Edebiyatım da kuvvetlidir. Kuvvetlidir de aklıma anlatacak bir şey gelmiyor. Adam da gözlerimi suratına dikmiş konuşmamı bekliyor.

- Yahu dedim, belki inanmayacaksın ama bir karpuz işine bulaştık başımıza gelmedik kalmadı.

İlgisini mi çekti, rol mü yaptı bilmem, heyecanlanır gibi oldu, yanıma biraz daha sokuldu:

- Nasıl yani dedi.

Benim de anlatma ihtiyacım vardı belki:

- Bir gün dedim…

Başlattım anlatmaya.

Ben anlattıkça “ ha!” dedi, ben anlattıkça “hı!” dedi bazen güldü bazen “ yapma yahu!” dedi “ eee sonra” dediği de oldu, yan, ben anlattım o anlattıklarımı masal dinler gibi zevkle dinledi.

Ve sonra doğal olarak:

- İşte böyle dedim, dedim.

- Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun dedi.

- Bilmem dedim. Sen olsan ne yaparsın? Ne önerirsiniz bana.

Ellerimi tuttu.

- Estağfurullah halaoğlu, dedi. Ben kim koskoca avukata akıl vermek kim. Böyle olduğuma bakma ben haddimi bilirim.

Böyle olduğuma bakma, ben haddimi bilirim sözü bir anda içimi acıttı. Kendime hâkim olamadım sordum:

- Sen ne iş yapıyorsun?

- Arkadaşlar serseri der, birkaç hısım akraba var bazen sülalemin yüz karası derler bazen “ pislik” diye bahsederler. Kendimize göre bir yol tutturduk, kendimize göre bir düzen kurduk gidiyoruz işte.

Bir an sustu.

- Bazı şeyleri kanıksadık. Kanıksayınca işler daha iyi kolay oluyor.

Kanıksadık sözcüğünü ben bile kullanmam. Sözcük adamın hiç de boş olmadığını göstergesi. Biraz daha kaşısam mı ki?

- Bir kâğıt bir de kalem versene bana, dedi.

Sesi inanılmaz değişmişti. Biraz da titrer gibiydi. Ceblerini karıştırdım. Bankamatik fişi buldum. “ Bu olur mu? “ dedim.

Az evvelki ses tonu ile

- Kalem, dedi.

Yanında her zaman kalem bulunurdu uzattım.

El fenerinin de yardımıyla bir şeyler yazdı. Önce kaleni uzattı. Sonra kâğıdı verdi.

- Kaybetmeyeceğin bir yere koy, dedi.

- Kaybetmem ver, dedim.

- Nereye koyacağını görmeliyim, dedi. Sesi ürkütücüydü.

Cüzdanını çıkardım.

- Arasına koyarım, dedim. Kaybolmaz.

Kağıda göz atacak gibi oldum,

- Yarın oklu, dedi.

- Tamam dedim. Cüzdanıma koydum. Cüzdanı cebime koymak üzereyken:

- Bir çorba parası varsa dedi. Biraz ilerde işkembeci var da.

Böyle kişilere de dilencilere de para vermek adetim değildir. Cüzdanda biraz para var. Yok desem diye aklımdan geçirdim.

Lüzumsuz efeliğin bu aşamada ve bu yerde bir manası yoku. Cüzdanıma baktım. On liralık da vardı, elli liralık da yüz liralık da.

Bir onluk aldım cüzdandan, uzattım:

- yeter mı, dedim.

- Eyvallah, dedi. Parayı aldı siftah yapan esnaf havası ile yüzüne sürdü.

Ayaktaydı:

- O kâğıttaki herife git, beni zirzop Hüsnü gönderdi de.

Adama bak, resmen dalga geçiyor. Utanmasa Karpuzcu Hüsnü diyecek.

Döndü, birkaç adım yürüdü.

- Gitmemezlik etme, dedi. Bana anlattıklarını aynen o herife de anlat. dedi. Sana bol bol akıl verir o.

Manasız bir söz işte.

Birkaç adım daha gitti durdu. Döndü. Yanıma geldi. Burnumun dibime kadar iyice sokuldu.

- Bak gitmemezlik etme dedi. Dua edersin sonra bana. Beni…

Belli az evvel isminin başında söylediği lakabı unuttu. Sarhoş işte.

- Beni…

Hatırlamaya çalıştı, olmadı gene. Sıkmak için elini uzattı. Elimi vermesem olmaz. El sıkıştık

- Sadece Hüsnü gönderdi desen de olur. Tahmin eder benim gönderdiğimi. Tamam.

Tamam demedim. O anlama gelecek şekilde beşimi salladım. Birden ani bir hamle ile ensemden tuttu kendine doğru çekti yanaklarımdan “ oh!” diyerek öptu. Sonra geri çekildi. Yürüdü birkaç adım sonra dengesini kaybetti düştü, kalktı. Belki de bozuntuya vermemek için “ Oy farfara farfara /ateş düştü şalvara/ ağzım dilim kurudu kız yalvara yalvara” diyerek uzaklaştı.

O gözden kaybolur kaybolmaz da arkama bile bakmadan ben oradan ayrıldım.

***

Otel odasındaki yatağımdan kalktığımda öğle ezanı okunuyordu.



Devamı var

17 Aralık 2012 Pazartesi

UKDE



Hayat mektebi mezun etti beni

Zirveye de çıkarttı, verdi ödülünü

Ama içimde öyle bir ukde var ki:

Keşke sıralarla tanışsaydım zamanında

Tarih öğrenseydim, coğrafya belleseydim

Varsın az çalışanlardan olsaydım da

Mekteple tanışsaydım.


İmtihan heyecanları yaşasaydım

Azarlar işitseydim gerektiğinde muallimlerimden

Gözyaşı dökseydim çocuklarım gibi

Bir kademeden öteki kademeye geçerken.

16 Aralık 2012 Pazar


VAKTİM OLMADI


Yarım saatlik bir zamanda yapılabilirdi dediği

Bir gün, bir hafta, on yedi gün bekledi

Sonra, utana sıkıla dedi:

“Ağabey verdiğim yazıyı inceleyebildiniz mi?”


Aldığı cevap yıktı onu

Demek bu kadar değersizdi onun gözünde

Demek ki insan yerine konulmuyordu hiç

Keşke, beğenmediğini söyleseydi

Keşke, vazgeç bu sevdadan deseydi

Keşke, yazdıkların kötünün de kötüsü deseydi de

Keşke, vaktim olmadı daha, bakamadım demeseydi.

13 Aralık 2012 Perşembe

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI


13 BÖLÜM

Bu hali ruhiye yi yaşayan birkaç kişi tanıyorum. Onlarla dalga geçirdim. Bu ne menem şeymiş böyle.

Vazgeçtiyse sorun değil de.

Ama ya, eniştem gelmeden bir duş alayım deyip de banyoya girdiyse mesela, ve de ayağı kayıp düştüyse şu anda beyin kanaması varsa ve acilen doktora gitmesi gerekiyorsa…

Yoksa bu oyunu oynayıp beni tuzağa mı düşürecekler?

Evet evet bu da bir olasılık. Ablası orada. Kapı açılmadı. Beni meraklandıracaklar.

Kapıyı kırıp içeri girince de, sonuçlarını tahmin etmek için avukat olmak bile gerekmez.

Öf, gel de çık işin işinden.

Telefona bir kez daha sarıldm. Evet, telefon çalıyor, çalıyor da açan yok. Ev telefonunu arayacağım ama geçen ay kapattığını biliyorum Neymiş efendim cep telefonu varken ev telefonuna ne hacetmiş… Boşuna masrafmış. Tasarruf ettiği şeye bak.

Başımı kaldırıp bakıyorum. Işığı yanıyor. Perdeler kapalı. Koşuyorum, alttan bir kere zile basıyorum cevap yok. Çıldırmamak elde değil.

Çilingir çağırsam… Babamın oğlunun evi değil ki. Elin kapısı çilingirle açtırılır mı.. En iyisi polisi durumdan haberdar etmek. Ölür mölürse Allah korusun, keşkeler fayda getirmez.

Birden, telefonum mesaj iletisi verdi. Gecenin bu saatinde. Baktım, mesaj baldızdan.

“ Ya enişte birden çok özel bir misafirim geldi. Kapıyı açamıyorum. Kusura kalma.”

“ Allah senin…Hem özel misafir de ne demek? Böyle olmuş olsa bile bunu bana duyurmanın manası ne şimdi ?”

Baldızın evini penceresine bir kez daha baktım. Bir de saatime baktım.

Sıkıntı içerisinde başımı sallaya sallaya oradan uzaklaşırken, başıma gelenler diye düşünüyordum.

-Hay senin de karpuzunun da Allah belasını vermesin.”

Cep telefonum elimde. Bir mesaj daha geldi. Gene baldızdan. Fırça da sıkıştırmış araya

- Şu anda banyoda. Ne olur arama, az evvelki zillerinden zor kurtardım zaten. Banyoda olmasaydı sen de ben de hapı yutardık. Allah korudu.

Mesaja bak. Lafa bak. Ciddi mi söylüyor, söylüyorsa bu ne cüret? Benimle kafayı mı buluyor? Tövbe yarabbi. Nereye çekersen çek.

Yok yok bugün, bu gece benim imtihan günüm. Suçlu telefonmuş gibi kaldırdım yerle fırlatacakken kendime telkini verdim.

- Ne yapıyorsun karpuzcu Hüsnü. Öfke ile kalkan zarar ile oturur. Pire için yorgan yakılır mı?

İlk defa bu dakikalarda kendim için Karpuzcu Hüsnü diyorum ne alakaysa. Kızgınlıktan… Düşünün ne haldeyim.

Farkında olmadan bir parkın yanına erişmişim. O an ne kadar yorgun olduğumu hissettim. Parktan içeri girdim. Banklardan birine oturdum. Beş on dakika dinlenip kendime gelmek için Başımı geriye attım, gözlerimi yumdum.

Uyuyakalmışım.

Zil zurna sarhoş bir adamın dürtüklemesi ile uyandım. Dili ağzının içinde zar zor dönüyordu adamın:

- Ne arıyorsun lan burada? Dedi.

Silkinip kendime geldim. Sarhoştan deli bile korkmuş derler.

- Oturmuştum uyuyakalmışım, dedim. Af ederseniz.

Birden elime sarıldı.

- Ne haddime amca, dedi. Ben kimim ki…

Görebildiğim kadarıyla. otuz yaşlarında ya vardı ya yoktu. Genç yani. Zavallı! Bu yaşta bu halde olmak.

Zorla elimi öptü:

- Bu saatte burada ne arıyorsun, dedi. İçkili miçkili de değilsin benim gibi.

Cebinden bir el feneri çıkardı, üzerime tuttu. Tepeden tırnağa süzdü:

- Benceğiz gibi serseri merseri de değilsin, dedi. Derdin ne?

Bu kadar görmüş geçirmişlik var. Adam, sarhoş marhoş ama kötü biri değil belli. Korkum gitti biraz. Zararsız.

- Boş ver, dedim.

Yanıma ilişti.. Sigara paketini çıkardı. Uzattı:

- Sağ ol, dedim. İçmiyorum.

- Ben yaksam mahsuru var mı dayı, dedi.

Az evvel amcaydık, şimdi dayı olduk.

Sigarayı ağzına aldı. Ateşi yakmak üzereyken.

- Şunun kimseye faydası yok dedim. Bırak. İçkiden bile zararlı derler.

Birden neye uğradığımı şaşırdım. Hay dilim tutulsaydı da söylemez olsaydım. Birden ayağa fırladı. Gözlerini gözlerimi dikti. Gayri ihtiyari sindim. İçimden “ Sana ne elin adamının sigarasından migarasından Hüsnü ” dedim. Göz ucuyla çevreyi de süzüyorum ama gecenin bu saatinde. Park cadde üzerinde de değil.

Gözleri hala gözlerimde. Ya sinirden titriyor ya karanlığın da etkisinden bana geliyor.

Korka korka:

- İçebilirsin dedim. Beni yanlış anladın. Bana dokunmaz.

Cevap vermedi. Burnundan soluyordu işte. Elini de dişlerini sıkarak cebine attı. Şimdi ben sana gösteririm der gibi der gibisinden başını sallamaya başladı.

Devamı var…

Güzel Söz:

İnsanların var oluş amacı sadece mutluluk olsaydı Allah ona diğer varlıklardan farklı olarak bir de akıl vermezdi. ( Kant)

12 Aralık 2012 Çarşamba

ÇOCUK AKLI İŞTE


Kim tutar artık beni

Ben, keşfedilmemiş bir fevkalbeşermişim

Aferin aldım koskocaman öğretmenimden dün

Şiirimin, kapıyı çalan sen miydin, dizesinde

Tecahül-i arif sanatı varmış

Sevgiliye hitap etmişim amma

Bildiğimi de bilmemelikten gelmişim

Farkında değilim

Meğer ben neymişim?


Mademki ben bir fevkalbeşerim

Mademki şiirimde sanat da var

Mademki şairim deyip salınan da

Dokuz ay on günlük, ben de öyle

Mademki farkına da varıldım artık

Aferin ile tescillendim de hocamdan

Kim tutar artık beni,

Şiirinde sanat var mı buba,

Şiiri herkes yazar

Sen, sanatın kadar konuş!

11 Aralık 2012 Salı

Güzel Sözler:

Ne kadar bilirsen bil söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.( Hz. Mevlana)
Ne aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz. ( Hz. Mevlana)

Yalan dörtnala gider, hakikat adım adım yürür, fakat gene de vaktinde yetişir. ( Japon Atasözü)

Herkes öğrenmek ister, kimse bilginin bedelini ödemek istemez. ( Juvenal)

Ders alınmış başarısızlıklar, başarı demektir ( Malcolm Forbes)

Kendi sorumluluğunuzu tümüyle aldığınız ve mazereti bıraktığınız gün, zirveye doğru hareket ettiğiniz gündür.( O.J.Simpson)

Kuru pantolon ile balık tutulmaz ( Cervantes)

Kim gülüyorsa, başkasına gülüyordur

Kim ağlıyorsa, kendisine ağlıyordur.

( Hint Atasözü )