2 Aralık 2019 Pazartesi


NURİYE’NİN SIRITIĞI

Hava serinceydi. Yağmur da çiseliyordu. Düğün salonunun önü kalabalıktı. Arabası olanlar sağa sola bakınıyor kafalarına uygun birilerini görürlerse arabalarına davet ediyorlardı.
Bu durum Serkan Bey’e eğlenceli gelirdi. Birkaç dakika da olsa durur seyrederdi. Araba ile gelmediği zamanlarda davet beklerdi. Arabasına ise nadiren birilerini alırdı.
Serkan Bey, Mert Bey’i gördü. Karısının akrabasıydı. Arabanın kapısını açtı, jest yapmak için seslendi:
—Mert Bey, gelin beraber gidelim.
—Rasimlerle şey yapacağız biz. Siz gidin.
Serkan Bey, cevaba bozuldu. Arabasının kapısını sertçe kapattı. Karısına keskin baktı. Karısı:
— Daha evvel sözleşmişlerdir niye bozuluyorsun ki, dedi.
Serkan Beyi homurdandı kızı da karısı da söylediklerinden bir şey
anlamadı.
Serkan Bey arabayı çalıştırdı, gaza bastı, Otobüs durağına yaklaştığı bir
anda yaşlı bir kadının önünde durdu. Köylüsüydü kadın. Salonda bir aralık gözüne çarpmıştı. Adını bile bilmiyordu ama göz aşinalığı vardı. Yaşlı kadına, Mert Bey’e de sesini duyuracak şekilde
— Arabada yer var gel, dedi. “Gideceğin yere kadar bırakayım,
otobüslerde sürünme.
Yaşlı kadın kendine söylenildiğine emin olamadı. Etrafına bakındı. Kimsecikler yoktu. Gene de “ben mi” gibinden bir işarette bulundu Serkan Bey’e. SerkaN bey hem eli ile hem dili ile “gel” dedi.

Yaşlı Kadın, arabaya binince Serkan Bey’in yüzüne dikkatli dikkatli baktı, sonra da sordu:
— Gurban olayım sen Ayfer’in oğlusun değil mi?
Serkan Bey böyle bir şey beklemiyordu. Şaşırdı, gülümseyerek,” Evet”
dedi.
— Adın da Serkan mıydı senin?
Serkan Bey’in şaşkınlığı daha da arttı. İçinden” pes be!” dedi. Sormadan da edemedi.
—Adımı nereden biliyon sen?
Yaşlı kadın gülümsedi:
— Bilmez miyim? Anana çok gider giderdim ben. Sen o zamanlar bebeydin. Burnundan tanıdım.
Erkan Bey’in karısı gülmekten kendini alamadı. Kocasına döndü:
— Bak burnun burada da işe yaradı, dedi.
Yaşlı kadın sordu:
— Garın mı?
Tanınmak Serkan Bey’in hoşuna gitmişti.
— Evet dedi. Kızını da işaret etti.” Bu da kızım. Adı da Ayfer.”
— Ebenin adını goymuşsun.
Yaşlı kadın, kızın bacağına dokundu. Kendisine doğru dönünce o:
— Ben bu babanın anasının çok iyiliğini gördüm. dedi.” Çok iyi gadındı. Mekanı cennet olsun, nurlarda yatsın.”
Yaşlı kadın birden bir anısını anımsadı. Duygulandı paylaşmak istedi.
-Hiç unutmam bir gün bönün parasıyla bi beş lira istediydim ondan. Netçeydin diye bile sormadı. Elli lira elime tutuşturdu. İstemem mistemem dedim de dinlemedi. Sonra verirsin dedi. Heç unutmam onu. O para zemzem suyu gibi geldi bana. O para sayesinde bir ay geçindiydim kimseye avuç açmadan.
Kısa bir sessizlik oldu. Serkan Bey, laf olsun cinsinden konuştu.
— Seni iyi gördüm. Sana bir şey derlerdi köyde.
Yaşlı kadın kıkırdadı. “O aklında kalmış “dedi.
Serkan Bey’in aklında kalan bir şey yoktu. Atmıştı, tutmuştu. Yaşlı kadın:
— He ya, dedi.” Bana Nuriye’nin sırıtığı derlerdi.”
— Nuriye?
— Annem. beni doğururken ölünce onun adını bana vermişler.
— Bilmez miyim?
Serkan Bey’in kızı meraklandı:
— Niye sırıtık derlerdi ki?
— Aman niye diyecekler işte, köy yeri. O zamanlarda şimdiki gibi
değildi. Garılar gızlar az gülerdi. Anam rahmetli çok gülermiş. Onun içim öyle demişler işte.
Serkan Bey, sorma gereği hissetti:
—Sen nerede oturuyon Nuriye Hala? Seni evine bırakayım ben.
Yaşlı Kadın, gözlerini kısarak camdan dışarıya baktı. Çıkartamadı nerede
olduklarını. Sordu:
— Neredeyiz şimdi?
— Nerede miyiz? Belediye binasının önüne geldik.
— Ha o zaman! Belediye binasını bilirim. Şimdi benim ev…
Serkan Bey, arabayı durdurdu. Yaşlı kadının tarifini dinledi, sorular
sordu, tam oturduğu yeri saptamaya çalıştı, aşağı yukarı tahmin de etti.
Yaşlı kadını kapısının önünde indiren Serkan Bey, derince bir iç geçirdi
annesini anımsayıp. Karısı da kızı da onu tanımamışlardı. Onlara hitaben, tok bir sesle :
—Anam iyi kadındı, dedi. “Yardım severdi. Kimse üzülsün kimse
bunalsın istemezdi.. Hem boşa dememişler ya, “iyilik yap denize at balık bilmezse Halik bilir. Gördünüz aradan kaç yıl geçmiş sevgiyle saygıyla anıyor. Bundan iyi miras mı bırakılır. O beş lirayı vermeseydi…”
Arkadan korna çalındı. Serkan Bey, küfür etti,” Koskoca yol ne bu dat
dat, “dedi. “ Uysan şimdi…”
Karısı,
— Sakin ol, dedi. “Yanaş biraz sağa geçsin.”
— Siz olamasaydınız ben ona gösterirdim de...
Sağa çekti yol verdi. Biraz sonra da arabayı iyice sağa çekti. Cep
telefonunu çıkarttı. Epeyce bir süre açılmasını bekledi. Nezaket sözlerinden sonra:
— Suzan Hanım, dedi. “ Geçen ay işten çıkarttığımız o üç kişi vardı ya
Hemen şimdi onlarla iletişim kur. Eğer iş bulamadılarsa yarın sabah yeniden işe başlasınlar.
Karşıdan itiraz geldi. Serkan Bey sesini yükseltmemeye çalışarak:
— Bu sefer de profesyonel düşünmeyeceğim, dedi. “Ne diyorsam onu yapın.
Karşıdan yine itiraz geldi. Serkan Bey,
—Siz orasını düşünmeyin Suzan Hanım, dedi.”Ne diyorsan onu yapın. On
dakikaya kadar evde olacağım. Yazılı olarak da bu söylediğimi size ileteceğim. Onur yapıp gelmek istemezlerde bir yanlışlık falan olmuş dersin. Gerekiyorsa adıma özür dile, gerekiyorsa da biraz zam da yap.
Serkan Bey, Suzan hanım’ın bir şey söylemesine olanak bırakmamak için
” Hoşça kal.” deyip telefonu kapattı. Sonra da gururla, göğsünü gere gere, “ Anam iyi kadındı” dedi. Keyfi zirve yaptı, bir de ıslık tutturdu: “ Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur…”

1 Aralık 2019 Pazar


KARMAN ÇORMAN BİR ODA

Karman çorman bir oda
Oda çocuğun odası
Çocuk bekliyor anne toplasın
Anne bekliyor çocuk toplasın

Çocuk nazlı anne kızgın
Anne inat, çocuk inat
Bir gün iki gün beş gün
Oda odalıktan çıkıyor iyice
Gülüyor oda hallerine


Babaanne görmüş geçirmiş
Yaşı yetmişi geçmiş
Seyirci kalmıyor daha fazla hale
Sıvıyor kolları toplayarak odayı
Cennete çeviriyor orayı
Birde çay demliyor ki akabinde
Tavşankanı

Çocuk anneye bakıyor utanıyor
Anne de çocuğa
Anne mahcup çocuk mahcup

Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az

Ne diyelim, aferin onlara

30 Kasım 2019 Cumartesi

İSYAN

Burası oraya araçla ortalama bir saat sürüyor. Bu süre yol ve hava durumuna göre beş dakika artabiliyor ya da azalabiliyor.
Geçen gün otobüsle gittim. Bir saat üç dakika sürdü. Belediyede bir işim vardı. Otobüsten iner inmez belediyeye geçtim. Mert’in de bir işi varmış. Orada karşılaştık. Mert, Ertuğrul Bey’in oğlu. On sekiz on dokuz yaşlarında bir delikanlı. Sıcakkanlı, terbiyeli bir çocuk. Beni görünce yanıma geldi, halimi hatırımı sordu, elimi öptü, ayaküstü birkaç dakika sohbet ettik. Babasının arabası ile gelmiş, “ Beraber gidelim Vehbi Amca” dedi. Memnun oldum, “ Hay hay yavrum ” dedim.
Benim ortalama 60 dakikada aldığım yolu tamı tamına 43 dakikada aldı. Üstelik hava da yağmurluydu. Zaman zaman sis de vardı. Birkaç kez uyardım, “ Mert, biraz yavaşlasak mı? “ dedim “ Ne o Vehbi Amca, korktun mu? “dedi. “ Korkmak değil de dedim hava da yağmurlu ya “
Marifetmiş gibi,
-Sen varsın diye tekerlekleri asfaltla buluşturuyorum
Vehbi Amca, dedi.” Sen olmasan uçururum bu arabayı ben.”
Bu cevap üzerine bildiğim bütün duaları içimden
okumaya başladım. Şükür ki Allah dualarımı kabul etti, kazasız belasız ikamet ettiğimiz yere geldik.
Bu olayın ertesi günü, Ertuğrul Bey’in ofisine gittim. Sohbetin bir yerinde, “ Mert söyledi mi bilmem ama “dedim,” dün ilçeden Mert ile beraber döndük”.
Gevrek gevrek güldü:
— Söyledi söyledi, dedi. “Biraz da korkutmuş seni galiba ha!”
— Biraz mı, dedim. Yaptığı sürati anlattım. “ Bence biraz kulağını çek” dedim. Gerekiyorsa arabayı da elinden al diye de ekledim. “Yılların sürücüsüsün, bilirsin, hız felaket demektir.”
— Benim oğlan sürati sever ama dikkatlidir dedi.” İyi şofördür merak etme sen dostum.”
— Öyle demeyin Ertuğrul Bey, dedim. “Sürat bugün
değilse yarın yarın değilse öteki gün felaket getirir.”
Kaygımı anladı sağ olsun. “ Bir şey olmaz inşallah
Allah’ın izniyle” dedi ve de ekledi “Ben tembihlerim.”
Bundan bir ay kadar sonra Suheyle bir müjde verdi. Sevindim. Mert’i de Aylin’i de severim. Ayın yirmi üçünde düğünleri varmış. Düğün davetiyesini inceledikten sonra, “İkisi de iyi çocuk” dedim “ İnşallah bahtiyar olurlar.”
Ayın yirmi üçüne bir şey kalmamıştı. Hediye olarak ne alacağımızı konuştuk. Ben değil ama Suheyla, “ Düğün için kendime bir kıyafet alayım mı, ne dersin?” diye sordu. “ Saçmalama, ne kıyafeti, dünya kadar kıyafetin var” diyecektim kalbini kırmak istemedim. “ Sen bilirsin” diyecektim ama bu soğuk bir cevap olacaktı, “ Sen bilirsin hayatım” dedi. Yarın çık hoşuna giden bir şey olursa al.”Cevabıma mutlu oldu. Yan yana oturuyorduk, elime birkaç kez teşekkür babından dokundu.
Televizyonun yirmi üç haberlerini izlemeden pek yatmam. Bu esnada yirmi üç haberleri başladı. Televizyonun sesini biraz açtım. Haberler genelde olduğu gibi can sıkıcı bir haberle başladı. Yine bir trafik kazası haberiydi bu. Mert’in kullandığı otomobil şehrin girişindeki üst geçitten aşırı hız nedeniyle köprüden uçarak alt yoldan geçen bir dolmuşun üzerine düşmüş. Mert ve o esnada dolmuşta bulunanlardan üç kişi yaşamını yitirmiş. Kadere bakın ki ölenlerden biri de Aylin’in annesiymiş.


***


GÜZEL SÖZ : ACELE GİDEN ECELE GİDER.

21 Kasım 2019 Perşembe

DOLMUŞTA SİMİT YEMEK

Efendim, öyle değilimdir ama görünüşüm, ses tonum vs. biraz ürkütücüdür. Ürkütücü derken nasıl izah edeyim size hani ilk intiba, sert biri gibiyimdir.
Bugün, dolmuşa bindim. Arka tarafta bir yer buldum. Tam oturmuştum ki ardı ardına binenler oldu dolmuşa. Dolmuş tıka basa doldu. Bu esnada yanımda oturan genç delikanlı centilmenlik gösterdi şık giyimli bakımlı genç bir bayana yer verdi. Oysa ondan önce yer verilmesi gereken başka insanlar da vardı ama onu tercih etti, olabilir dedim. Bayani teşekkür etti, oturdu. Oturması ile beraber, cep telefonunu çıkarttı( belki de elindeydi) başladı onunla oynamaya. Her tuşa dokunuşunda telefonu ( nasıl bir telefonsa) sinir bozucu bir ses çıkartıyordu. Muhtelemen o alışmıştı o sese, bana garip geldi. Bu neyse de sonra elindeki ne diyeyim, kesekâğıdını açtı. Ortalığa yalan yok mis gibi bir simit kokusu yayıldı. Kız başladı simidi yemeye. Bir iki üç beş derken sabredemedim, sordum:
- Hasta mısınız? Çok acil olarak bir şeyler mi yemek
zorunsasınız?
Kız, şaşırdı:
- Hayır dedi. Niye sordunuz ki?
- Çoklan beri açsınız o zaman. Çok çok acıktınız.
- Anlamadım?
- Kıtlıktan falan mı çıktınız?
Çok yaşlı değilim ama büyükbabam, anneannem falan anlatırlardı: Delerdi ki:”Ekmeği bile fırından aldığımızda bir gazete kâğıdına sarar da götürürdük eve. Olur ya biri görür de canı çeker diye “
-…
Sesim biraz yüksek ve sert çıkmış olmalı ki başlar bizden tarafa çevrildi. Sorgulamaya devam ettim:
-Kaç durak sonra dolmuştan sonra ineceksiniz. Kaç dakika
sonra evinizde ya da işe yerinizde olacaksınız?
Dedim ya, görünüşüm biraz ürkütücüdür ve otoriterdir. Kılık
kıyafetim de düzgün. Sanırım bunların hepsinin de etkisiyle son sorularıma da cevap verdi:
— İki durak sonra ineceğim. Evim de orada.
— Bakın hanımefendi, dedim sesimi yükseltmemeye çalışarak.
Ben rahat insanları severim, severim de “de” si var işte. Şu dolmuşta şu kadar insan var, açı var toku var, simit kokusundan hoşlanmayanı var belki, belki parası olmadığı için simit alamayan var. Siz şu simidinizi evde yeseniz Daha yakışık kalmaz mı?
Genç bayan, ters cevap vermedi. Zor duyulur bir sesle de olsa “ özür dilerim” dedi. Telefonu kapattı, bitmek üzere olan simidini de az evvel çıkarttığı kesekâğıdına koydu.
Dolmuştan inerken düşündüm. Üzüldüm de belki. Belki de şimdiye kadar ailesinden hiç kimse yeme içme adabından, göz hakkından, burun hakkından bahsetmemişti bu genç bayana, dedim. Rahat insanları oldum olası sevmişimdir de fazla rahat olmak da pek hoş olmuyor gibi geliyor bana.

7 Kasım 2019 Perşembe






ANNE NASİHATI

ÖKÜZ ÖLDÜ ORTAKLIK BİTTİ
BAK, ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ
BÖYLESİ GEÇMEMİŞTİ AKLINDAN BELKİ
NE DİYEYİM DOSTUM, DÖV ŞİMDİ SEN DİZLERİNİ

DEMİŞTİ ANNEN GÜLÜYOR SİNSİ SİNSİ
DİYORLAR Kİ BAK ONUN İÇİN, O BİR SERSERİ
BÜTÜN BUNLAR İFİRADIR DİYORSUN SEN BELKİ
ALLI PULLU SÖZLERE KANMA YAVRUM, AL TEDBİRİNİ


***
GÜZEL SÖZ :
KİMSE DUYMAK İSTEMEYEN KADAR SAĞIR OLAMAZ. ( M.HANEY)

2 Kasım 2019 Cumartesi

SEVGİLİYE DÖRTLÜK

Özlemedim sanma seni ey sevgili
Sevda öyküleri, gurbet türküleri
Sanma ki sen hoşafın suyu kesildi
Her sözün şiir gibi pek de güzeldi.

1 Kasım 2019 Cuma




BU DA YAŞ ALMIŞ BİR KADIN

— Kalk artık, dedi kendine. “ Öğlen oluyor neredeyse hanım sultan.”
Kalktı. Lavaboya gitti, Elini yüzünü kokulu sabunla yıkadı.
Giyindi sonra. Sonra da boy aynasının karşısına geçti, giysilerini, saçını başını kontrol etti. Pijamasını çıkarttı, şalvarını giydi. . Bastonunu eline aldı. Dışarıya çıktı. Kapının önünde birkaç dakika durdu. Derin derin nefes alıp verdi, gülümsedi.
Gideceği yeri evden çıkmadan saptamıştı. Ağır ağır yürümeye başladı.
Yolda geçtiği sokak temizleyicisine, tatlı bir ses tonu ile
—Kolay gelsin, dedi.
Adam cevap vermedi.
Bozulmadı adamın cevap vermemesine yaş almış kadın. Olumlu düşündü:
—Belki sesimi bile duymadı, dedi.” Kim bilir kafasında neler vardı
garibin?”
Köşedeki dondurmacıdan iki külah dondurma aldı.
Eski topraktı, dondurmayı yalaya yalaya sokakta yürüyemezdi, Dondurma
da eve gidinceye kadar kendisini beklemezdi. Oturacak bir yer buldu. Yemeye başladı. Kendi yaşlarında bir adam önünden geçiyordu. Göz göze geldiler.
—Biraz ilerideki dondurmacıdan aldım, dedi. “Güzel, tavsiye ederim.”
Adam, fötr şapkasını çıkartarak kadına selam verdi.
—Afiyet olsun, Bilirim orayı, dedi.
Dondurmaya bitirince yoluna devam etti yaş almış kadın. Birkaç dakika sonra da hedeflediği yere vardı.
Cüzdanın çıkardı. Bir miktar kâğıt para aldı cüzdanından. . Parayı
çiçekçiye uzattı,
—Bir iki dal ya da bir buket ne olursa, dedi.
Çiçekçi, paraya baktı. Çiçeklere baktı. Gülümseyerek:
— Kimin için, niye, dedi. “Ona göre bir şey yapayım.”
— Kendim için, dedi yaş almış kadın. Çiçek alacağım kimsem yok, bana
da çiçek alacak da yok. Çiçeksiz mi kalayım? Kendime alıyorum yakışıklı oğlum.
Çiçekçi, ilk anda yaş almış kadının ne söylediğini anlayamadı. Biraz
düşündü, anladı, gülümsedi. Yaş almış 90’ına merdiven dayamış kadını tepeden tırnağa süzdü
— İnsanın kendini de hayatı da bu derece sevmesi çok güzel, dedi,
kurduğu bu cümleye kendi de şaştı.
Birkaç dakikada güzel bir buket hazırladı. Uzattı.
Yaşlı almış kadın çiçek buketini öptü, kokladı. Sonra titreyen elleri ile buketten bir dal çiçek çıkardı. Çiçekçiye uzattı.
— Bu da benden sana, dedi. “ Kabul edersen sevinirim.”
— Kabul etmek ne demek, dedi, delikanlı. Gözleri dolu dolu oldu. . Yaş
almış kadının ellerinden saygı ile öptükten sonra “Bugünkü en büyük kazancım siz oldunuz, Sağ olun İyi ki geldiniz. İyi ki geldiniz.”dedi. “ bu günü ve anı hiç unutmayacağım.”
Yaş almış kadın, çiçekleri kucakladı. Geldiği yoldan evine döndü. .
Çiçekleri özenle eski bir İstanbul türküsünü mırıldanarak vazoya yerleştirdi, yemek masasının üzerine koydu. Dünden kalan tarhana çorbasını ısıttı. Bir dilim de ekmek alıp kızarttı. Pilli radyosunu açtı, bir türkü kanalı buldu. Karadeniz türkülerini pek de severdi. Güzel bir Karadeniz türküsü çalmaya başlayınca, çorba içmeye türkü bitinceye kadar ara vererek türküye eşlik etti.

***
GÖRGÜ KURALI:

ÇAĞRILDUIĞIMIZ BİR DAVETE GİDİP GİTMEYECEĞİMİZE ÖNCEDEN HABER VERMEMİZ GEREKİR.

28 Ekim 2019 Pazartesi



29 EKİM

Kuğulu parktaydı. Hava serinceydi.
Seksenlik bir adam vardı banklardan birinde. 29 Ekim duygulandırmıştı onu, gözleri dolu doluydu.
Küçük bir çocuk yaşlı adamın yanına yaklaştı, kucakladı, yanağına bir öpücük kondurdu.
—Ağlama dedi,” Ben seni seviyom.”
Seksenlik adamın hiç beklemediği bir şey oldu bu. Sevgi ile küçük çocuğa baktı. Titreyen elleri ile çocuğun başını okşadı.
— Ben de seni seviyom yavrum, dedi.
Koştuğu için nefes nefese kalan bir kadın geldi yanlarına. Yaşlı adama ters ters baktı. “ Tanımadığın insanların yanına yaklaşma demedim mi sana oğlum” diyerek çocuğu kucağına aldı, öptü. Hızla oradan uzaklaştı.
Ilık ılık bir şeyler aktı seksenlik adamın içinden.
Buruk bir gülümseme ile etrafına bakındı yaşlı adam. Genci bir başka, yaşlıyı bir başka, polise bir başka, el ele tutuşup gezen çiftleri bir başka gördü bugün.. Ay yıldızlı al bayrağı gördü, heyecanı doruk yaptı. Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın yıldönümüydü. Bugün o gündü. Bir kez daha derin bir iç geçirdi. O, bu sabah en temiz kıyafetlerini giymiş, ceketinin yakasına Türk bayrağı rozetini takmıştı.
Yaşlı adamın biraz ötesinde, parkın hemen girişinde bayrak satan bir genç vardı. Gelirken görmüştü. Yaşlı adam ağır ağır kalktı ceplerini karıştırdı, bulduğu paraları çıkarttı, saydı, düşündü. O para bugünkü ekmek parasıydı.
“ Bir gün aç kalmakla ölmezsin Erkan!” dedi, yaşlı adam. Bastonundan kuvvet alarak oturduğu banktan kalktı, gitti bir bayrak aldı. Sonra da “ Ya bismillah” diyerek Anıtkabir’in yolunu tuttu.
Yaşlı adam Anıtkabir’e vardığında Anıtkabir tıklım tıklımdı.. Çoluğu çocuğu, kadını erkeği, yaşlısı genci, engellisi hep oradaydı. Hepsi gururluydu, hepsi coşkuluydu. Bugün 29 Ekimdi.
Yaşlı adam sevgi dolu gözlerle baktı Anıtkabir’e gelenlere Ve yaşlı adam onu gördü birden. Tanıdı hemen. O da oradaydı. . Kalp atışları hızlandı, O, onun 65 yıldır görmediği bir kez olsun seni seviyorum diyemediği ilk aşkıydı.
Yaşlı adam bir elinde Atatürklü Türk bayrağı bir elinde baston olduğu halde gururla askerlere bakan yaşlı kadına yaklaştı. Gözlerinin içine bakarak sevgi ile,
—Zeynep, dedi.
Zeynep Kadın da ümidini yitirmeden beklediği ilk aşkını tanıdı hemen.
Gözlerinin içi güldü, gençleşti. “ Erkan” dedi.
Anında tanınmak hoşuna gitti yaşlı adamın. İsminin hatırlanması, sesteki o coşku da ümitlendirdi. Korkarak, utanarak sorusunu da sordu:
— Kocan var mı?
—Yok dedi Zeynep Kadın. “Bir gün bir yerden çıkıp geleceksin diye
seni bekledim beni Ya sen, sen evlendin mi?
Sabahtan beri ya yağdı ha yağacak denilen yağmur çiselemeye başladı.
Yaşlı adam ceketini çıkardı Zeynep Kadın’ın başına örttü sonra da hiç konuşmadan küçülen adımlarıyla yürüyerek Atatürk’ün huzuruna çıkıp dualarını ettiler.

18 Ekim 2019 Cuma



GIPTA İLE BAKILAN ADAM

Tabii ki “ aferin” diyecek ona
Düşmanına bile “ aferin” diyebilendir o
Hak edene hakkını verebilendir o
Elleri bunun için öpülür onun
Bunun için önünde düğmeler iliklenir

Ne mutlu ona,
Aferin ona!


*****

GÜZEL SÖZ : DAMLAYA SAMLAYA GÖL OLUR

10 Ekim 2019 Perşembe


O OKULA GİDİLECEK !

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde mekteplerin birinde Sirke adında 9 yaşında bir çocuk varmış Kendisi çalışmayı pek sevmediğinden ev ödevi veriyor diye için için öğretmenine kızarmış.
Masal bu ya, günlerden bir gün okuldan çıkınca arkadaşlarıyla konuşarak halledebileceği bir sorunu kavga ile çözmeye kalkmış. Dayak atacağını düşünmüş ama evdeki hesap çarşıya uymamış. Dayak yemiş. Gözü şişmiş. Burnu kanamış. Evdekilere kavga ettim demek istemediğinden de, öğretmenim dövdü demeye karar vermiş.
Eve varınca ağabeysine durumu anlatmış.“ Anneme mi söyleyeyim babama mı ?” diye sormuş.
Ağabeyi, ona, yaptığı işin yanlış olduğunu anlatacağına,
“sakın anneme söyleme “demiş “babama söyle.”
Sirke sormuş:
- Niye anneme değil?
- Çünkü anneme söylersen yalanın ortaya çıkar.
- Nasıl çıkar?
- Annem dikkatlice önce seni dinler, sonra da okula gidip sakin bir
şekilde öğretmeninle konuşur.
—Babam?
Ağabey gülmüş.
- Babam küplere biner, köpürür, demiş.” Yarın arkadaşları ile okulu
basar, öğretmenin tepesine biner.”
- Ya sorarsa öğretmene, ne oldu diye?
- Babamı tanımıyorsan lan? Öğretmenin konuşmasına fırsat verir mi?
Önce küfrü basar sonra da öğretmenin çenesine öyle bir yumruk vurur ki öğretmen bir ay konuşamaz.


- Öğretmenle konuşmaz yani.
- Konuşmaz tabi. Konuşsa bile babam ona mı inanır sana
mı akıllım?
Sirke sevinmiş.
- Yaşasın! Ben de olanları videoya çeker internete veririm, demiş.
Ağabeyle sirke bunları konuşurken 3 yaşındaki Şeker,
uyanmış. Söylenenlerin hepsini duymuş.
Akşam olunca baba ile anne ikisi de çalıştığından
ortaklaşa sofrayı kurmuşlar sonra da çocuklarını sofraya buyur etmişler. Masada yemeklerini yerlerken sirkenin yüzündeki kızarıklık annenin de babanın da dikkatini çekmiş. İkisi birden Sirke’ye sormuşlar:
- Senin yüzüne bir şey mi oldu?
Sirke bir an ağabeyine bakmış. Ondan “ hade tam sırası”
işaretini alınca dudaklarını büzmüş. Bir anneciğine bir babacığına bakmış sonra da babasına dönmüş burnunu çekerek:
- Öğretmen dövdü demiş. “ Tuvaletten bir saniye geç
geldim diye önce beni tekrar tuvalete götürdü sonra da dövdü.
Baba kükremiş:
- Dövdü mü? Hem de tuvalette
- Evet babacığım. Yumrukları suratıma suratıma indirdi.
- Ben onu yarın onu tuvalete götürür sonra da dünyanın kaç bucak
olduğunu ona gösteririm. Benim oğlumu dövmek ha. Ben o hocanın…
Sirke,” kimse görmesin diye tuvalete götürüp dövdü”
iftirası için kendisiyle gururlanmış. “ artık beni dövmediğine dair şahit de yok” demiş.” Sınıfta dövdü deseydim yalanım ortaya çıkabilirdi. Aferin bana!”
Yemek sonrasında salona geçmişler. Geçer geçmez da baba Şevket arkadaşı Muhammet’i aramış.
- Amcası Sirke’yi hocası dövmüş, demiş. Yavuz’a da haber ver okula
gidip o hocaya kendimizi bir gösterelim..

Sirke ile ağabeyi bu sözleri duyunca bakışmışlar, ağabey sirkeye odaya
gel gibi işarette bulunmuş, onlar odalarına çekilmişler. Şeker, oyuncak bebeği ile oynamaya başlamış
Saniye Hanım, kocasına dönmüş, sakin olmaya çalışarak:
- Hayatım demiş, ne zaman bir psikologa gidiyorsun.
Mesut Bry,
- Ne psikologu demiş.
- bilmem kaçıncı kez bana söz verdin. Sözün havada kalıyor.
Mesut Bey, elindeki televizyon kumandasını bırakmış, gergin bir ses tonu ile
- Ne oldu yine kadın, demiş.
- Ne demek okul basmak Mesut. Çene patlatmak. Haddini bildirmek
Mesut bey alay eder gibi gülmüş:
- Sen mutfakta değil miydin? hoca ocuğumuzu dövmüş. Benden önce
sen ayağa fırlayığ yeri göğü ayağa kaldırmalıydın. Senin yapmayacağın için ben yapıyorum
Saniye hanım derin bir iç geçirmiş.
- Bak Mesut, yarın o okula gitmeyeceksin. O öğretmene en ufak bir
şey söylemeyeceksin.
- Gör bakalın, gidecek miyim gitmeyecek miyim
- Mesut, sirkenin doğru söylediği ne malum.
- Benim oğluma yalancı mı diyorsun sen.
- Farzet ki doğru, sorun böyle mi halledilir.
Mesut bat, boş ver anlamında uzun uzun elini sallamış
- Geç bunları güzelim, demiş. Ben yapacağımı bilirim.
Saniye hanım:
- Hayatım demiş. Öfkeni anlıyorum. Öfke baldan tatlı da demişler. Şu
öfkeni kontrol edmemein yüzünden ayda en az iki kez ya karakola düşüyorsun ya mahkemeye. Hani derler çekitge bir sıçrar iki sıçrar diye. Bir gün bu çfe kontrolsüzlüğü yüzünde ya mezara gideceksin ya da hapse
Mesut Bey, ayağa kalkmış birkaç adım karısına doğru yürümüş sesini
olabildiğince yükselterek:
- ne demek istiyorsun sen kadın, demiş. huyumu suyumu
beğenmiyorsun al bavulunu git ananın evine. Ben böyleyim. Yarın o okula gidilecek o hoca dövülecek. O kadar.
Sirke birden oyuncak bebeğini bırakmış. Babının yanına gelip
kolundan tutmuş:
- Anneme bağırma, demiş. Abim yalan söyledi.
Mesut Bey, sirkeye bakmış:
- Yalan mı söyledi, demiş. Nasıl yani?
Sirke duyduklarını anlatmış. Mesut Bey, öfke ile ayağa fırlamış:
- Ulan bu yaşta kavga etmek bu yaşta yalan söylemek ne demek diye
kükremiş. “Ben şimdi bu çocuğun bacaklarımı kırmaz mıyım?”
Sirke dayanamamış:
- Pes yani baba, demiş
Mesut Bey, Sirke’den böyle bir cümle beklemiyormuş. Çok şaşırmış. Sormuş da:
- Bu da ne demek oluyor kız. Sen bunu nereden öğrendin?
- Öğretmenim öğretti.
- …
- Önce kendine bakacağına abime kızıyorsun. Döverim söverim
diyeceğine konuşsana. Öğretmenim istenirseher sorunu konuşarak çözülebilir, doğru olan da budur diyor bize.
Mesut Bey ne nasıl karşılık vereceğini bilememiş. Yumruklarını
sıknış. Birkaç kez odanın içerisinde dolaştıktan sonra, bir karısına bakmış, bir Sirke’ye bakmış sonrada Sirke’nin yanaklarından öperek
-Anasının kızı ne olacak, demiş. Büyümüş de küçülmüş cadı. Bana akıl veriyor.
Bütün bunlar olup biterken gökten üç elma düşmüş ikisi Sirke’nin başına biri de o günden sonra “ döverim, söverim” lafını bir daha ağzına almayan Mesut Bey’in başına.