12 Eylül 2018 Çarşamba

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI -19-
- Oluyor Bazen--

Sözde bir şeyler konuştuk. Konuştuklarımızdan tek bir cümle,
tek bir kelimesi bile aklımda kalmadı desem yeridir. Belki biraz sonra anımsayacağım.
Oluyor bu bazen bende. Konuştuklarım ya da konuşulanlar
aklımdan çıkıp gidiyor ve bir süre sonra bir bakıyorum bazen tamamı bazen bir kısmı, bazen bir cümlesi ya da kelimesi aklıma geliveriyor hiç ummadığım bir anda.

Mevlit Amca, otelden ayrıldıktan sonra ben de otelden çıktım. Epeyce bir süre yürüdüm. Hiçbir şey düşünmedim. Adeta
beynimi dondurdum. Belki de pek çok şey düşündüm de farkında değilim.
Benim Baldız Binnaz deli dolu değişik bir kız. Günü gününe saati saatine uymaz. Yıllardır tek başına yaşıyor. Annesi ve hanım dâhil kimseye gidip gelmiyor. Yolda izde karşılaşırsak sarılıp öpüşüyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse bazen o bazen de ben görmemezlikten de geliyoruz. Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi anlayın artık.
Birden onun telefonunu anımsadım. Cep telefonumu çıkarttım.
Vakit de epeyce geç olmuş ama hani içimden geldi aramak. Ters ve şiddetli bir tepki görme pahasını da göze alarak ( bazen yapar), inşallah uyumamıştır ya da bir misafiri falan yoktur temennisini de içimden geçirerek aradım.
Allah’ın sevgili kuluymuşum. Hoş bir sesle açtı telefonu: Alo
der demez ben,
—Vay enişte, merhaba! dedi.
Biri demiş de benim mi aklımda kalmış yoksa ben mi öyle
düşünüyorum sevabı ile günahı ile: olasılıkların sonu gelmez, iyi için de kötü için de…
—Merhaba Binnaz, dedim.” Rahatsız etmiyorum inşallah bu
saatte.”
—Vallahi sıkıntıdan patlıyorum enişte, dedi.” Haydi, atla gel.”
Bu kadar olur derler ya bu kadar olur. Kör ister bir göz,
Allah verir iki göz.
-Tamam, dedim. Saate baktım, mütalaada bulundum.” Yarım
saate kalmaz oradayım.”
— Okey, dedi.
Keyfim bir an için kaçtı. Bir şey demeden telefonu kapattım
gayri ihtiyari.
” Tamam ” varken “ oldu” varken okey deyenlere sinir oluyorum
ama yapacak da bir şey yok. Son günlerde de moderatör çıktı başımıza. Sunucuyu kendilerine yakıştıramayanlar moderatör diyor. Sanıyorlar ki moderatör onlara erişilmez bir hava verecek.
Telefon ile konuşurken farkına varmadan ara sokağa sapmışım. Sağıma soluma baktım taksi falan yok.
Kıza da yarım saate kalmaz gelirim dedim. Otele dönüp arabamı
almaya kalksam saatler alır.
Dedim ya kısmet geliyor üst üste. Hemen birkaç metre ötemde
bir taksi durdu. İki kişi indi taksiden. Koştum taksiye doğru, koşarken de bağırdım:
—Taksi!
İnenler duydu sesimi. Hareketlerinden “ müşteri” anlamında bir
işaret yaptıklarını anladım.
Şoför mahalli kapısı kapanmadan yetiştim.
— Boş mu, dedim alışkanlık gereği.
— Boş Hüsnü Abi, dedi. “Buyur.”
Beni tanımıştı. Arabaya binince,
“ Nerden beni tanıyorsun” der gibisinden de
— Merhaba, dedim.
— Merhaba, dedi.
Sordum:
— Nerden tanışıyoruz?
—Alt sokaktaki duraktanım ben. Siz de Karpuzcu Hüsnü.
Ne yalan söyleyeyim bozuldum birden. Karpuzcu Hüsnü değil
Avukat Hüsnü diyecekken ekledi.
—Geçen gece de sizi otele bırakmıştım.
—Tesadüf işte, dedim.
—Aslında ben sizin Mevlit amcanızı iyi tanırım dedi. Benim
kayınçonun karısının bir akrabası onların gelini.
Mevlit amcamın beni nasıl bulduğu anlaşıldı. Demek ki laf lafı
açtı, taksici beni adını unuttuğum otele bıraktığını söyledi.
Sordu:
—Karpuz işleri nasıl gidiyor dayı?
Böyle, dayı amca gibi sözlerden haz etmem. İçimden “ dayın
kadar taş düşsün başına” dedim.
Adam benden yaşlıca. Dayı sözünde belki de bir art niyet yok. Yine de sözden rahatsız olduğumu hissettirmek istedim:
—Nasıl gitsin işte yeğenim, dedim.” İyi.”
—İyi de dedi, “Karıyı kaçırmışsın ama.”
Cevap vermedim.
Adam, felsefe yapmak için yaratılmış(!). Devam etti:
—Katırdan inip eşeğe binmek gibi bir şey oldu herhalde ona.
Susmaya devam etim.
—Avukat Hüsnü Bey’in karısı nerede, karpuzcu Hüsnü’nün
karısı…
Susmamı sürdürdüm.
—Avukatlığı tamamen bıraktın mı?
- …
— Karpuzcu mu oldun artık?
- …
— Kışında pırasa işine falan girersin sen
- …
—Akıl vermek gibi olmasın ama pırasa işine falan girersen karı
hiç dönmez sana. Pırasacı Hüsnü.
İmtihanın bin türlü şekli var derler. Bu da böyle bir şey olsa
gerek. Tepkimi ölçmek için bir an için suratıma baktığını görünce şoförün aklı sıra yaptığı espriye, güler gibi yaptım.
— Aradık bulduk dedim. Artık pırasacı Hüsnü mü derler, turpçu
Hüsnü mü derler.
***
DEVAMI VAR

9 Eylül 2018 Pazar

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI -18-


Boşa dememiş diyen, “Arayan bulur!”.
Avukatız, arayıp da bulamadığımız pek çok kişi oldu ama söz,
tam odama çıkarken otelde hakikat oldu: “Arayan bulur!”
— Hüsnü Bey, lobide bir bey sizi bekliyor
Allah Allah , dedim kendi kendime. Görevliye “ Kimmiş?”
demek de aklıma gelmedi.
Aşağıya indim. Etrafıma bakındım. Lobide oturan birkaç kişi
vardı ama hiçbiri tanıdık gelmedi. Resepsiyon görevlisi ile göz göze geldim, köşedeki masayı işaret etti başı ile.
Gayri ihtiyari saçımı başımı düzelttim elimle, üstüme başıma
baktım işaret edilen yere varıncaya kadar. Bir adamdı, bir şeyler okuyordu. Önüne geçtim, fark etti, göz göze geldik. Bu Mevlit Amca idi. Karımın amcası. Yıllar olmuştu görüşmeyeli, sever sayardım kendisini. Beni görünce bastonundan da destek alarak kalkmak istedi, buna olanak vermedim, saygıyla elini öptüm,” hoş geldiniz” dedim.
— Hoş bulduk, dedi.
Beni burada nasıl buldunuz demeyi düşündü isem de bir an,
vazgeçtim. Bir süre karşılıklı oturduk. O konuşmayınca havadan sudan konuşarak lafı açmak bana düştü.
—Nasılsınız Mevlit amca?
“İyiyim iyiyim” manasına gelecek şekilde başını salladı.
—İyi gördüm sizi, dedim. “Maşallah.”
İyiyim, iyiyim şükür manasına başını salladı tekrar.
Gene sustuk. Bir şey de demiyor. Bu yaşta arayıp tarayıp beni
bulduğuna göre ( Nasıl bulduğunu da merak etmiyor değilim ama sormak da nezaketsizlik olur diye düşünüyorum.)
—Sıhhatiniz sağlığınız iyidir inşallah.
Sıhhatin ile sağlığın bir arada kullanılmayacağını biliyorum ama
oldu işte.
Avukatım, ağzımda laf eder ama karşıdan da bir şey çıtlatmadan
da ne diyeceğimi bilemiyorum.
—Bir şey içer misiniz?
Önünde kahve fincanı vardı, işaret etti.
— İçtim dedi.” Sağ ol.”
Belli belirsiz:
—Afiyet olsun, dedim.
Cebinden tespihini çıkardı. Vallahi, yıllar önce Haç’tan bana
gelen benim de Mevlit Amca’ya hediye ettiğim bir tespihti bu. Bu kadar yıldır kaybetmemiş olması beni hem şaşırttı hem sevindirdi. Şu anda elinde bu tespihin olması, “ben seni seviyorum, benim için değerlisin “manasına da gelebilirdi pekâlâ. Yani, bunun tamamen bir tesadüf olması olanaksızdı. Bu bana verilen bir mesajdı.
Pos bıyıklarını sıvazladı, birazda alaylı sordu:
— Karpuz işi nasıl gidiyor?
Laf olsun diye “ iyi “ diyecektim ama birden çıkan meseleleri
anımsayıp “ hiç sormayın? Geldi başıma bir bela” der gibi iki elimi yanına açtım.
Mevlit Amca, meseleyi bildiğini göstermek için olsa gerek direkt
konuya, kendi anlatımı ile girdi. Bir cümle ile karımın derdini de döktü:
—Aynur Hanım “ Karpuzcu Hüsnü’nün karısı değil misin?”
deyince çıldırmış seninki.
“Aynur Hanım…”
“Karpuzcu Hüsnü’nün karısı”
“Kapıdan çıkarsan boşarım seni”
—Sen karının huyunu bilmiyor musun oğlum. Kırk yıllık karını
tanıyamadın mı?
Söyleyeceklerimi toparlamaya çalışırken, bir cümle daha etti
Mevlit amca:
— Senin karı deli de anası deli değil mi sanki?
- …
—Boşan ondan, yalama tükürdüğünü diyor.
- …
— Senden evvel karını isteyen biri vardı biliyorsun. Gerçi yıllar
evveldi ama bu hakikati değiştirmez. Boşan, seni ona satayım diyor.
Bazen insan kendini tutamıyor işte.
— Yuh, elli yaşındaki kadını.
— Benden duymuş olma lakin…

4 Eylül 2018 Salı

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI-17-

Gittim. Çok şey konuştular. Şanstan bahsettiler, talih kuşundan
bahsettiler, “Acele acele nereye gittiğimi sordular. “Aradık aradık bulamadık, merak ettik”, dediler. Espri yaptılar:” Polise kayıp ilanı verecektik.” dediler.
Söyledikleri her şey bir kulağımdan girdi ötekinden çıktı. Söylediklerini işitmiş olmama rağmen duymadım.
Kendilerime göre planlar yapmışlar, yeni pazarlar oluşturmuşlar.
Hatta bazıları ihracata bile başladı. Amaçlar büyük. Ümitler büyük. Ben gözdeleriyim.
Benim aklım başka yerlerde olduğu için hal ve davranışlarımdan
kasıldığımı sanmışlar. Bunu da olağan bulmuşlar anladığım kadarıyla, karpuz uzmanlığımı kanıtladım ya. Anladığım kadarıyla, bir maden bulduklarına inanmışlar, bu madeni ürkütmek de istemiyorlar. Ne de olsa yıllardır tanıyorlar beni. Kırmazı çizgimi bildikleri gibi zayıf yönlerimi de biliyorlar.
Konuştular, konuştular…
“Karpuz sezonu bitmeden vurgunu vuralım.” dedi biri, kim
olduğunu çıkartamadım.
Para güç, para kuvvet, para kapalı kapılardan çoğunu açabilecek
bir araç.
Aralarında konuşmuşlar, anlaşmışlar benim karpuz seçiminde bir
numara olduğuma inanmışlar. Karpuzları yüzde 99,88’ın bu mevsimde çok iyi olacağımı kime inandıracaksın?
Sanırlar ki ben iyi karpuz seçiyorum, alanlar memnun, müşteri
de müşteri sergiler içerisinde sergi çekiyor adımız da öyle ya da böyle çıktı, garantimiz oldu farklında olmadan. Bir yazı bir sesleniş, satışı arttırıyor:
—Hüsnü Bey’in karpuzları bunlar!
Alanlardan, alıp da memnun olmayanlar da var mutlaka.
Alanlardan bazıları da reklâmlara kanıyor. Satıcı avazı çıktığı kadar bağırıyor, yırtınıyor adeta.
— Hüsnü Bey’in karpuzları bunlar!
Neden Mehmet Bey’in demiyor, neden Abdürezzak Bey’ in
neden Güngör Hanım’ın karpuzları demiyor da yırtınırcasına Hüsnü Beyin karpuzları diyor. Elbette bir bildiği var. Elbette karpuzuna güveniyor. Elbette…

Payımı avucuma sıkıştırdılar. Böyle şeylere alışlık değilim(!) Utandım(!)
“Yarın ezan okunurken burada buluşalım.” dediler.
Üç kamyon karpuz seçecekmişim. Hepsin satılacağından
eminler.

Hüsnü Bey’in karpuzları bunlar!
Bana güveniyorlar. Karpuz uzmanıyım ya, oysa bu böyle değil. Zaman karpuz zamanı. büyük olasılıkla beklenmedik bir anda ve
bir yerde kafana saksı düşmesi gibi bir şey.
Bana inanmışlar, karpuzla beni eşleştirmişler.
—Hüsnü Bey’in karpuzları bunlar… Koş koş koş, kaçırma,
bitmeden yetiş. Hüsnü Bey’in karpuzları!

Hayatta böyle bir şey işte. Kader ne getirecek bilinmiyor.
Yılların Avukat Hüsnü’sü birkaç gün içinde oldu size Karpuzcu
Hüsnü Bey.
Avukat Hüsnü Bey, Karpuzcu Hüsnü.
Karpuzculuk da en az avukatlık kadar saygın bir meslek demem
neyi değiştirir.
Biri avukat Hüsnü Bey, biri karpuzcu Hüsnü
Yıllarım Avukat Hüsnü Bey idik, otuz bilmem kaç yılda bu
unvanı elde ettik, birkaç günde karpuzu Hüsnü olduk, mahallede tanımayan kalmadı. Karpuzcu Hüsnü. Avukat Hüsnü Bey’i tanımayan vardı belki amma Karpuzcu Hüsnü’yü tanımayan yoktu artık

DEVAMI VAR

1 Eylül 2018 Cumartesi

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI -16-


Elleri tutup yavaşça gözlerimden çektim. Döndüm. Genç bir
Kadın. Ay parçasından farksız. Ama tanımıyorum. Ne diyeyim?
Masanın öteki tarafına geçti. Gözleri gülüyordu. Sordu:
— Tanımadınız mı?
Daha dikkatli baktım. Çıkartamadım.
— Biraz yardımcı olsanız, dedim.” Anımsayamadım birden.”
— Gözlerimin değişmediğini söylerler hep. Gözlerime bakın.
Baktım…
— Esma’yım ben?
— Hangi Esma?
Kötü oldu herhalde. Yönetmen, bende ya da onda bir iticilik
oldu.
Biri geldi, bayanın kulağına bir şey söyledi.
Kadın, tokalaşmak için elini uzattı
—Kusura bakmayın, dedi,” Size bir kamera şakası yapacaktık
ama yönetmen hemen gitmemiz gerektiğini söyledi.
—İsmimi nereden öğrendiniz diyecektim, olanak bırakmadı o. Hızla oradan ayrıldı.
Bu arada köftem, salatam ve ayranım geldi.
Köfteden bir tane ağzıma attım. Pek tatsız geldi. Muhtemeldir ki
tatsız olan köfte değil benim ağzımdı. İki çatal salatadan aldım, ayranı da yarısına kadar içtim sonra da hesabı ödeyip oradan ayrıldım. Yoldan bir taksi çevirdim:
— Beni herhangi bir otele götür, dedim.
Şoför:
— Hemen karşıda bir tane var beyefendi, dedi.
Şoförün gösterdiği yere baktım gerçekten de bir otel vardı. Başka bir şoför olsa…
Şoföre teşekkür edip yüz metre ötedeki otele gittim. Bir oda
kiraladım. Odama çıktım, kendimi yatağın üzerine fırlattım, gözlerimi yumdum.
Gözlerimi açtığımda ezan okuyordu. Sabah ezanı sandım, öğle ezanıymış. Yaşamımda ilk defa öğle ezanı okunurken uyanmış oldum böylece. Yattığımda saat 19 falandı, böyle olduğunu düşünürsek takribi 18 saat bir uyku. Üstelik deliksiz. Bir kez bile uyanmadan. Bu kadar mı yorgundu bedenim?
Cep telefonuma bakmak ilk işim oldu. Arayanlar olmuş,
telefonum açık olmasına rağmen hiçbirini duymamışım. Arayanlar mahalle arkadaşları, karpuzcular. Karım tarafımdan aranmamışım. “ Aramazsan arama dedim mırıldanarak. “Çok da lazımdı sanki. Hem suçlu hem de güçlü. Haspa…”
Kahvaltı alışkanlığım vardır. Öğle vakti olmasına rağmen
kahvaltı yaptım. İçtiğim iki bardak çay iyi geldi. Üçüncü bardağı içerken, telefon çaldı. Arayan Ercan Bey’di. Karpuz işini organize edenlerden. Daha bir şey demeden hatta merhaba demeden, meseleyi bilmediğinden tabi, telefonu açmadığım için önce epeyce bir fırçaladı sonra da hâsılattan bahsetti ve son noktayı koydu “ İki ay sonra köşeyi döndük, biz bu sene boşuna göz nuru dökmüş, boşuna diz çürütmüşüz. “
Ve ekledi:
— Kahvedeyiz ekipçe, hemen gel. Biz kırıştık paraları, seninki
bende gel al.

DEVAMI VAR

30 Ağustos 2018 Perşembe

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI – 15-

Bir, iki, üç… Kapı açılmadı. Ceketimin cebinden evin anahtarını
çıkarttım, işlevini yerine getirmesi için gereni yaptım ama, anahtar kapıyı açmadı. Dönmedi bile. Anahtarımı kontrol ettim anahtar evin anahtarı. Kilidi değiştirmiş düşüncesi aklıma geldi “ ya sabırla” zile daha sıkı ve daha uzun basmaya başladım.
Bir, iki, üç… Tık yok. . Tahammülüm azaldı, konu komşuya
rezil oluruz düşüncesi ile kapıya kadar gelir ve yaptığı bu eylemin bir açıklamasını yapar düşüncesi ile kapıyı bir taraftan elimle yumruklamaya bir taraftan da ayağımla vurmaya başladım.
Karşı komşu gürültüye olsa gerek kapıyı açmış, farkında
değilim.
— Hüsnü Bey, Hüsnü Bey diyerek omzuma dokundu, kendime
geldim
Elinde dörde katlanmış bir de kâğıt vardı.
- Nazan Hanım gitti, dedi. Kâğıdı uzattı “ Bunu da size vermemi
söyledi.”
— Kapı açılmıyor.
Acıyarak bana baktı, çiçeklere baktı:
- Kilidi değiştirdi, dedi.
- Peki anahtarı?
- Bana vermedi. Yanında götürmüş olmalı.
- Peki, nereye gitti?
- Bana bir şey söylemedi. Sadece bu kâğıdı size vermemi
söyledi.
İsterseniz içeriye buyurun, bir soluklanıp kendinize gelin
demesini bekledim bunca yıllık komşuluk hatırına, demedi. Gözlerimin içine baka baka kapısını kapatıp içeriye girdi.
Elimde çiçekle çaresiz bir şekilde orada öylece kalakaldım,
kağıdı okumayı da 30 saniye kadar sonra akıl edebildim.
“ Senden boşanıyorum, sakın ola ki mahkeme gününe kadar
beni rahatsız etme. Avukatım, Mürsel Bey’le ( Avukat arkadaşlarımdan biri) irtibata geçecek ve de sakın ola çilingir çağırıp kapıyı açtırmaya kalkma. “
Derin derin birkaç kere nefes alıp iç geçirdim, of çektim. Bu
arada üst komşular yanımdan selam vererek ve de merakla bakarak geçtiler.
Çiçekleri havaya attım, topa vurur gibi birde tekme vurdum,
merdivenlerden aşağı gittiler. Kapıcı aşağıdaymış. Şaşkın şakın bana baktı. Kızdım:
- Ne bakıyorsun öyle. Topla at çöpe…
Cevap verdi mi bilmiyorum, hızlı adımlarla merdivenlerden
indim, amaçsızca yürümeye başladım.
Epeyce bir süre hiçbir şey düşünmeden yürüdüm. Bu yürüyüş iyi
geldi. Duran beynim yeniden çalışmaya başladı.
Etrafıma bakındım. Nerede olduğumu çıkartamadım. Tekrar
etrafıma bakındım, biraz ileride bir lokanta vardı. Kaliteli bir yere benziyordu. Kalabalık da sayılırdı. Oraya gittim, köfte, ayran, salata siparişi verdim.
Siparişin gelmesini beklerken, gözlerim hoş kokulu birinin elleri
tarafından kapatıldı.
- Hüsnü Bey…

DEVAMI VAR
KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI -14-

Kavileştirdiğim yere geldiğimde herkes ortadaydı. İki kamyonet
de hazırdı. Ayarladıkları kamyon, anlattıklarına göre, iş çıkınca oraya gitmiş, arkadaşlar da o büyüklükte bir kamyon bulamadıklarından iki kamyonet ayarlamışlar.
Oraya varır varmaz, tüm hırsımı onlardan almak için çıkıştım:
—Bana bakın dedim, sırf söz verdiğim için geldim, bu benim
için son. Ben karpuzcu muyum? İyi ki birine bir karpuz seçtik.
Sen hele bunları kan kırmızı karpuzlarla bir doldur da dediler,
bakarız.
Keyifsizdim, arkadaşlar da hissetti:
-Bir şey mi, oldu dediler.” Canın sıkkın.”
-Yok dedim, soğuk bir sesle.
Ne anlatayım onlara. Böyle böyle oldu, karım da böyle mi dedi
diyeyim ama Saaddin ( huyunu hiç sevmem )
— Karıdan fırça yemiştir, dedi.” Ne yaptın da kızdırdın yengeyi?
Söylediği lafa bak, der gibisinden gülümsedim, Allah da yardım
etti, yol kenarında kavga eden iki kişi gördük, mevzu dağıldı sonra da karpuz pazarına varıncaya kadar hiç konuşmadık.
İkindiye kadar orada kaldık. Arkadaşlar kamyonetlerle ve de
heyecanla pazara, ben de çiçekçiye gittim. Karımın sevdiği çiçeklerden büyükçe bir buket yaptırdım. Bir an evvel eve erişmek heyecanı ile taksiye bindim.
Merdivenlerden heyecanla ve de adeta koşarak çıktım. Kapının önünde biraz soluklandım. İlk defa karşı cinsten biri ile buluşacakmış gibi üstümü başımı düzelttim, ellerimle saçlarımı taradım ve de zile bastım.

DEVAMI VAR

28 Ağustos 2018 Salı


KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI – 13-

Karpuza gideceğini herhalde unuttu, ya da o günün bu gün
olduğu aklından çıktı. Haddizatında ikisi de değildi. Nereye niçin gideceğimi pekala biliyordu. Bunu bilmeme rağmen sevinçliymiş ve de heyecanlıymış gidi de görünerek:
— Karpuza gidiyorum hayatım, dedim.
Ellerini beline dayadı:
-Gidemezsin, dedi.
Bir anda kafamdan kaynar sular döküldü. Karımın gözlerindeki o
bakışlar, yüzündeki o ifade ve ses tonu hiç de hayra alamet değildi.
Birkaç saniye sessizlik oldu. Onun akabinde ağzından şu sözler
döküldü:
— O kapıdan çık seni boşarım.
Yalvarırcasına bir ses tonu ile:
—Arkadaşlar bekliyor, dedim.
—O kapıdan çık seni boşarım.
Gitsem bir mesele, gitmesem bir başka mesele; aşağı tükürsen
sakal yukarı tükürsen bıyık denilen durum. Sıcak bastı birden bedenimin her tarafını.
Alttan aldım. Gülümsemeye de çalıştım.
— Hayatım, dedim.
Ses tonunu hiç değiştirmeden ve de duruşunu bozmadan az
evvelki sözlerini yineledi:
—O kapıdan çık seni boşarım.
Mesele sadece beni ilgilendirse hiç tereddütsüz “
tamam, deyip o kapıdan çıkmayacağım ama kerhen de olsa verilen bir söz var. İlk mektep çocuğu da değilim ki “ karnım ağrıdı gelemedim ya da başım ağrıdı ya da annem göndermedi “ diyeyim.
Sadece karpuz almaya gideceğiz bunun için adam boşanırsa boşa
diyeceğim amma az evvel söyledim ya, karımın tavrı hiç de hayır getirecek gibi değil. Ağzım laf eden biri olmama rağmen nutkum tutuldu bir şey de diyemiyorum.
Saate baktım, vakit de gelmek üzere.
Karım gözlerimin ta içine bakarak, sesini daha da dikleştirerek:
— Bu evin kapısından şu an çık seni boşarım, Hüsnü Bey dedi.
Bununla da kifayet etmedi,” Vallahi de boşarım billahi de boşarım.”
Bir şey için yemin etmekten de yemin edilmesinden de haz
etmem. Onun için karımın böyle bir yemin etmesi kafamın tasını attırdı. Suratımı ekişi terek
—Bazen çocuktan bile beter oluyorsun be Nalan, dedim.
Kapının tam önündeydim zaten. Kapıyı açtım, böyle durumlarda
genellikle kapı çarpılarak bulunulan mekândan çıkılır ama kendime mukayyet oldum, Kapıyı yavaşça kapattım hatta kapatmadan evvel karımın sinirini yatıştırmak için ani bir hareketle yanağına bir öpücük bile kondurdum.
—Akşam görüşürüz hayatım, dedim. Ve de kapıyı kapatırken ekledim: “ Cicilerini hazırla akşam yemeğe çıkarız ha. “

26 Ağustos 2018 Pazar

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI -12-

—Kimmiş? Ne istiyormuş? Hayır mı şer mi?
—Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete bakalım, dedim.” Allah
sonumuzu hayır getirsin.”
Anlamadı:
—Yarın bana bir kamyon karpuz seçer misin, diye gelmiş diye
açıkladım.
Dalga geçtiğimi sandı, daha evvel yaptığımız karpuz
muhabbetini de anımsadı belki
—İyiki birine bir karpuz seçtin, dedi.
Sohbet belki devam edecek, ben tüm gelişmeleri teferruatıyla
anlatacaktım ama karımın en sevdiği dizi başlayınca, o pek sevdiği minderi alıp televizyonun tam karşısına geçti, bağdaş kurup oturdu.
—Yarın ezanla çıkacağım ben, dedim.” Uyanınca merak etme”.
Anladım manasına başını salladı ama ne yalan söyleyeyim,
toparlanıp o saatte niçin dışarı çıkacağımı öğrenme gayreti içerisine girmemesine bozuldum. Bu ruh haliyle de ona bir şey demeden onu dizisi ile baş başa bırakıp gidip yattım.
Ertesi günü sözleştiğimiz saatte karpuz seçmemi isteyen o adamla buluştuk. Bir kamyonet dolusu karpuzu öğleye kadar seçtim. İşimiz bitince:
—Ben karpuzdan marpuzdan anlamam, dedim. “Öylesine, laf
olsun seçimi yapıyorum. Tekrar gelip beni zor durumda bırakma.”
—Bu iş en fazla birkaç ay yapılır abi, dedi. “Kârı kırışalım”.
—Anlatamadım herhalde, dedim asap dolu bir sesle.
—Eve geldiğim için bozulduysan, telefon numaranı ver ben seni
arayayım, dedi.
Lahavle çekip sustum. O da konuşmadı şehre gelinceye kadar. Kahvehanenin biraz ötesindeki cami kenarına çekti arabayı,
Arabadan iner inmez de bağırmaya başladı.
—Hüsnü Bey’in karpuzları geldi. Hüsnü Bey elleri ile seçti, koş
koş koş.
Başlar bizden tarafa döndü. Beni görenlerden bazıları seğirtip
yanımıza geldi:
—Hüsnü Bey hayırlı olsun…
—Yarı yarıya mı?
—Karpuzculuğa başladın ha. İyi olur inşallah. Şuradan bana
biraz büyüğünden ver bakalım.
Kırk yıldan beri bu mahalledeyiz. Herkes tanır. Bir anda, bana
da, bana da ver diyenler çoğaldı, itiraz edip ayrılamadım da, karpuzları seçip seçip isteyenlere vermek bana düştü, paraları toplamak da karpuzcuya. İkindiye kadar kamyoneti yarıladık. İkindiye doğru da iki üç tane el arabası ile gelenler oldu, Hüsnü Bey’in karpuzlarından almak için karpuzcu ile pazarlık ettikten sonra kamyonetteki karpuzları el arabalarına doldurup gittiler.
Karpuzcu:
—Yarın kaçta buluşuyoruz, dedi.
—Ne buluşması git Allah’ını seversen, dedim.
—Emeğin karşılığını vereceğiz, dedi.
Sağ bileğimden tuttu, elimi para önlüğüne daldırdı:
—Avuçla, dedi.
Çekmeye çalıştım müsaade etmedi.
—Avuçla Allah bereket versin iyi kazandık sayende. Parmağını
yalayacaksın tabi, payını alacaksın. Avuçla avuçlayabildiğin kadarıyla, ne çıkarsa helal olsun.
Madem öyle, işte böyle deyip avuçlayabildiğim kadarıyla
avuçladım “ tamam “ dedim, müsaade buyurdu, elimi çektim, puntolumun cebine koydum, bir şey demeden de hızlı adımlarla oradan uzaklaştım.
Kısmetim bol olmalı avuçladıklarımın tamamına yakını ya ellilik
ya da yüzlükmüş,
Akşam yemeğinden sonra, kahvehaneye gittim. Herkes karpuzculuğa başladığımı(!) öğrenmiş.
—Yaaa, yok işle bir şey insaniyet namına adamcağıza yardım
ettik, dediysek de kimse inanmadı.
Ellerinde kanıt da var:
—O zaman o paralar ne?
Hayat böyle bir şey işte. Adamın para önlüğünden paraları
alırken çevremizde kimse yoktu, masada bulunanların hepsi o ya da bu şekilde konu hakkında malumat sahibi olmuşlardı.
Biri, merakına daha fazla dayanamayıp sordu:
-Sorması ayıp olmasın ama, kaç lira avuçlamışsın?
O an oradakilerin tümünün nefeslerini tutup benim vereceğim
cevabı beklediklerinden emindim:
Attım:
—Bin beş yüz
Oh oh, dediler, Allah bereket versin günde bin beş yüzden bir
aylık gelirimi hesapladılar…
Yan masada oturanlardan biri yanımıza geldi, selam verdi sonra
da:
—Ağalar dedi,” hani kulaktan dolma bir şeyler duyuyorum,
bakın isterseniz pazaryerinden bir sergi ayarlayayım sizin için, üçü geçmezseniz ayda her birinize bin beş iki bin ek gelir olur. ( Kaşlarıyla beni göstererek) madem arkadaş karpuz konusunda uzman, adı da çıkmış gelin bu fırsatı kaçırmayın.
Bir an masamızda bir sessizlik oldu. Devam etti o
—Benimki insaniyet namına.
Ercan Bey’in esnaflık yaşamı olduğundan, öneri getireni sordu:
—Kaça patlayacak bu bize.
Adam, insaniyetlik namına dedi diyecektik o sözün lafın gelişi
söylediğini anladık:
—Şimdi siz bu karpuz işini en fazla iki ay yaparsınız. İki ay için
beşe ikna ederim herifi, bana sakal diye iki verirsiniz olur.
Söylerlerdi de inanmazdım. Başa gelince anlaşılıyor. Orada
oturanlar coşku ile bir şeyler konuştular ama ben hiçbir şey duymadım. Bizim adımıza Ercan Bey, pazarladığı bitirmek için elini bize pazar sergisi ayarlama önerisi bulunan adamın ile birleşti, eller beş aşağı on yukarı koymak için hızlı hızlı sallandı, bunları gördüm. Anlaştılar, Allahları var ceplerinde ne varsa çıkartıp adamın kaporasını da verdiler. Ertesi gün bu saatte burada buluşmak üzere anlaştılar. Bizim semt pazarı da iki gün sonra idi. Yarın iş bitirilirse ertesi gün bana karpuz seçme işi kalmıştı.
İnşallah olmaz bu iş diye ertesi gün adam gelinciye kadar dua
ettim. Ama olmadı. Adam yanında başka bir adamla geldi, arkadaşlarla konuştular anlaştılar. Son ayrıntıları konuşurlarken de ben oradan ayrıldım.
Sözün özü, her şey yıldırım hızı ile oldubitti, benim cebimden beş kuruş çıkmadan bana karpuzları seçme işi kaldı. Seçme işi kaldı derken karpuza gitmek için gün saptandı. Saat altı da kamyonun başında bululmak üzere ayrıldık.

Karımın bu işten pek de hoşnut kalmadığı belli oluyordu. Ben
mümkün olduğunca konu hakkında ona bir şey söylemiyordum ama o en ufak ayrıntısına kadar karpuzdaki gelişmeleri öğreniyordu. Belliki içimizden biri her şeyi karısıyla paylaşıyor onun karısı da her şeyi benim karıma anlatıyordu.

Büyük gün öncesi erkenden kalktım. Duşumu yaptım. Bir güzel
giyindim. Tam dışarı çıkıyordum ki, karım kapıda göründü:
-Hayrola! Nereye?

12 Ağustos 2018 Pazar

KARPUZCU HÜSNÜ’NÜN KARISI -11-

Kapıyı karım açtı. Biraz sonra da salon kapısından bana seslendi:
—Seni görmek isteyen bir adam var,
Kimseyi beklemediğim gibi bu durum alışık olduğumuz bir şey de değildi. Hayırdır inşallah deyip kapıya çıktım.Bizim karpuzcu.
Hanım da peşim sıra gelmiş. Karpuzcu ona bakınca, hanıma
içeri girmesini işaret ettim. Girdi.
Başımı iki yana sallayarak” Ne istiyorsun?” dedim karpuzcuya.
Ne diyebilirdim ki muhabbetimiz yoktu.
—Abi, dedi yanıma sokularak.” Karpuzların hepsini bitirdim.
Sağ ol.”
Bir şey isteyeceği aşikârdı. Sinirlendim:
—Bana ne bundan?
-Yarın!
Perşembenin gelişi çarşambadan anlaşılır misali sözünün
devamını tahmin ettim:
—Yarın işim var, dedim.” Kendi karpuzunu kendin seç.”
—Yarından sonra olur mu?
—Yarından sonra da, ondan sonrasının sonrasın da olmaz.
Beklemediğim şekilde kolumdan tuttu, kapıdan dışarı çekti.
Cebinden bir şeyler çıkardı, şaşkınlığımdan da istifade ederek avucuma sıkıştırdı. Sordum:
—Bu ne?
Avucuma sıkıştırdığı paraydı.
Gülümseyerek “ say” dedi.
Belli ki çeşitli olasılıkları değerlendirmiş alternatif olarak buna
da yer vermişti.
Sırf meraktan saydım. Neredeyse asgari ücrete yakın bir paraydı.
—Yarın biraz daha büyük kamyonla gidersek sen de ben de daha
çok kazanabiliriz, dedi
Mesele açıktı. Avucumda hiç de fena sayılamayacak bir para.
Üstelik rüşvet değil, haraç değil ve de yarınki kredi kartı ekstrama neredeyse denk. Yarın işim de yok.
Adam kurt olmuş tabi. Cümle seçimleri de harika:
— Sabah ezanı okunurken kahvenin önüne geleyim mi?
İnsaniyet namına, garip duygular içerisinde:
—Gel bakalım, dedim.
Avucuma sıkıştırdığı parayı iade edecektim ama, işini
bitirmişlerin heyecanıyla kaşla göz arasında merdivenlerden indi.
Salona geçince karım, merakla soruları birbiri ardına sıraladı:
Devamı

7 Ağustos 2018 Salı


HÜSNÜ BEY’İN KARISI - 10-


- Abi, dedi yarın bana elli yüz tane karpuz alabilir misiniz?
Şaşırdım. Cevap vermediğimi görünce samimi olarak anlattı.
Hani derler ya aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık.
Bayram öncesi, bayram harçlığını çıkartmak için karpuz sergisi
açacakmış…
Ben karpuzdan ne anlarım diyemedim. Ben desem de belli ki o anlamayacaktı.
— Nereden alacağız, dedim.
Söyledi. Kamyonla getiriyorlarmış. Oradan alınırmış.
— Ama bak, dedim. “Bir defalık.”
Sevindi.
—Tamam abi dedi. “Bir kere alıverin sizin gibi adım çıkarsa gerisi kolay.”
Espri niyetiyle “ Adın çıkacağına…. “ diyecektim
yanlış anlaşılır diye vazgeçtim
Ertesi sabah için kavilleştik. Gerçekten de tam
sözleştiğimiz saatte küçük bir kamyonetle geldi. Heyecanlaydı. Birkaç kez eşten dosttan para alarak bu işe giriştiğini vurguladı.
O kamyondan beş, bu kamyonda yirmi, şu sergiden üç beş derken kuşluğa kadar ben karpuz seçtim o parasını ödedi, öğle ezanı okunurken de mahallemize döndük. Teşekkür etti, teşekkürü “ Pazar ola” deyip kabul ettim.
Pazar alışverişini severim. Ertesi günü akşama doğru hanımdan da siparişleri alarak pazar yoluna düştüm. Tam pazara girerken bir de ne göreyim. Yol kenarında dünkü karpuzcu. Bir taraftan müşterilerle ilgileniyor bir taraftan bağırıyor:
“ Bunlar Hüsnü Bey’in karpuzu Kalmadı vallah, Hüsnü Bey’in karpuzları bu karpuzlar, bitmek üzere koş koş! Yarına yok vatandaş, sudan ucuz baldan tatlı, Hüsnü Bey’in karpuzları, hay maşallah.”
Yanımdan geçenler vardı. Kadınlardan biri yanındakine :
—Şuradan karpuz alalım mı? dedi. “Bak Hüsnü Bey’inmiş hem de.”
Yanındaki saf saf sordu:
— Hangi Hüsnü Bey’in?
—Herhalde Karpuzcu Hüsnü Bey’in. Baksana millet, Kapış kapış.
—Dönüşte alırız,
—Dönüşe kalır mı? Haydi mızmızlanma. Bir de Hüsnü Bey’in karpuzuna bakalım.
- …
— Ne o, niye güldün?
— Boş ver aklıma bir şey geldi de, haydi…
La havle çekerek duraksamamı bitirip pazara gittim. Dolaşırken Hamit Bey’e rast geldim. Güldü:
— Senden başka Karpuzcu Hüsnü de varmış, gördün mü? dedi.
—Ne, anlamadım? dedim. Hakikaten de anlamamıştım.
— Gelirken görmedin mi?
— Neyi?
— Adamın biri karpuzcu Hüsnü geldi deyip karpuz satıyor.
— Ne yapayım?
— Canım ne yapacan, o Hüsnü benim diyecek halin
yok ya.
Hamit Bey’e de geçen gün karpuz almıştım. Birden aklına gelmiş olmalı ciddileşti. Koluma dokunarak:
— Senin adından yararlanıyor olmasın, dedi.
— Benim adımdan ne yararlanacak, dedim.
Biri, fena çarptı omzuma. Söylendi de:
—Sohbet edecekseniz başka yerde sohbet edin, bu
kalabalıkta yolun ortasında. Koca koca herifler
Adam haklıydı. Hamit Bey
—Haydi, neyse dedi.” Hoşça kal deyip tezgâhlara
baka baka yürümeye başladı.”

Dönüşte, Karpuzcu Hüsnü yoktu yerinde. Ya karpuzları bitirmişti ya da zabıtaların uyarısı ile oradan ayrılmıştı
Akşam yemeğinin akabinde kahvemizi içerken kapı çaldı.

Devamı Var