AŞKIN GÖZYAŞLARI
Aşkın gözyaşları bu
Şiire, türküye heykele
Sanata sahip çıkan ve de seven herkese
Birde resme
Merhaba diyene
Aşkın gözyaşları bu
Çevreyi kirletmeyene
Küfür etmeyene
Şiddeti elinin tersi ile itene
Yarınlara umutla bakan gözlere
Aşkın gözyaşları bu
İlme, irfana eğitime önem verene
Okumayı sevene
Affetmeyi bilene
Komşum açken ben tok yatamam diyene
Aşkın gözyaşları bu
Yaratılanı yardandan ötürü sevene
Ve de
Yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonra
Allah’tan geleni kabul edene.
***
GÜZEL SÖZ:
Her istediğini yapamıyorsan yapabileceğini iste.
19 Ocak 2018 Cuma
17 Ocak 2018 Çarşamba
AH BENİM EFE AMCAM!
Patladı birden
Açtı ağzını yumdu gözünü
Belli ki dolmuştu Efe Amcam
Rahatlamak için patlaması gerekiyordu
Kabak benim başıma patladı
Saydı döktü tüm günahımı önüme.
Maazallah, ya Şevki’ye patlasaydı
Söylemesi bile ürkütücü ama kan çıkardı Allah korusun
Verilmiş sadakam varmış Efe amcam
14 Ocak 2018 Pazar
ALKIŞ
Gülmekten kırıldı seyirci
Ne ses vardı yarışmacıda ne de fizik
Ağlayıp terk etmedi sahneyi
Söyleyip bitirdi parçayı
Bir alkış bir alkış
Kimi cesaretini alkışladı
Kimi hakikaten çok eğlenmişti, alkışı ondandı
Hayıflananlar da alkışladı
Empati kurup
Bozulmasını istemeyenlerde
Haddini bildirmeye haddini bildirmeli deyip
Yuhalayanlar da olmadı değil amma.
Katılmasaydı yarışmaya, içinde kalacaktı hep
Hayat bu değil mi zaten be!
Alkışlayan da sağ olsun alkışlanmayan da.
1 Ocak 2018 Pazartesi
25 Aralık 2017 Pazartesi
Mini Test:
1-Aşağıdakilerden hangisinde bir yazım yanlışı mevcuttur?
a- Adı geçen kitabı Ahmet’te gördüm.
b- Adı geçen kitabı Ahmet’de gördüm.
c- Bu toplantıya Ahmet de katılacak.
d- Ahmet de mi bu toplantıya katılacak?
2- Aşağıdaki cümlelerden hangi ikisinde mecaz anlam yoktur?
1- Haberi kesince buz kestim.
2- Bakkala buz almaya gitti.
3- Gözlerinden ateş fışkırıyordu.
4- Birden bire ateşi yükseldi.
a- 1-2 b- 1-3 c- 1-4 d- 3-4
3- Beş duyu organımızdan en az biri ile algılayamadığımız varlık ya da kavramlara soyut isim denir. Aşağıdakilerden hangisi soyut bir isimdir?
a-Atatürk’ün “ Nutuk” adlı yapıtı b- rüzgar c- aşk d-asker
4- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sebep (neden) - sonuç ilişkisi vardır?
a- Kaliteli bir insan öfkesine hakim olabilen insandır.
b- Öğretmenini dinlemediği için konuları anlayamıyor.
c-Yanlış yaptığını kendi de kabul ediyor.
d- Başkalarına saygı kendine saygıdır.
5--Aşağıdakilerden hangisinde bilgi yanlışı vardır?
a- Duygu ve düşüncelerimizi mısralar halinde anlatan, okuyanda ve dinleyende değişik duygular yaratan yazı çeşidine şiir denir
b-Olmuş ya da olabilecek olayları ayrıntılara girmeden kurgulayarak anlatan birkaç sayfalık olay yazılarına öykü ya da hikaye denir.
c- Duygu ve düşüncelerimizi sözlü yahut yazılı olarak anlatmaya kompozisyon denir.
d- Türkçemiz, Ural- Altay dil ailesinin Ural koluna bağlı sondan eklemeli bir dildir.
6- İyi bir cümlede gereksiz sözcük yer almaz. “ Turgut, toplantıdan derhal ayrılmak istediğini yavaşça kulağıma fısıldadı.” cümlesinde yer alan sözcüklerden hangisi gereksiz kullanılmıştır?
a- Turgut b- derhal c- kulağıma d- yavaşça
7-“ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Sözündeki kelimeleri sözlük sırasına göre dizseniz ikinci sıraya yazacağınız sözcük hangisi olur?
a- Hayat b- en c- hakiki d- ilim
8-Aşağıdakilerden hangisinde geçen “perde” sözcüğü tiyatro terimi olarak kullanılmıştır?
a- Anneannemim gözüne perde imdi.
b- Evimizin perdelerini yeni değiştirdik
c- Oyun üç perdeden oluşuyor.
d- Bu perdeleri tiyatromuzda kullanabiliriz.
9- Vanilya Kokulu Mektuplar yapıtında yer alan Sava’nın müşterileri arasında yer almayan meslek grubu aşağıdakilerden hangisidir?
a- balerinler b- müzisyenler c- tiyatrocular d- şoförler
10- Vanilya Kokulu Mektuplar yapıtında yer alan Sava’nın babasının mesleği aşağıdakilerden hangisidir?
a- müzisyen b- tıp doktoru c- işçi d- tiyatrocu
11- Aşağıdaki yapıt-yazar/şair eşleştirmelerinden hangisi doğru değildir?
a- Vanilya Kokulu Mektuplar- Sevim Ak
b- Ziya’ya Mektuplar- Cahit Sıtkı Tarancı
c- Sohbetimsi Hikayeler-Naci Aydoğan
d- İnce Memed- Kemal Tahir
CEVAP ANAHTARI
1-B
2-B
3-C
4-B
5-D
6-D
7-C
8-C
9-A
10-A
11-D
1-Aşağıdakilerden hangisinde bir yazım yanlışı mevcuttur?
a- Adı geçen kitabı Ahmet’te gördüm.
b- Adı geçen kitabı Ahmet’de gördüm.
c- Bu toplantıya Ahmet de katılacak.
d- Ahmet de mi bu toplantıya katılacak?
2- Aşağıdaki cümlelerden hangi ikisinde mecaz anlam yoktur?
1- Haberi kesince buz kestim.
2- Bakkala buz almaya gitti.
3- Gözlerinden ateş fışkırıyordu.
4- Birden bire ateşi yükseldi.
a- 1-2 b- 1-3 c- 1-4 d- 3-4
3- Beş duyu organımızdan en az biri ile algılayamadığımız varlık ya da kavramlara soyut isim denir. Aşağıdakilerden hangisi soyut bir isimdir?
a-Atatürk’ün “ Nutuk” adlı yapıtı b- rüzgar c- aşk d-asker
4- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sebep (neden) - sonuç ilişkisi vardır?
a- Kaliteli bir insan öfkesine hakim olabilen insandır.
b- Öğretmenini dinlemediği için konuları anlayamıyor.
c-Yanlış yaptığını kendi de kabul ediyor.
d- Başkalarına saygı kendine saygıdır.
5--Aşağıdakilerden hangisinde bilgi yanlışı vardır?
a- Duygu ve düşüncelerimizi mısralar halinde anlatan, okuyanda ve dinleyende değişik duygular yaratan yazı çeşidine şiir denir
b-Olmuş ya da olabilecek olayları ayrıntılara girmeden kurgulayarak anlatan birkaç sayfalık olay yazılarına öykü ya da hikaye denir.
c- Duygu ve düşüncelerimizi sözlü yahut yazılı olarak anlatmaya kompozisyon denir.
d- Türkçemiz, Ural- Altay dil ailesinin Ural koluna bağlı sondan eklemeli bir dildir.
6- İyi bir cümlede gereksiz sözcük yer almaz. “ Turgut, toplantıdan derhal ayrılmak istediğini yavaşça kulağıma fısıldadı.” cümlesinde yer alan sözcüklerden hangisi gereksiz kullanılmıştır?
a- Turgut b- derhal c- kulağıma d- yavaşça
7-“ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Sözündeki kelimeleri sözlük sırasına göre dizseniz ikinci sıraya yazacağınız sözcük hangisi olur?
a- Hayat b- en c- hakiki d- ilim
8-Aşağıdakilerden hangisinde geçen “perde” sözcüğü tiyatro terimi olarak kullanılmıştır?
a- Anneannemim gözüne perde imdi.
b- Evimizin perdelerini yeni değiştirdik
c- Oyun üç perdeden oluşuyor.
d- Bu perdeleri tiyatromuzda kullanabiliriz.
9- Vanilya Kokulu Mektuplar yapıtında yer alan Sava’nın müşterileri arasında yer almayan meslek grubu aşağıdakilerden hangisidir?
a- balerinler b- müzisyenler c- tiyatrocular d- şoförler
10- Vanilya Kokulu Mektuplar yapıtında yer alan Sava’nın babasının mesleği aşağıdakilerden hangisidir?
a- müzisyen b- tıp doktoru c- işçi d- tiyatrocu
11- Aşağıdaki yapıt-yazar/şair eşleştirmelerinden hangisi doğru değildir?
a- Vanilya Kokulu Mektuplar- Sevim Ak
b- Ziya’ya Mektuplar- Cahit Sıtkı Tarancı
c- Sohbetimsi Hikayeler-Naci Aydoğan
d- İnce Memed- Kemal Tahir
CEVAP ANAHTARI
1-B
2-B
3-C
4-B
5-D
6-D
7-C
8-C
9-A
10-A
11-D
16 Aralık 2017 Cumartesi
BİR KÜÇÜK ALTIN
Bir sabretti iki sabretti, sabrı tükendi, Kocasına, azarlarcasına söylendi:
— Ne dönüp duruyorsun Akif? Uyku tutmadıysa kalk, salona falana git.
Akif Bey bir şey söylemeden yavaşça kalktı. Terliklerini giydi. Salona geçti. Salon perdesini aralayıp dışarıya baktı.
Nevruz Hanım'ın canı sıkıldı. Uykusu da kaçtı. Söylenerek doğruldu, yataktan indi. Kapıyı örtmeden dışarıya çıkmıştı yatak odasından kocası. O da öyle yaptı. Salon elektrikleri yanık değildi, yaktı. Etrafına bakındı. Kocası pencerenin önündeydi. Dudakları kıpır kıpırdı, dışarıya bakıyordu.
Nevruz Hanım, koltuklardan birine oturdu. Geldiğini fark ettirmek için birkaç kez öksürdü. Kocasının, özre bab bir şeyler söylemesini bir süre boşuna bekledikten sonra yanına gitti, koluna girdi, kanepenin yanına götürdü.
Kanepeye oturdular. Kocasının elini, orada, yanında olduğunu hissettirmek istercesine tuttu:
— Problem ne hayatım? Kaç gündür hep böyle.” dedi. Sesi sevecendi. Sıcaktı.
Nevruz Hanım, aklına ilk gelen olasılıkları ardı ardına sıraladı kocasından tepki gelmeyince sordu:
— İşlerin mi bozuldu? Ekonomik kriz dedikleri şey seni de mi vurdu?
- ...
— Kızın meselesi mi?
- ...
— Kefil olduğun o adam mı borçlarını ödemiyor?
- ...
— Bir sağlık sorunun falan mı ortaya çıktı?
- ...
— Sende bir şey var. Bir şey var. Ben senin karın değil miyim?
- ...
— Başka bir kadın mı?
- ...
Nevruz Hanım uzun süren cevapsızlığa sinirlendi. Bağırdı:
-Bir….girdin de çıkamıyor musun?
- ...
Nevruz Hanım ayağa kalktı. Ellerini beline dayadı. Biraz eğildi. Kocasının gözleri içine bakarak değişik bir ses tonu ile önce sorusunu sordu sonra emrini verdi:
— Öyleyse ne? Bir şey söyle be adam!
Akif Bey, asabının bozuk olduğu zamanlarda yaptığı gibi birkaç kez burnunun ucuna hızlı hızlı elini sürdükten sonra buz gibi bir sesle:
— Sizin köyde hiç tanıdık kaldı mı hanım? dedi.
Nevruz Hanım soruya bir mana veremedi o an. Yüzünde değişik bir ifade belirdi.
— Pardon, dedi. “ Anlayamadım.”
— Yaaa, senin bir halanın mı dayının mı bir akrabası vardı köyde. Orada mı acaba diyorum?
Nevruz Hanım, ortalıkta duran taburelerden birini altına çekip kocasına yanaştı.
— Orada, Emecen mi?
- ...
Akif Bey’in yüz ifadesinde en ufak bir değişişliğin olmaması, boş boş bakmayı sürdürmesi Nevruz Hanım’ın kaygısını arttırdı. Kocasına biraz daha yanaştı.
— Sorunun hakkında birazcık ipucu versen de ben de yardımcı olsam hayatım hı, dedi.
— Orada mı? Bir bilgin var mı?
Kocasının gözlerinin dolması, sesinin titremesi Nevruz Hanım’ın gözünden kaçmadı. Tabureyi kocasına doğru biraz daha çekti.
— Ne bileyim ben Akif, dedi. “Hem görsem tanımam? Hem bayram değil seyran değil nereden çıktı şimdi bu?”
Akif Bey, karısının sağ elini tuttu başka bir âlemde imiş gibi. Suratını buruş buruş yaptı. Yalvarır gibi konuştu:
—Ya, hani diyorum ki, bizim köye bir inse de bir baksa Dudu orada mı? Ha, olur mu, ne dersin?
Nevruz Hanım, yeniden sinirlenmeye başladı. Ayağa kalktı:
— Dudu da kim şekerim? dedi. Şeker sözcüğünü bir değişik vurgulamıştı.
Akif Bey, cevap vermedi. Nevruz Hanım kalkıp birkaç kez salonun içerisinde dolaştı. Zihnini zorladı. Dudu’yu anımsar gibi oldu. Tabureye oturdu. Sordu:
— Dudu da nereden aklına geldi şimdi?
—Geçen hafta onların mahallesinden geçme durumunda kaldım da.
—Eee!
— Nasıl anlatayım bilmem ki.
-…
— O cami yerinde duruyordu
— Eeeee!
—Hatırlıyor musun Nevruz? Yılbaşından birkaç gün sonraydı. Geç vakit nefes nefese gelmişti. " Abi “demişti “Bizim oradaki caminin hemen yanı başında bir ev var. Satılıkmış. Adama yalvar yakar oldum. İsteyeni çok ama yarın akşama kadar beni bekleyecek. Kurban olayım yardım etsen de bana ben o evi alsam. Çocuklarımla oraya yerleşirim, borcunu da sana elime geçtikçe öderim. " Hatırladın mı? Sen de vardın.
Nevruz Hanım hadiseyi hatırladı. Akif Bey gözlerini salonun en uzak noktasına dikti. Sözlerini ağlamaklı sürdürdü:
— Nasıl da heyecanlıydı o akşam. O kışta kıyamette terliklerle gelmişti. Yarın uğrarım ben, bakarız deyince ne kadar da çok sevinmişti.
— Uf be Akif! Yıllar sonra nereden aklına geldi şimdi bu?
— Canım benim! Giderken “ Evimi belki hatırlayamazsın abi caminin biraz üstünde camları kırık bir ev var. Ben orada oturuyorum ” demişti.
Nevruz Hanım Akif Bey’e duyurma gayesi gütmeden söylendi:
—Duygu sömürüsü en çok sevdiğimiz şey
Akif Bey’in içi yanıyordu. Duygu ve düşüncelerini sonucunu önemsemeden dillendirmek istiyordu. Yere bakarak başını bir aşağı bir yukarı sallayarak sözlerini sürdürdü:
— Biliyorsun anası Sebahat Hala, uzaktan da olsa bizim akraba olur. O son zamanlarında bir gün rast geldik de sokakta.
Akif Bey gülmekle ağlamak arasında bir duyguya kapıldı. Duygusu ses tonuna da yansıdı:
—Bana küçük bir altın vermiş, “Dudu’ya göz kulak ol ben ölünce. Sizden başka kimsesi yok .” demişti. “ Senden başka kimsesi yok. Ne olur başı bunalırsa yardımını esirgeme ondan. Biliyorsun bebeleri de var.”
Nevruz Hanım, sordu:
— Köye mi gitmiş?
— Dul bir kadın. Biri engelli dört çocuk. Nereye gidecek?
Nevruz Hanım, kocasını rahatlatmak istedi:
— Evlenmiştir belki, dedi.
— Kaç gündür Sabahattin Hala’yı görüyorum rüyamda. Küçük bir altın uzatıyor ve diyor ki…
Akif Bey daha fazla kendine hâkim olamadı. Ağlaması gerekiyordu. Ağlamaya başladı. Nevruz Hanım’ın eli birkaç kez kocasının başına doğru uzandıysa da o el onun başına değmedi.
Akif Bey ağlamayı birden kesti. Ayağa kalktı. Keskin bir bakışla karısına çıkıştı.
— Sen de demedin ki kapıcı dairesi boş, al şunları oraya. Hem binaya bakarlar hem de kanatlarımızın altına alırız diye. Ne biçim karısın sen be!
Adeta ağzından köpükler saçarak son cümleyi sarf etmeseydi Akif Bey, Nevruz Hanım güzel sözlerle kocasının acısını hafifletmek için her şeyi yapacaktı ama son sözleri onu da çıldırttı. Ellerini yumruk yaptı, yüz rengi değişti, sesim komşuya erişir diye düşünmeden avazı çıttı kadar bağırdı:
— Gene suç benim oldu. Gene gitti geldi kabak benim başıma patladı öyle mi Akif Bey?
Nevruz Hanım, ses tonunu değiştirmeden bir şeyler daha söyleyecekti dışarıdan gelen bağrışmalardan bir ses buna mani oldu. Bağrışmalar arasında Yavuz’un sesi de var gibi gelmişti ona. Pencereye koştu. Baktı. Zaman zaman şahit oldukları bir manzara vardı yine sokakta. Duran iki otomobil otomobilden inen insanlar, tartışıyorlardı yol için.
Nevruz Hanım balkona çıktı. Olanları daha iyi görebilmek için balkonun uygun yerine gitti. Biraz da sarktı. Kavga edenlerden biri bir silah çıkarttı. Biri atıldı, silah tutan eli tutmaya çalıştı. Adam’ın “ Ne yapıyorsun?” tepkisi balkona kadar geldi. Ve silah iki el patladı. Nevruz Hanım vuruldu balkondan aşağı düştü.
Bir sabretti iki sabretti, sabrı tükendi, Kocasına, azarlarcasına söylendi:
— Ne dönüp duruyorsun Akif? Uyku tutmadıysa kalk, salona falana git.
Akif Bey bir şey söylemeden yavaşça kalktı. Terliklerini giydi. Salona geçti. Salon perdesini aralayıp dışarıya baktı.
Nevruz Hanım'ın canı sıkıldı. Uykusu da kaçtı. Söylenerek doğruldu, yataktan indi. Kapıyı örtmeden dışarıya çıkmıştı yatak odasından kocası. O da öyle yaptı. Salon elektrikleri yanık değildi, yaktı. Etrafına bakındı. Kocası pencerenin önündeydi. Dudakları kıpır kıpırdı, dışarıya bakıyordu.
Nevruz Hanım, koltuklardan birine oturdu. Geldiğini fark ettirmek için birkaç kez öksürdü. Kocasının, özre bab bir şeyler söylemesini bir süre boşuna bekledikten sonra yanına gitti, koluna girdi, kanepenin yanına götürdü.
Kanepeye oturdular. Kocasının elini, orada, yanında olduğunu hissettirmek istercesine tuttu:
— Problem ne hayatım? Kaç gündür hep böyle.” dedi. Sesi sevecendi. Sıcaktı.
Nevruz Hanım, aklına ilk gelen olasılıkları ardı ardına sıraladı kocasından tepki gelmeyince sordu:
— İşlerin mi bozuldu? Ekonomik kriz dedikleri şey seni de mi vurdu?
- ...
— Kızın meselesi mi?
- ...
— Kefil olduğun o adam mı borçlarını ödemiyor?
- ...
— Bir sağlık sorunun falan mı ortaya çıktı?
- ...
— Sende bir şey var. Bir şey var. Ben senin karın değil miyim?
- ...
— Başka bir kadın mı?
- ...
Nevruz Hanım uzun süren cevapsızlığa sinirlendi. Bağırdı:
-Bir….girdin de çıkamıyor musun?
- ...
Nevruz Hanım ayağa kalktı. Ellerini beline dayadı. Biraz eğildi. Kocasının gözleri içine bakarak değişik bir ses tonu ile önce sorusunu sordu sonra emrini verdi:
— Öyleyse ne? Bir şey söyle be adam!
Akif Bey, asabının bozuk olduğu zamanlarda yaptığı gibi birkaç kez burnunun ucuna hızlı hızlı elini sürdükten sonra buz gibi bir sesle:
— Sizin köyde hiç tanıdık kaldı mı hanım? dedi.
Nevruz Hanım soruya bir mana veremedi o an. Yüzünde değişik bir ifade belirdi.
— Pardon, dedi. “ Anlayamadım.”
— Yaaa, senin bir halanın mı dayının mı bir akrabası vardı köyde. Orada mı acaba diyorum?
Nevruz Hanım, ortalıkta duran taburelerden birini altına çekip kocasına yanaştı.
— Orada, Emecen mi?
- ...
Akif Bey’in yüz ifadesinde en ufak bir değişişliğin olmaması, boş boş bakmayı sürdürmesi Nevruz Hanım’ın kaygısını arttırdı. Kocasına biraz daha yanaştı.
— Sorunun hakkında birazcık ipucu versen de ben de yardımcı olsam hayatım hı, dedi.
— Orada mı? Bir bilgin var mı?
Kocasının gözlerinin dolması, sesinin titremesi Nevruz Hanım’ın gözünden kaçmadı. Tabureyi kocasına doğru biraz daha çekti.
— Ne bileyim ben Akif, dedi. “Hem görsem tanımam? Hem bayram değil seyran değil nereden çıktı şimdi bu?”
Akif Bey, karısının sağ elini tuttu başka bir âlemde imiş gibi. Suratını buruş buruş yaptı. Yalvarır gibi konuştu:
—Ya, hani diyorum ki, bizim köye bir inse de bir baksa Dudu orada mı? Ha, olur mu, ne dersin?
Nevruz Hanım, yeniden sinirlenmeye başladı. Ayağa kalktı:
— Dudu da kim şekerim? dedi. Şeker sözcüğünü bir değişik vurgulamıştı.
Akif Bey, cevap vermedi. Nevruz Hanım kalkıp birkaç kez salonun içerisinde dolaştı. Zihnini zorladı. Dudu’yu anımsar gibi oldu. Tabureye oturdu. Sordu:
— Dudu da nereden aklına geldi şimdi?
—Geçen hafta onların mahallesinden geçme durumunda kaldım da.
—Eee!
— Nasıl anlatayım bilmem ki.
-…
— O cami yerinde duruyordu
— Eeeee!
—Hatırlıyor musun Nevruz? Yılbaşından birkaç gün sonraydı. Geç vakit nefes nefese gelmişti. " Abi “demişti “Bizim oradaki caminin hemen yanı başında bir ev var. Satılıkmış. Adama yalvar yakar oldum. İsteyeni çok ama yarın akşama kadar beni bekleyecek. Kurban olayım yardım etsen de bana ben o evi alsam. Çocuklarımla oraya yerleşirim, borcunu da sana elime geçtikçe öderim. " Hatırladın mı? Sen de vardın.
Nevruz Hanım hadiseyi hatırladı. Akif Bey gözlerini salonun en uzak noktasına dikti. Sözlerini ağlamaklı sürdürdü:
— Nasıl da heyecanlıydı o akşam. O kışta kıyamette terliklerle gelmişti. Yarın uğrarım ben, bakarız deyince ne kadar da çok sevinmişti.
— Uf be Akif! Yıllar sonra nereden aklına geldi şimdi bu?
— Canım benim! Giderken “ Evimi belki hatırlayamazsın abi caminin biraz üstünde camları kırık bir ev var. Ben orada oturuyorum ” demişti.
Nevruz Hanım Akif Bey’e duyurma gayesi gütmeden söylendi:
—Duygu sömürüsü en çok sevdiğimiz şey
Akif Bey’in içi yanıyordu. Duygu ve düşüncelerini sonucunu önemsemeden dillendirmek istiyordu. Yere bakarak başını bir aşağı bir yukarı sallayarak sözlerini sürdürdü:
— Biliyorsun anası Sebahat Hala, uzaktan da olsa bizim akraba olur. O son zamanlarında bir gün rast geldik de sokakta.
Akif Bey gülmekle ağlamak arasında bir duyguya kapıldı. Duygusu ses tonuna da yansıdı:
—Bana küçük bir altın vermiş, “Dudu’ya göz kulak ol ben ölünce. Sizden başka kimsesi yok .” demişti. “ Senden başka kimsesi yok. Ne olur başı bunalırsa yardımını esirgeme ondan. Biliyorsun bebeleri de var.”
Nevruz Hanım, sordu:
— Köye mi gitmiş?
— Dul bir kadın. Biri engelli dört çocuk. Nereye gidecek?
Nevruz Hanım, kocasını rahatlatmak istedi:
— Evlenmiştir belki, dedi.
— Kaç gündür Sabahattin Hala’yı görüyorum rüyamda. Küçük bir altın uzatıyor ve diyor ki…
Akif Bey daha fazla kendine hâkim olamadı. Ağlaması gerekiyordu. Ağlamaya başladı. Nevruz Hanım’ın eli birkaç kez kocasının başına doğru uzandıysa da o el onun başına değmedi.
Akif Bey ağlamayı birden kesti. Ayağa kalktı. Keskin bir bakışla karısına çıkıştı.
— Sen de demedin ki kapıcı dairesi boş, al şunları oraya. Hem binaya bakarlar hem de kanatlarımızın altına alırız diye. Ne biçim karısın sen be!
Adeta ağzından köpükler saçarak son cümleyi sarf etmeseydi Akif Bey, Nevruz Hanım güzel sözlerle kocasının acısını hafifletmek için her şeyi yapacaktı ama son sözleri onu da çıldırttı. Ellerini yumruk yaptı, yüz rengi değişti, sesim komşuya erişir diye düşünmeden avazı çıttı kadar bağırdı:
— Gene suç benim oldu. Gene gitti geldi kabak benim başıma patladı öyle mi Akif Bey?
Nevruz Hanım, ses tonunu değiştirmeden bir şeyler daha söyleyecekti dışarıdan gelen bağrışmalardan bir ses buna mani oldu. Bağrışmalar arasında Yavuz’un sesi de var gibi gelmişti ona. Pencereye koştu. Baktı. Zaman zaman şahit oldukları bir manzara vardı yine sokakta. Duran iki otomobil otomobilden inen insanlar, tartışıyorlardı yol için.
Nevruz Hanım balkona çıktı. Olanları daha iyi görebilmek için balkonun uygun yerine gitti. Biraz da sarktı. Kavga edenlerden biri bir silah çıkarttı. Biri atıldı, silah tutan eli tutmaya çalıştı. Adam’ın “ Ne yapıyorsun?” tepkisi balkona kadar geldi. Ve silah iki el patladı. Nevruz Hanım vuruldu balkondan aşağı düştü.
12 Aralık 2017 Salı
TUDOR MU FATİH TERİM Mİ?
BU İŞTE BİR İŞ VAR.
Tudor kimdir bilir misiniz?
Futbolla fazla ilgilenmiyorsanız söyleyeyim, Galatasaray’ın teknik direktörü. Şu anda 32 puanla Süper Lig’in lider takımının hocası.
Spor basınını izlemeyenler mutlaktır ki şu an, “Ne güzel!” diyeceklerdir. Onu, başarısından ötürü kutlayacaklardır. Ya izleyenler?
Spor basınını izleyenler ya suratlarını buruşturacaklardır ya da Tudor için “ O da hoca mı?” diyeceklerdir ve ekleyeceklerdir:” Onun yaptığını ben bile misli misli yaparım.”
Atalarımız boşa dememiş, “Bir adama kırk gün deli desen deli olur.” diye
Son olarak Okan Buruk Süper Ligin lideri olana Galatasaray’ın hocası için “ ikinci sınıf hoca” nitelemesinde bulundu. Yazık!
Tudor ( Tanımam etmem, Galatasaray taraftarı da değilim) kime ne yaptı bilinmez ama spor basının büyük bir kesimi ağız birliği etmişçesine Tudor’u ağzına sakız yaptı. Takımdan gönderilmesi için yerden yere vuruyorlar adamcağızı. Hemen akabinde de Fatih Terim adını telaffuz ediyorlar. Bazen alenen bazen de üstü kapalı. Son günlerin moda söylemi ile Tudor’un yerine Fatih Terim’i getirmek için algı operasyonu yapıyorlar. Neden acaba?
10 Aralık 2017 Pazar
BİR PROJESİ VARDI
Bir projesi vardı.
İlk olarak Abbas Bey’e gitti, açtı.
Abbas Bey, başını uzun uzun olmaz böyle şey anlamında yukarıya kaldırdı. Defalarca kaldırdı.
***
Abdullah Bey’e gitti anlattı.
Yapmayı tasarladığı iş, Abdullah Bey’inki ile aynıydı.
Abdullah Bey’den “Bu işe başlamadan evvel neler çektiğimi ben bilirim ama şimdi Allah’a çok şükür, arzu ettiğim her şeye fazlasıyla sahibim.”sözünü kaç kez işitmişti.
Konuşmaya başladı Abdullah Bey. Anlattı, anlattı, anlattı... Abdurrahman Bey’in içinden, çıkarıp sadaka vermek geldi.
***
Abdulbaki Bey’e gitti...
“Böyle böyle bir iş var, yapmak istiyorum, siz ne dersiniz?” dedi.
“Beni karıştırma da” dedi Abdulbaki Bey. “ Ne yaparsan yap.”
***
Abdülcabbar Bey, can kulağıyla dinledi onu. Zaman zaman sözünü kesti, sualler sordu; aldığı her cevaptan sonra da:
“Emin misin bunun böyle olduğundan Abdurrahman Bey?” dedi...
***
Abdulgaffar Bey’den:
“Sen hiç adam olmayacak mısın Abdurrahman Bey?” cevabını aldı.
***
Abdulgafur Bey, gönül koymuştu ona:
“ İşin düşünce ararsın hep beni...” dedi.
***
Babür Bey:
“ Vallahi ne söylesem bilmem ki Abdurrahman Bey.” dedi. “ İyi mi olur desem kötü mü olur desem...”
***
Cabir Bey:
“ Bana danışma gereğini hissetmeniz benim için iftihar vesilesi olmuştur.” dedi.
Teşekkür etti. Defalarca teşekkür etti.
***
Dadaş Bey, “ Kulağını çekerim senin.” der gibi eliyle masaya vurdu: “ Kırkından sonra azan ne olur bilirsin.” dedi.
***
Ebubekir Bey:
“Paran o kadar çok ise getir bana ver, niye toprağa gömüyorsun, niye sokağa atıyorsun dostum.” dedi. “ İlahi!” dedi.
Gözlerinden yaş gelinceye kadar, kahkahalarla güldü.
***
Projesini gerçekleştirebilirse Hakan Bey’le meslektaş olacaktı...
Hakan Bey:
“Güzel iş.” dedi. “ Ben memnunum.” dedi. “ Korkma gir, bir mesele çıkarsa da çekinme bana gel.” dedi.
***
Irmak Hanım:
“ Karı kısmının saçı uzun aklı kısa olur diyenler, gelsinler birde seni görsünler...” dedi.
İktisat tahsili görmüştü kadın:
“Çıkacak kan nasıl ki damarda durmuyorsa, çıkacak para da cepte durmuyor demek ki…” dedi.
Ona, parasını en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğini anlattı. Uzun uzun anlattı.
Bir projesi vardı.
İlk olarak Abbas Bey’e gitti, açtı.
Abbas Bey, başını uzun uzun olmaz böyle şey anlamında yukarıya kaldırdı. Defalarca kaldırdı.
***
Abdullah Bey’e gitti anlattı.
Yapmayı tasarladığı iş, Abdullah Bey’inki ile aynıydı.
Abdullah Bey’den “Bu işe başlamadan evvel neler çektiğimi ben bilirim ama şimdi Allah’a çok şükür, arzu ettiğim her şeye fazlasıyla sahibim.”sözünü kaç kez işitmişti.
Konuşmaya başladı Abdullah Bey. Anlattı, anlattı, anlattı... Abdurrahman Bey’in içinden, çıkarıp sadaka vermek geldi.
***
Abdulbaki Bey’e gitti...
“Böyle böyle bir iş var, yapmak istiyorum, siz ne dersiniz?” dedi.
“Beni karıştırma da” dedi Abdulbaki Bey. “ Ne yaparsan yap.”
***
Abdülcabbar Bey, can kulağıyla dinledi onu. Zaman zaman sözünü kesti, sualler sordu; aldığı her cevaptan sonra da:
“Emin misin bunun böyle olduğundan Abdurrahman Bey?” dedi...
***
Abdulgaffar Bey’den:
“Sen hiç adam olmayacak mısın Abdurrahman Bey?” cevabını aldı.
***
Abdulgafur Bey, gönül koymuştu ona:
“ İşin düşünce ararsın hep beni...” dedi.
***
Babür Bey:
“ Vallahi ne söylesem bilmem ki Abdurrahman Bey.” dedi. “ İyi mi olur desem kötü mü olur desem...”
***
Cabir Bey:
“ Bana danışma gereğini hissetmeniz benim için iftihar vesilesi olmuştur.” dedi.
Teşekkür etti. Defalarca teşekkür etti.
***
Dadaş Bey, “ Kulağını çekerim senin.” der gibi eliyle masaya vurdu: “ Kırkından sonra azan ne olur bilirsin.” dedi.
***
Ebubekir Bey:
“Paran o kadar çok ise getir bana ver, niye toprağa gömüyorsun, niye sokağa atıyorsun dostum.” dedi. “ İlahi!” dedi.
Gözlerinden yaş gelinceye kadar, kahkahalarla güldü.
***
Projesini gerçekleştirebilirse Hakan Bey’le meslektaş olacaktı...
Hakan Bey:
“Güzel iş.” dedi. “ Ben memnunum.” dedi. “ Korkma gir, bir mesele çıkarsa da çekinme bana gel.” dedi.
***
Irmak Hanım:
“ Karı kısmının saçı uzun aklı kısa olur diyenler, gelsinler birde seni görsünler...” dedi.
İktisat tahsili görmüştü kadın:
“Çıkacak kan nasıl ki damarda durmuyorsa, çıkacak para da cepte durmuyor demek ki…” dedi.
Ona, parasını en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğini anlattı. Uzun uzun anlattı.
8 Aralık 2017 Cuma
İYİ OLDU
İzin verdi kendine bugün
Bir demet papatya aldı çiçekçiden
Bir de kahve yaptı, koydu termosa
Kendi kendine bir söz vermişti geçen ay
Ağlamayacaktı artık mezarı başında onun
Ağlamadı bugün.
Mezarı başında yudum yudum yudumladı kahveyi
Şık da giyinmişti, kravat da takmıştı
O, onu öyle görmek isterdi hep
Öyle yaptı.
Her mezar dönüşünde perişan olurdu
Bugün öyle olmadı
İyi mi oldu derseniz
İyi kötüden iyidir her zaman
Bir değişiklik yaptı ya yaşamında olumlu manada
İyi oldu iyi
Aferin ona.
7.7.2017
Güzel Söz:
Cesur adamın inancı da vardır.( çiçero)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)